Malumunuz, Dünya Kupası'nda beklenen olmadı. Avustralya ve Paraguay maçlarındaki yenilgilerle Milli Takım gruptan elendi.
Sahada varlık gösteremedi hatta bir gol dahi atılamadı. Tribünler ve ekranlar doğal olarak kızgın. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun bu duruma bakışı ise sahadaki yenilgiden daha fazla tartışma yarattı.
Hacıosmanoğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Cenab-ı Allah nasip etmedi, her şerde bir hayır vardır” diyerek başladı sözlerine. Milletin kalbinin sızladığını, üzüntüyü paylaştığını söyledi. Ardından da Adalet Bakanı Akın Gürlek'e seslenerek: “Ahlâk sınırlarını aşan” yorumlara karşı acilen kanuni düzenleme yapılmasını istedi. “Yorum yapacağız, yazacağız ama ahlâk sınırlarını aşmayacağız” dedi. Eski mesai arkadaşı olmasına da özel vurgu yaptı. Kısacası, eleştirilere karşı yasal kalkan arayışı başlattı.
Dürüst olalım. Eleştiriler arasında hakaret eden, küfreden, ölçüyü kaçıran insanlar mutlaka vardır; zaten onlar için Türk Ceza Kanunu'nun 125-131. maddeleri (hakaret), 299. maddesi (Cumhurbaşkanına hakaret) ve 6112 sayılı yasa (RTUK düzenlemeleri) gibi mevcut yasalar var. "Niye bu kadar plansız gittik? Altyapı sorunu niye çözülmüyor? Yönetimde şeffaflık nerede? Aynı hatalar niye tekrarlanıyor?" diye soran milyonlarca insanın sesini "ahlâk dışı" diye damgalayıp yeni bir yasa ile susturulmasını istemek aklımızda soru işaretleri oluşturuyor.
Başarısızlığı “Allah nasip etmedi” diye geçiştirmek de cabası. Allah'ın iradesine sığınmak kolay. Asıl zor olan, sahada ter dökmek, doğru plan yapmak, uzun vadeli vizyon ortaya koymak ve eksikliklerle cesurca yüzleşmek. Türk futbolu yıllardır altyapı, torpil, popülizm ve şeffaflık, şike sorunlarıyla boğuşuyor. Bunları konuşmak, eleştirmek rezillik değil, milletin en doğal hakkı.
Bu mesele sadece futbolla da sınırlı değil. Ülkemizde adalet algısı, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik konusundaki kaygılar giderek büyüyor. Kamu niteliği taşıyan bir federasyon, kötü sonuçları sorgulayan sesleri yasa ile dizginlemeye kalkınca insan ister istemez düşünüyor: Başarısızlığı kabul edip ders çıkarmak yerine eleştiriyi yasaklamak daha mı kolay geliyor?
Futbol milletin meselesidir, eleştiri yapmak da en doğal hakkıdır. Eğer yönetim icraatlarına güveniyorsa gerçekten, eleştirilerden korkmaz, onlardan beslenir ve kendini düzeltir. Yasalarla değil, başarılarla konuşulmak varken tribündeki sesleri kısmak asıl büyük yenilgi olur.
Peki ya çözüm? Öncelikle TFF'nin performans verilerini, teknik direktör seçim süreçlerini ve mali raporları kamuoyuyla şeffafça paylaşması gerekir. Altyapıya yatırım yapmak yerine her dönem “Kurtarıcı teknik direktör” arayışına son verilmeli. Kulüpler Birliği ve federasyon arasında ortak bir 10 yıllık altyapı planı oluşturulmalı. Ve evet, eleştirilerin arasında ahlak sınırlarını aşanlar olursa, mevcut yasalar zaten işlemekte; yenisine değil, adil uygulamaya ihtiyaç var.
Türk futbolu hem sahada hem yönetimde gerçek bir muhasebe yapılmasını hak ediyor. “Allah öyle istedi” demek yerine “Biz hatalarımız, eksikliklerimiz nedir? Nasıl düzelteceğiz?” diye sormak, özeleştiri yapmak gerekir. Eleştirileri yasalarla susturmaya, yenilgiyi kadercilikle kapatmaya çalışmak kifayetsizliktir!