Bir ülke bazen savaşta kaybetmez.
Bir mahkeme salonunda kaybeder.
Ve bazen o kaybı yaşarken biz, bambaşka bir gündemin peşinden gideriz.
Günlerdir televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve gazete manşetlerinde tek bir isim dolaşıyor: Haluk Levent.
Hukuk elbette görevini yapacak. Suç varsa ortaya çıkaracak, yoksa bunu da söyleyecek.
Ancak ben başka bir sorunun peşindeyim.
Aynı günlerde Paris’te, Türkiye’nin yaklaşık 1,47 milyar dolarlık uluslararası tahkim dosyasında kritik bir gelişme yaşandı. Türkiye’nin yaptığı iptal başvurusu reddedildi.
İtiraf edelim…
Kaç kişi bunun farkına vardı?
Bir milyar dört yüz yetmiş milyon dolar…
Kâğıdın üzerinde yalnızca bir rakam.
Oysa o rakamın içinde yapılamayan okullar, geciken deprem konutları, destek bekleyen çiftçiler, burs bekleyen öğrenciler, alınamayan tıbbi cihazlar ve belki de emeklinin maaşına yapılamayan bir zam var.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
2014-2018 yılları arasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin çıkardığı petrol, Bağdat yönetiminin onayı alınmadan Kerkük-Ceyhan Boru Hattı üzerinden Ceyhan Limanı’na ulaştırıldı ve dünya piyasalarına sevk edildi.
Dava, petrolün hangi ülkeye satıldığıyla ilgili değildi.
Mesele, Irak merkezi hükümetinin onayı alınmadan gerçekleştirilen ihracattı. Uluslararası tahkim de tam bu noktada Türkiye’nin 1973 tarihli Irak-Türkiye Boru Hattı Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğine hükmetti.
Devletler hata yapabilir.
Yanlış hesap yapabilir.
Dava da kaybedebilir.
Asıl mesele, o hatanın bedelini kimin ödediğidir.
Çünkü bu bedeli hiçbir siyasetçi cebinden ödemiyor.
Bu bedeli vergisini veren millet ödüyor.
Beni düşündüren yalnızca tahkim dosyası değil.
Beni düşündüren, böylesine ağır ekonomik sonuçlar doğurabilecek bir gelişmenin, birkaç gün içinde gündemin kıyısına bile yaklaşamamış olması.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gündemi mi takip ediyoruz?
Yoksa gündem bizi mi yönetiyor?
Bir haber bütün ekranları kaplarken, başka bir haber sessizce geçip gidiyorsa, dönüp bunun nedenini de konuşmalıyız.
Çünkü güçlü toplum, yalnızca önüne konulanı konuşan toplum değildir.
Güçlü toplum, geleceğini etkileyecek gelişmeleri de fark eden toplumdur.
Tarih bize acı bir gerçeği defalarca gösterdi.
Devletler bazen savaş meydanlarında değil…
Mahkeme salonlarında kaybeder.
Bazen bir imzanın bedeli, yıllar sonra milyarlarca dolarlık bir faturaya dönüşür.
Gündem değişecek.
Bugün konuştuğumuz isimlerin yerini yarın başkaları alacak.
Ama devletlerin yaptığı stratejik hataların faturası, manşetlerden çok daha uzun ömürlüdür.
Ve o faturayı, günün sonunda yine bu millet ödeyecektir.
Belki de asıl mesele, Paris’te verilen karar değildir.
Asıl mesele, o kararın bu ülkede neden bu kadar az konuşulmuş olmasıdır.