Uluslararası siyasette bazı kararlar mahkeme salonlarında verilir. Ancak gerçek etkileri mahkeme duvarlarının çok ötesinde hissedilir.

Türkiye ile Irak arasında yıllardır devam eden petrol tahkim davasına ilişkin Paris'teki karar yeniden gündeme gelirken kamuoyunun dikkati yaklaşık 1,5 milyar dolarlık tazminata çevrildi. Doğal olarak ilk soru şu oldu: Türkiye bu parayı ödeyecek mi?

Bence asıl soru bu değil.

Asıl soru, bu kararın hangi jeopolitik döneme denk geldiğidir.

Çünkü aynı günlerde peş peşe yaşanan gelişmeler dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar Bağdat'ta Iraklı yetkililerle Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın geleceğini, enerji iş birliğini ve yeni projeleri görüştü. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan önce Paris'te Ukrayna konulu uluslararası toplantıya katıldı, ardından Kiev'de temaslarda bulundu. Uluslararası basında ise uzun yıllardır atıl durumda bulunan Kerkük-Banyas Ham Petrol Boru Hattı'nın yeniden canlandırılması yeniden tartışılmaya başlandı.

İlk bakışta bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler gibi görünüyor.

Biri hukuk…

Biri enerji…

Biri diplomasi…

Ancak aynı haritaya baktığınızda bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor.

Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte enerji güvenliği artık yalnızca ekonomik bir mesele olmaktan çıktı. Avrupa'nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltma politikası, Orta Doğu'dan Akdeniz'e uzanan bütün enerji koridorlarını yeniden stratejik hâle getirdi.

İşte tam bu noktada Türkiye'nin önemi ortaya çıkıyor.

Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı yaklaşık yarım asırdır yalnızca petrol taşımıyor. Türkiye'nin jeopolitik ağırlığını da taşıyor. Bu hat sayesinde Türkiye, Irak petrolünün Akdeniz'e açılan en önemli kapılarından biri hâline geldi. Bir enerji koridoruna sahip olmak sadece ekonomik gelir sağlamaz; aynı zamanda diplomatik etki ve stratejik pazarlık gücü kazandırır.

Tam da bu nedenle Kerkük-Banyas hattının yeniden gündeme gelmesi dikkat çekicidir.

Uluslararası basına yansıyan açıklamalarda, ABD'li yetkililer bu hattın yeniden faaliyete geçirilmesini desteklediklerini, Amerikan enerji şirketlerinin, özellikle Chevron'un projede rol almasını beklediklerini ifade ettiler. Yapılan değerlendirmelerde hattın, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı'na alternatif bir ihracat güzergâhı oluşturabileceği belirtildi.

Bu gelişme tek başına Türkiye'yi hedef alan bir stratejinin kanıtı değildir.

Ancak Türkiye açısından önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır.

Jeopolitikte bazen önemli olan mevcut koridoru kapatmak değildir.

O koridora alternatif üretmektir.

Alternatif çoğaldıkça mevcut koridorun pazarlık gücü azalır.

Bu nedenle Kerkük-Banyas hattına ilişkin tartışmalar yalnızca Suriye'nin ya da Irak'ın meselesi değildir. Türkiye'nin enerji jeopolitiğini de doğrudan ilgilendirmektedir.

Tam da bu sırada Ankara'nın Bağdat'la enerji diplomasisini hızlandırması tesadüf değildir. Türkiye yalnızca mevcut boru hattını değil, Irak'la uzun vadeli enerji ortaklığını, doğal gaz projelerini ve yeni yatırım alanlarını da konuşmaktadır. Paris'te hukuki süreç işlerken Bağdat'ta geleceğin enerji dengeleri müzakere edilmektedir.

Aynı şekilde Hakan Fidan'ın Paris ve Kiev temasları da bu büyük resmin dışında düşünülemez. Karadeniz'in güvenliği, Ukrayna savaşı, Avrupa'nın enerji arzı ve Orta Doğu'daki enerji koridorları artık birbirinden bağımsız dosyalar değildir. Birindeki değişim diğerini doğrudan etkilemektedir.

Bugün dünya yeni bir jeopolitik döneme giriyor.

Enerji koridorları…

Ticaret yolları…

Limanlar…

Teknoloji…

Uluslararası hukuk…

Artık büyük güç rekabetinin temel araçları hâline geliyor.

Türkiye ise Kalkınma Yolu Projesi, Orta Koridor, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Irak enerji denkleminin tam kesişim noktasında bulunuyor.

Bu nedenle Paris'teki tahkim kararını yalnızca bir tazminat dosyası olarak okumak eksik kalacaktır.

Aynı şekilde yaşanan bütün gelişmelerin tek ve kesin bir planın parçası olduğunu söylemek de doğru değildir.

Ancak şu soruyu sormak son derece meşrudur:

Türkiye'nin enerji koridorlarını etkileyen gelişmeler, Irak'ın alternatif ihracat arayışları, Avrupa'nın değişen enerji politikaları ve Ankara'nın aynı dönemde yürüttüğü yoğun diplomasi gerçekten birbirinden tamamen bağımsız süreçler midir?

Belki öyledir.

Belki değildir.

Fakat jeopolitik analiz tam da bu soruların peşinden gitmeyi gerektirir.

Belki de bugün tartışmamız gereken asıl mesele yaklaşık 1,5 milyar dolarlık tahkim faturası değildir.

Asıl mesele, dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin jeostratejik avantajını koruyup koruyamayacağıdır.

Çünkü devletler bazen savaş meydanlarında değil, masa başında hareket alanlarını kaybederler.

Bir millet için en ağır fatura ise yalnızca ekonomik değildir.

En ağır fatura, kendi geleceğini başkalarının çizdiği haritalar içinde aramak zorunda kalmasıdır.

Haritalar Değişmeden Önce yazı dizisinde, uluslararası siyasette birbirinden kopuk görünen gelişmeleri aynı harita üzerinde birlikte okumaya çalışacağız. Bazen haritalar değişmeden önce, yollar değişir, koridorlar değişir, dengeler değişir.

Bir sonraki yazı: Kalkınma Yolu Projesi; Türkiye’nin Yüzyıl Fırsatı mı, Yeni Rekabet Alanı mı?

Haritalar Değişmeden Önce yazı dizisinde, uluslararası siyasette birbirinden


Dipnotlar

  1. Türkiye-Irak tahkim süreci, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi üzerinden yapılan petrol ihracatı ve 1973 tarihli Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'ndan kaynaklanan uyuşmazlık çerçevesinde yürütülmektedir.
  2. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın Bağdat temaslarında Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın yeniden işler hâle getirilmesi, enerji iş birliği ve doğal gaz projeleri ele alınmıştır.
  3. Uluslararası basına yansıyan haberlerde, ABD'li yetkililerin Kerkük-Banyas Ham Petrol Boru Hattı'nın yeniden canlandırılmasını desteklediği, hattın Hürmüz Boğazı'na alternatif bir ihracat güzergâhı olarak değerlendirildiği ve Amerikan şirketlerinin projede rol almasının beklendiği aktarılmıştır.
  4. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Paris ve Kiev temasları, Türkiye'nin Ukrayna savaşı, Karadeniz güvenliği ve Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin diplomatik girişimleri kapsamında gerçekleştirilmiştir.
  5. Bu yazıda yer alan değerlendirmeler, kamuoyuna açık bilgiler ve güncel gelişmelerden hareketle yapılan jeopolitik analiz niteliğindedir.