Bir İngiliz gazeteci market sepetini doldurup ortalığı karıştırmış. Aynı 19 temel ürünü hem İstanbul’dan hem Londra’dan satın almış. Sonuç ne olmuş dersiniz?
İstanbul sepeti 72 Sterlin (4.425 TL), Londra’daki aynı sepet ise 44.5 Sterlin. Aradaki fark yüzde 62. Dana kıyma ise bizde neredeyse iki katına çıkmış.
Bir zamanlar “Ucuz Türkiye” diye turistleri kendine çeken memlekette şimdi raflar “Welcome to London prices” (Londra fiyatlarına hoş geldiniz) diyor. Yapımda ve yayında emeği geçen herkese tebriklerimizi sunuyoruz!
Yaşadığımız sadece bir market sepeti skandalı değil, ekonomimizin dibine vuruşunun aynadaki yansıması. Yıllardır enflasyonla boğuşuyoruz. Resmi rakamlar %32’yi gösterirken, mutfaktaki enflasyon bambaşka sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Et lüks oldu, tavuk orta halli, mercimek de “halkın proteini” ilan edildi. Aileler markete girerken adeta mini bir kriz masası kuruyor: “Kıymayı bu ay da pas mı geçsek? Çocuklar fark etmez inşallah. Kurbana ne kaldı? Konu komşu verir birkaç pay!” Konu komşuda da kurbana yetecek para kalmadı ne yazık ki!
Alım gücü resmen bitti. İngiltere’de asgari ücret saatlik 12-13 Sterlin bandında geziyor. Bizim asgari ücret (net 28 bin TL civarı) marketin ödemesini yaptıktan sonra “Bu ay da kurtardık” diye seviniyoruz. İngiliz marketten çıkınca “Hadi bir kahve içelim” diyor. Biz ise “Eve gidip çay demleyelim, masraf çıkmasın,” moduna geçiyoruz.
En komik tarafı ne biliyor musunuz? Yabancı turist hâlâ “Türkiye’de her şey ne ucuzmuş!” diye geziyor. Çünkü cebindeki Euro ve Sterlin var, bizim maaşları görünce kahkahalarla gülüyor. Yerli vatandaş ise aynı sepeti doldururken “Allah’ım yardım et!” diye dua ediyor. Dövizle bakınca zengin, TL ile bakınca perişanız. Tam bir Türk klasiği yaşıyoruz.
Çiftçi mazot-gübre derdinde, tüketici raflardaki fiyatları görünce ayılıp bayılıyor. Zincir marketler zam yarışına girmiş, Üç harfli marketler ise dar gelirlilerin son sığınağı. Pazardan alınan domates, salatalık hâlâ nispeten makul ama eve gelince poşeti boşaltırken “Bu fiyata bu kadar mı alabildik?” diye iç geçiriyoruz.
Ağlanacak halimize gülüyoruz işte. Bir yandan “Tarım ülkesiyiz be! Hayvan üretimimiz artmış (!)” diye övünüyoruz, diğer yandan dana kıymayı İngiltere’den daha pahalı yiyoruz. “Ekmek elden su gölden” günlerinden “Fişe bakıp bayılma” günlerine geldik. Helal olsun!
Peki ne yapacağız? Enflasyonu tek haneye indirmek, tarımı gerçekten desteklemek, maliyetleri düşürmek, insanların alım gücünü korumak lazım. Bir an önce bir şeyler yapılması lazım. Yoksa bu “İstanbul Londra’dan pahalı” manşetleri ve “Bir dahaki sefere neyi kısalım?” muhabbetleri bitmeyecek.
Biz yine de gülmeye devam edelim. Başka ne yapabiliriz ki? Market arabasını iterek
enflasyonla dalga geçer gibi drift atıp, hüzünlü kahkahalarımızı marketin tavanına
savurmaktan başka ne yapabiliriz ki!