Bu ülkede yorgunluk istisna değil, doğal bir hâl.
Bu ülkede herkes yorgun.
Ama bu yorgunluk ne uykusuzlukla ne de yaşla açıklanabilir. Daha çok, uzun süredir devam eden bir baskının bedensel karşılığı gibi. İnsanlar sabah uyandığında dinlenmiş hissetmiyor; sadece bir günü daha çıkaracak kadar güç toplamış oluyor.
Haber açmak yoruyor.
Fiyat sormak yoruyor.
Bir ay sonrasını düşünmek yoruyor.
Kimse “neden böyle oldu” diye sormuyor artık. Çünkü sorunun cevabını bilmek, çözüm getirmiyor.
Bu ülkede konuşmak da yoruyor, susmak da.
İnsanlar eskisi gibi konuşmuyor.
Yüksek sesle hiç konuşmuyor. Çünkü herkes, konuşmanın bir bedeli olduğunu artık biliyor. Bu yüzden cümleler yarım, itirazlar düşük sesli. Öfke meydanlara değil, insanların içine çekiliyor.
Bu sessizlik bir sükûnet değil.
Bastırılmış bir hâl.
Ve bastırılan her şey gibi, ağırlaşıyor.
Gençler yorgun; çünkü onlara vaat edilen gelecek yok.
Gençler daha hayata başlarken yoruldu.
Okuyorlar ama iş bulamayacaklarını biliyorlar. Çalışıyorlar ama geçinemeyeceklerini biliyorlar. Hayal kurarken bile temkinliler. “Fazlasının hayal kırıklığı olacağını biliyorlar.
Bir ülke için en tehlikeli şey, hayal kurmayan gençlerdir.
Çünkü hayal bitince, bağ da kopar.
Orta yaş idare etmekten tükenmiş durumda.
Her şey onların omzunda.
Ev, çocuk, borç, iş, yaşlanan anne-babalar. Yıllardır “biraz daha sabredin” denilen bir kuşak bu. Şimdi geldikleri yerde hâlâ ayakta kalmaları bekleniyor.
Yorgunlukları tembellikten değil.
Sürekli ayakta kalmaya zorlanmaktan.
Kadınlar bu ülkede yorgun olma hakkı bile tanınmayanlar.
Çünkü hem güçlü olmaları bekleniyor hem de sessiz. Şiddet gördüklerinde korunamıyorlar, öldürüldüklerinde rakama dönüşüyorlar. Hayatta kaldıklarında ise “dayanıklı” olmaları isteniyor.
Bu bir çelişki değil.
Bu, düzenli bir ihmal.
Yaşlılar yorgun; çünkü bu ülkede yaşlanmak yoksullaşmak demek.
Bir ömür çalışıp sonunda geçinememek.
Kenara itilmek. Yük gibi hissettirilmek. “Sabredin” diyen nesil, bugün sabrının karşılığını alamadığını görüyor.
Bu yorgunluk, bir kuşağın sessiz hayal kırıklığı…
Bu yorgunluk sadece ekonomik değil, siyasidir.
İnsanlar kendilerini güvende hissetmiyor.
Yarın ne olacağını bilmiyor. Hukukun ne zaman, kime, nasıl işleyeceğini öngöremiyor. Bir cümle kurarken, bir talepte bulunurken durup düşünmek zorunda kalıyor.
Bu ülkede insanlar artık adalet aramıyor.
Başlarına bir şey gelmemesini diliyor.
Asıl kırılma tam burada.
Sessizlik bir tercih değil, hayatta kalma yöntemi.
Ama bu yöntem toplumları ayakta tutmaz.
Sadece çöküşü zamana yayar.
“Herkes aynı durumda” demek, bu yorgunluğu hafife almak demektir. Herkesin aynı anda yorulduğu bir yerde sorun bireysel değildir. Bu, sistematik bir tükenmişliktir.
Bu ülkede herkes yorgun.
Yük ağır.
Sorumluluk ağır.
Ama hesap veren, ülkenin tükenmişlik hâlini gören yok!