"Irahan" (reyhan) derlerdi, toprak gönüllü güngörmüş eski doğurgan analarımız.
(Aslında bu ıtırlı bitkinin botanik ve biyolojik tanımla genel adı fesleğendir.)
Her Anadolu anasının mutlaka kapısının önünde veya çitle çevrili arka bahçesinde bir karık (maşala) ekili maydanozu, ırahanı olurdu.
Öğleyin, Kahramanmaraş yöre ağzıyla dibineyakma (salçalı pilav)ın ya da tereyağlı bulgur pilavının yanında salataya doğramak için önlüğünü kuşanarak bir tutam biçip gelmeleri adettendi.
Yerli ve pembe tonda domatesle onun salataya verdiği lezzet, elbette ki damağın kontrolünden kaçmazdı. Ayrıca kış için kurutulup yemeklere katılması, çeşni-i garnitürden sayılırdı.
Irahan kokardı eli nasırlı çilekeş analarımız. Toprak kokardı mütemadiyen gün yanığı kavruk tenleri... Bazen de fesiyle hicabından göstermediği kâkülünün arasına takarlardı buruşup kuruyuncaya dek.
Akşama kaynatılan Toyganın içineyse reyhangillerden nane (dağ reyhanı) katarlardı. Haricen “yarpuz”da denilirdi söz konusu ıtırlı bitkiye
Hülasa işi zordu Anadolu analarının. Bağ/bostan arası, tarla/takım arası, tandır/ekmek arası mekik dokurlardı gün boyu. Bîtap düşerlerdi yorgunluktan.
Onlar, ala şafakta kalkar gümbür gümbür yayık yayarlardı. inek sağar, ahır süpürürlerdi. Tezek yaparlardı mal gübresinden. Azık taşırlardı bağ belleyen, harman hasatla uğraşan heriflerine ve aile bireylerine. Yolma yolarlardı sarı sıcağın altında, dilleri ve damakları kuruyarak... Sadakat ve şefkat timsaliydi yavrularına, yuvalarına ve yastık arkadaşlarına karşı.
Anişe'ydi, Haççe'ydi, Fadime'ydi, Iraz'dı, Döndü'ydü, Döne'ydi Ummuhan'dı, Ismıkan'dı adları... Çeşme başlarının sülün gibi kızları ve tay gibi taze geliniydiler vaktiyle…
Ancak, düğünlerde ve bayramlarda giyerlerdi sandıklarında sakladıkları çiçek motifli mor fistanlarını. Kına yakarlardı nasırlı ellerine ve bir telini dahi göstermekten hicap duydukları mısır püskülü misüllü mor saçlarına.
Eşkin kısrak gibiydiler buğulu gözlerle sabaha uyandıklarında... Dünyanın tonlarca ağır yükü omuzlarındaydı.
Folluktan yumurta toplamayı, gurk bastırmayı, civciv saymayı ihmal etmezlerdi yaşamlarında.
Bereketin sembolü ve doğurganlığın mücessem haliydiler analarımız. Hele de bir dulda da için için ağlarken, bir damla gözyaşları cehennemi söndürmeye muktedir, volkanik duygularla mündemiç analarımız.
Ahiret yurduna göçen kavruk renkli gün yanığı görsel kesafetinde teni toprak kokan, ırahan kokan analarımıza ve ninelerimize gani rahmetle...
Öpüyorum yosunlu mezar taşlarından... Ara ki bulasın onları…
Tarla cömertliğinden, balkonda saksıya sığdırmaya çalıştığım bir kök reyhana bakarak, maziye dalmamın zaruret saati ve hicran günüymüş, bugünkü içsel yaşadıklarım.
Mor reyhandan mülhem, “Mor Elif“ diye latifeyle taçlandırdığım ve uzaktan görünce bu şekilde ünlediğim canım anam ne kadar da özledim seni ne kadar da…
Saksıya akıttım gözyaşlarımı…