Ali Avgın: Kıymetli Hocam, Maraş'ın Edebiyat Şehri ünvanını almasını konuşacağız bugün, ancak ilk sorum Maraş'ın özellikle neyi var da bu kadar fikir insanı, kültür insanı yetiştirdi ve entelektüel bir dünya oluştu burada? Bunu siz neye bağlıyorsunuz?

KAHRAMANMARAŞ’IN UNESCO YARATICI ŞEHİRLER AĞINA EDEBİYAT ŞEHRİ OLARAK DAHİL OLMASI ÜZERİNE

Mehmet Akif Kireçci: Bu soruya hiç beklemediğiniz bir yerden cevap vereyim. İlk cümlem şu olsun: Maraş'ın suyu. Elbette şiirden başlamak istiyorum cevaplarıma. Buranın suyunu içen şair olur herhalde, öyle bir deyim var biliyorsunuz. Yalnızca bizim çocukluğumuzdan beri değil, daha önceki dönemlere gidildiğinde de görünen şey şu ki bu şehir tarihten bu zamana hep şair yetiştirmiş. Bu şairlerin bir kısmının divanları var, bir kısmı kendine daha geniş bir entelektüel coğrafyada yer edinmiş, bir kısmı yerelde kalmış, bir kısmı kendi ailesinin içinde kalmış. Halk ozanlarımız da şehrimizin oldukça güçlü bir yönü. Yani Maraş deyince hepimizin aklına ilk şiir geliyor. Bir de rüzgârı, ayazı çok meşhur biliyorsunuz. Maraş'ın rüzgârı Abbasi dönemindeki şiirlerde bile geçiyor. Farklı eserlerde Maraş’ın rüzgarına atıflar, göndermeler de karşımıza çıkıyor.

Yıllar evvel Amerika'dayken öğrenciliğim sırasında Maraş için bir kitap yazmayı hayal etmiştim: Rüzgârın ve Şairlerin Şehri. İnşallah belki bir gün nasip olur. Kısaca, Maraş deyince burada ilk akla gelen unsurlardan biri şiir. Bu, şehir kimliğinin güçlü bir parçası. Cumhuriyet döneminin başlarından itibaren Maraş’ın edebî kimliğinin hem şehrin hem de Türkiye’nin entelektüel coğrafyasında daha çok öne çıktığını görüyoruz. Sanki şiir ve söz şehrin kendini ifade etmesinin bir aracı olmuş. Bir kahramanlığı var, bir de şairliği var Maraş'ın. Bu özellikleri ve hususiyetleri iyi ki kayda geçmiş, iyi ki yazılmış, çizilmiş ve devam etmiş, ettirilmiş. Buna da hem Maraşlılar hem de Maraş'ın dışındaki edebî çevreler hem sahip çıkmış hem de oldukça yüksek değer atfetmiş. Nihayetinde de bizim bir karakterimiz olmuş artık şiirle anılmak. Şiir şehri ya da şairler şehri olarak karakterize edilen edebî kimliğimizin ana kaynağı nedir deyince buna “su” ile somut bir cevap vermek istiyorum. Maraş'ın suyunu içen şair olur mu? Olur. Zaten biliyorsunuz Yedi Güzel Adam'dan birisi, rahmetli Sezai Karakoç abimiz, Maraşlı değil ama Maraş'ın suyunu içmiş. Aslında biraz daha genişletelim ve şöyle nihayetlendirelim bu mevzuyu: “Maraş'ın suyu var, havası var, bir de tasası var.” Sonuncusunu ayrıca konuşabiliriz başka zaman.

Ali Avgın: Peki değerli Hocam. Yaratıcı Şehirler Ağı’nda Edinburgh ya da Barcelona gibi dünyanın önde gelen şehirleriyle aynı listedeyiz artık. Maraş bu şehirlerle nasıl bir ortak paydada buluştu? Bu konuyu nasıl değerlendirmeliyiz?

