MISSOURI’DEN BUGÜNE
Darbeler, Krizler ve Güven Bunalımı
Vildan Çelik
Bazı ittifaklar yalnızca dış politikayı değil, ülkelerin iç siyasetini de etkiler.
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, Soğuk Savaş boyunca diplomatik temasların ötesine geçti.
Bu ilişki zaman zaman Türkiye’nin iç siyasal tartışmalarının merkezine yerleşti.
Darbeler…
Muhtıralar…
Ambargolar…
Sokak çatışmaları…
Ve bitmeyen bir soru:
Türkiye’deki siyasal kırılmalar ne ölçüde iç dinamiklerin, ne ölçüde küresel güç mücadelesinin sonucuydu?
Aradan geçen yıllara rağmen bu soru kesin bir cevap bulabilmiş değil.
Ancak kesin olan şu:
Soğuk Savaş yılları, Türkiye’nin hem dış politikasını hem de siyasal hafızasını derinden şekillendirdi.
27 Mayıs: Bir Dönemin Sonu
1950’de büyük halk desteğiyle iktidara gelen Demokrat Parti, çok partili hayatın önemli dönüm noktalarından biriydi.
Adnan Menderes liderliğindeki hükümet, ekonomik kalkınma, kırsal dönüşüm ve Batı ile yakın ilişkiler politikası izledi.
Ancak 1950’lerin sonuna doğru ekonomik sorunlar derinleşti, siyasal kutuplaşma arttı.
27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin ilk askerî darbesiyle karşı karşıya kaldı.
27 Mayıs yalnızca bir hükümet değişikliği değil, demokratik hafızada derin izler bırakan bir kırılmaydı.
Başbakan Adnan Menderes ile Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamı, toplumda uzun süreli bir travmaya dönüştü.
Darbenin nedenleri üzerine tartışmalar hâlâ sürüyor.
Kimi araştırmacılar iç siyasi ve ekonomik koşulları, kimileri ise uluslararası dengeleri belirleyici görür.
Bugün üzerinde uzlaşılan temel gerçek şudur:
27 Mayıs, askerî müdahalelerin siyasal hayattaki etkisini başlatan önemli bir dönüm noktasıdır.
12 Mart ve 12 Eylül: Soğuk Savaş’ın Gölgesi
1960’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye’de ideolojik kamplaşma sertleşti.
Sağ ve sol gruplar arasındaki çatışmalar arttı; şiddet günlük hayatın parçası hâline geldi.
12 Mart 1971’de Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete muhtıra verdi.
Ancak bu süreç kutuplaşmayı azaltmak yerine derinleştirdi.
1970’lerin sonunda Türkiye ağır bir siyasal ve toplumsal kriz içindeydi.
Ekonomik sorunlar, siyasi istikrarsızlık ve şiddet ülkeyi çıkmaza sürüklüyordu.
Ve 12 Eylül 1980 geldi.
Türk Silahlı Kuvvetleri yeniden yönetime el koydu.
12 Eylül Darbesi, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısında derin izler bıraktı.
Binlerce kişi gözaltına alındı, siyasi partiler kapatıldı, sendikalar ve birçok sivil toplum kuruluşu faaliyetlerini durdurdu.
Bu döneme ilişkin en çok tartışılan ifadelerden biri “Bizim çocuklar başardı” sözüdür.
Genellikle ABD’li diplomat Paul Henze’ye atfedilen bu sözün, darbe haberinin Jimmy Carter’a iletilmesi sırasında söylendiği iddia edilir.
Ancak sözün bağlamı konusunda farklı görüşler vardır.
Buna rağmen ifade, Türkiye’de dış müdahale tartışmalarının sembollerinden biri hâline gelmiştir.
Dönemin uluslararası koşulları da önemlidir.
NATO üyesi Türkiye, Sovyetler Birliği’ne karşı Batı bloğunun önemli bir parçasıydı ve iç gelişmeler dış aktörler tarafından yakından izleniyordu.
Bu nedenle 12 Eylül’ü değerlendirirken hem iç krizleri hem de küresel dengeleri dikkate almak gerekir.