Mehmet Akif Kireçci: Öncelikle konunun teknik boyutunda UNESCO’nun çok boyutlu olarak belirlediği çeşitli kriterler ve standartlar var. Şehrimiz yıllar içerisinde önemli mesafe kat ederek bunları hem yerine getirdi, hem de bunu çok doğru bir stratejiyle, dille ve üslupla karar vericilere ve ağa anlatmayı başarabildi. Hem başvuru dosyasında hem de ağ içerisinde yürüttüğü tamamlayıcı çalışmalarla, kendi özgün hikayesini evrensel bir nitelikle buluşturmayı başardı. Bunu öncelikle belirtelim. Dolayısıyla, bu bir tesadüf, bir şans değil. Arkasında büyük bir dönüşüm ve hikâye var. Dünyadaki edebiyat şehirlerine gelirsek, bu şehirler arasında muhakkak farklılıklar var, her biri ayrı karakterde. Buluşulan ortak payda: yaratıcılığın ve edebiyatın şehrin merkezi bir unsuru olarak tanımlanması. Bu şehirlerde elbette büyük yazarların varlığını biliyoruz. Ama benim görebildiğim, gezebildiğim, takip edebildiğim kadarıyla Avrupa'da, Amerika'da veya Asya'nın değişik ülkelerindeki edebiyat şehirlerinde bizdeki kadar herkesin şair olduğu ya da neredeyse herkesin edebiyatçı olduğu bir şehir yok. Önemli edebiyatçılar çıkarmış şehirler var, önemli müzik ustaları çıkarmış şehirler var kuşkusuz. Ama şehrimizin ayırt edici özelliği, edebiyatın burada gerçekten popüler olması, sokakta olması, yaşıyor olması. İyi kötü, okuma yazma bilen-bilmeyen herkesin şiir söylediği bir şehirden bahsediyoruz. 1940’lardan itibaren gelişen dergicilik geleneğimiz de ayırt edici bir unsurumuz. Liselerde bile edebiyat dergilerimiz var. Dolayısıyla, evet, edebiyat şehri olma ortak paydasında buluştuk, ancak ayırt edici özelliklerimizle de ağda müstesna bir yerimiz olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra bu müstesna ve özgün konumumuzu hem koruyarak güçlendirmemiz hem de bunu vurgulamamız, anlatmamız ve öne çıkartmamız gerekiyor.

Biraz geriye döneceğim müsaadenizle. Maraş’ta çocukluğuma dair hatıralarımdan süzerek bir anımı anlatayım size. Mesela bir sel olurdu Maraş’ta. Ertesi gün bir halk ozanı bir destan yazmış o selle ilgili; getirir, belki iki kuruşa, bir kuruşa, yirmi beş kuruşa, neyse artık o zaman ederi, bunu satardı ya da para veren olursa cebine iki üç kuruş sıkıştıranlar... Halk ozanı dediğimiz, halk şairi dediğimiz kişiler bunlar. O insan ilkokul mezunu bile değil belki. Bunlardan bir tanesini net hatırlıyorum. Dedemin, babamın bir iş yeri vardı. Ben oradayken şahit olmuştum. Yine böyle biri kocaman bir A3 kâğıdına, sarı kâğıda, bastırmış matbaada. Eline almış, pide dizmiş gibi kucağında, geçenlere veriyor, dağıtıyor. Tabii oradan bir ekmek parası kazanacak bir şey değil bu. Mümkün değil. Kendi yazdığı şiiri, destanı, ağıtı kayda geçiriyor. Benim üzüldüğüm bunlar yok ortada, elimizde yok bunlar. Şimdi acaba bunlar nerelerde, bunlardan kaç tane vardı, yüzlerce var mıydı, her dönemde oldu mu? Bunun peşine düşen birisi var mıydı? Arayıp gün yüzüne çıkarmamız gereken böyle değerlerimiz de var bizim. Demek istediğim bu şehir böyle bir şehir, bu şehrin insanı böyle bir profil. Yazan, söyleyen, anlatan, derdi olan insanlar. Bu, bahsettiğim anıda olduğu gibi önceden de vardı, bugün de var.