Kıbrıs Harekâtı ve Ambargo: İttifakın Bedeli
1974, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir kırılma noktası oldu.
Türkiye, Kıbrıs’taki gelişmeler üzerine 20 Temmuz 1974’te Barış Harekâtı’nı başlattı.
Harekât sonrası iki ülke arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı.
1975’te ABD Kongresi Türkiye’ye silah ambargosu uygulama kararı aldı.
NATO müttefiki iki ülke ilişkileri tarihinde ilk kez bu ölçüde ciddi bir kriz yaşadı.
Ambargo Türkiye’de büyük hayal kırıklığı yarattı ve savunma sanayiinde daha bağımsız politikalar arayışını hızlandırdı.
Gladio, Özel Harp Dairesi ve Bitmeyen Tartışmalar
Soğuk Savaş yalnızca askerî değil, istihbarat ve örtülü operasyonların da yoğun olduğu bir dönemdi.
NATO üyesi birçok ülkede, olası Sovyet işgaline karşı “stay-behind” adı verilen gizli direniş ağları kuruldu.
Bu yapılar, işgal durumunda düşman hatlarının gerisinde faaliyet göstermek üzere tasarlanmıştı.
İtalya’daki “Gladio” yapılanması bu tartışmaların en bilinen örneklerinden biridir.
Türkiye’de ise benzer tartışmalar “Kontrgerilla” olarak anılan yapılar etrafında yürütüldü.
1952’de kurulan Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonra Özel Harp Dairesi adını aldı.
Resmî açıklamalara göre amacı, olası işgal durumunda direnişi organize etmekti.
Ancak zamanla bu yapı hakkında çok sayıda iddia ortaya atıldı.
Bu iddiaların bir kısmı araştırmalara konu oldu, ancak tarihçiler arasında tam bir görüş birliği yoktur.
Kesin olan şudur:
Soğuk Savaş boyunca Türkiye de dâhil birçok ülke küresel güç mücadelesinin etkisi altında kaldı.
Bu dönem, yalnızca dış politikayı değil, toplumsal hafızayı da şekillendirdi.
Geçmiş tam olarak aydınlatılamadığında sorular varlığını sürdürür.
Bazen tarih, cevaplardan çok sorular bırakır.
Dipnotlar
1. Demokrat Parti dönemi, 27 Mayıs Darbesi ve Türk siyasal hayatına etkileri için bkz. Türkiye’nin Düzeni; ayrıca bkz. Modern Türkiye’nin Oluşumu.
2. 27 Mayıs Darbesi’nin siyasal ve toplumsal sonuçları konusunda bkz. Türk Demokrasi Tarihi.
3. 12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Darbesi üzerine bkz. 12 Eylül Saat: 04.00; ayrıca bkz. Turkish Politics and the Military.
4. “Bizim çocuklar başardı” (Our boys did it) ifadesi, Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan anlatılardan biridir. İfade genellikle Paul Henze’ye atfedilmektedir. Sözün bağlamı ve tarihsel ayrıntıları konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.
5. Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrasında uygulanan ABD silah ambargosu için bkz. Troubled Alliance: Turkish-American Problems in Historical Perspective, 1945-1971; ayrıca bkz. Turkish Foreign Policy Since 1774.
6. NATO’nun Avrupa’daki “stay-behind” yapılanmaları ve Gladio tartışmaları için bkz. NATO’s Secret Armies.
7. Türkiye’de Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Kontrgerilla tartışmaları konusunda bkz. Kurtlar Vadisi Değil Kurtlar Sofrası; ayrıca gazetecilik çalışmaları ve TBMM araştırma raporları.
8. Bu bölümde yer verilen bazı değerlendirmeler, tarih yazımında tartışmalı alanlar içermektedir. Doğrulanmış tarihsel olgular ile kamuoyunda süregelen tartışmalar birbirinden ayrılmaya özen gösterilmiştir.
Yazarın Notu
Bu bölüm, tarihsel belgeler, akademik çalışmalar, resmî kayıtlar ve farklı tarih yazımı perspektifleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Tartışmalı konular kesin hüküm olarak değil, tarihsel tartışma alanları çerçevesinde ele alınmıştır.