Tekrar konuya gelecek olursak, evet edebiyat şehirlerinden James Joyce çıkmış. Virginia Woolf'u yetiştirmiş şehirler var. Yani, başka şehirlerde dünyaya mal olmuş yazarlar var. İngilizce yazanlar, Almanca yazanlar olduğu gibi, başka dillerde yazılıp Batı'nın ortak dillerine çevrilmiş eserler de var. Bizim henüz oraya biraz daha vaktimiz var. Maraşlı şair ve yazarlarımız haricinde, bizim milli düzeyde tanınan ve çok bilinen büyük edebiyatçılarımızın ve şairlerimizin bile, örneğin Behçet Necatigil, İlhan Berk, Ece Ayhan, İsmet Özel gibi, kaç eseri kaç dile çevrildi? O halde bu bahsi şöyle tamamlayalım: Bizim Maraş olarak, sadece Maraş'ın edebiyat birikimini değil, Türkiye'nin edebiyat birikimini de bu üye şehirlere, farklı ülkelere, coğrafyalara ve dillere taşımada öncü olmamız lazım. Bence burası çok kritik. Bu rolü kendimize biçip buraya odaklanmak lazım.

Ali Avgın: Hocam hemen bağlantılı olarak sorayım. Kahramanmaraş'ın edebiyat şehri olması ulusal anlamda ne ifade ediyor?

Mehmet Akif Kireçci: Maraş'ın edebiyat alanındaki mevcut şöhreti uzun soluklu ve zorlu bir süreç sonunda hepimizin emekleriyle uluslararası bir şekilde tescillendi. Maraş Türkiye’nin ilk tescilli edebiyat şehri olarak kayda geçmiş oldu böylece. Bu mühim bir konum. İlk soru şu: Maraş bu konumu ile ulusal entelektüel ekosisteme nasıl katkı verecek veya ulusal entelektüel ekosistemi nasıl sürükleyecek? Bunu henüz bilmiyoruz. Arada sırada bazı çevrelerde “Evet ya, artık bu iş bitti. Biz, bakın gördünüz mü, edebiyat şehriymişiz” diyerek konuyu kapatma noktasında birtakım eğilimler görüyorum. Hayır, öyle değil. Daha yeni başlıyoruz. Burada, Maraş'ta bu işin öncülerine düşen rol sadece Maraş'ı değil, az önce belirttiğim gibi, Türkiye'deki edebiyat birikimini de daha çok görünür kılmak. Bunu hem ülkemiz genelinde bir edebiyat seferberliği gibi, hem de edebiyatımızı uluslararası zemine taşıma açısından bir seferberlik olarak düşünelim. Bu hususta, başta şair ve yazarlarımız olmak üzere, edebî alanı destekleyen her türlü sektörlerimizin, belediyelerimizin, üniversitelerimizin ortak hareket etmesi oldukça önemli. Burada herkese iş düşüyor, herkese rol var. Ben çok ümitliyim bu konuda. Şehirde muazzam bir arzu ve isteklilik var. Bu heyecan, isteklilik ve çaba kurumsal desteklerle birleşirse bunu başaracağımıza inanıyorum.

Tabii bu süreçte çok büyük bir bahtsızlığımız oldu. Deprem sonrası gündemin içerisinden bu konuları konuşuyoruz. Birkaç gün önce Maraş’taydım. Şehrin ana caddeleri bile halen hayata dönmeye çalışıyor. Sağ olsunlar, devletimiz, belediyemiz çok büyük bir çaba içerisinde. İçinden geçtiğimiz sürece yeni bir ad koyalım. İyileşme konseptini son üç yıl kullandık. Artık yeni bir dönem tanımlamanın zamanı geldi. Bu bizim diriliş hikayemiz olsun. Yeniden daha iyisini kurarak yapılanma aşaması diyelim. Daha dirençli, daha mutlu bir şehir. Aldığımız ünvan da bu diriliş ve yeniden yapılanmamıza bir motivasyon olsun. İnşallah hem maddi olarak şehrimizin yeniden ayağa kalktığı, hem de manevi olarak edebiyatımızın bu ayağa kalkış içerisinde bizim tutunacağımız bir dal olduğu, bir ağaç olduğu, arkamızdaki rüzgâr olduğu, bir yöne doğru ilerleyelim hep beraber.

Ali Avgın: İnşallah. Değerli Hocam, kısaca sormak isterim, Yaratıcı Şehirler Ağında yer almak, UNESCO Edebiyat Şehri tescili, bir prestij mi, sorumluluk mu?

Mehmet Akif Kireçci: Her ikisi de, hem prestij hem de büyük bir sorumluluk. Eğer sorumluluklarımızı yerine getiremezsek de prestij kaybı olur. Bunu da ifade etmek lazım. Olumlu konulara odaklanalım. Şayet yerelde, ulusalda ve uluslararası alanda sorumluluklarımızı en iyi şekilde yerine getirirsek, bu prestijli ünvanın getirilerinden hiç kuşkusuz istifade etmiş olacağız.

Ali Avgın: Sayın Hocam, Yaratıcı Şehirler Ağına katılım yolculuğunun başlangıcından beri şehrimiz sizinle birlikte yol aldı. Çalışmalara vakit ayırdınız, yön verdiniz, rehberlik ettiniz ve destek oldunuz. Yaklaşık 10 yıldır bu konunun sizin de gündeminizde olduğunu biliyoruz. Bu zaman zarfında Maraş'ın adaylık sürecinin hem teknik boyutuna hem de şehrin dönüşüm boyutuna dair neler ifade etmek istersiniz?

Mehmet Akif Kireçci: Evet, bu hepimiz için uzun ve kolay olmayan bir yolculuktu. Şehrimizde bu fikrin ilk konuşulduğu, tartışıldığı, düşünüldüğü zamanları hatırlıyorum. Belirttiğiniz gibi yaklaşık 10 yıldır bu meseleyi konuştuk, çalışmalara katıldık. Başlangıç toplantılarında da bulunduk. Hem üst düzey muhataplarımızla hem teknik ekiplerimizle çok yönlü olarak çalıştık. Bu süreçte yaşanılanların bir kısmını, gözlemlerimi ve şehirde nasıl bir seyir olduğunu hatıralarımda yazabilirim belki. Şimdilik bunun zor bir süreç olduğunu belirtmekle yetineyim öncelikle. Bu zorluk bir yandan başvurunun kolay bir iş olmamasıyla ilgili, bir yandan da şehrin konuyu algılamasıyla ilgiliydi. İlk dosyanın bana geldiğini hatırlıyorum. Yıllar önceydi. Sonra kaç dosya hazırlandı. UNESCO’nun ve Yaratıcı Şehirler Ağı’nın ne olduğunu, ağa dahil olmanın ne anlama geldiğini, ağın şehirlerden ne beklediğini idrak etmek asıl meseleydi. Yani şehirde aşılması gereken ilk zorluk bu sürecin mahiyetinin muhataplarımıza ve paydaşlara anlatılması ve o çerçevenin oturmasıydı. Bununla ilgili çok istişarelerimiz oldu. Yaratıcı Şehirler Ağının misyonu, edebiyat şehri olmayla ilgili normlar, kriterler, başvurudaki sorular ve şehirde aranan niteliklerin özü… Bütün bunları anlamak ve uluslararası kabul görecek bir dil, üslup ve yöntem ile şehri takdim etmek. Ayrıca Ağ’ın içerisinde harekete geçip güçlü iletişim kurmak. Bunları yaparken bir yandan da şehri dönüştürmek. Tüm bunlar kolay bir süreç değil, hatta oldukça zor bir süreç. Bunu nihayetinde şehir olarak geldiğimiz noktayla son başvurumuzda başardık. Bu sürecin içerisinde olmak, dönem dönem bu sürecin stratejisini belirlemek ve Maraş'a böyle bir katkı sunabilmiş olmak benim için elbette bir gurur vesilesi.

Tabii biz baştan beri bu işin içerisindeyiz, yani başladığımız noktadan bugün geldiğimiz yer itibariyle arada çok mühim aşamalar kat ettik. Ben şunu görmekten de ayrıca mutluyum. Bunu da özellikle vurgulamak isterim. Maraş'ta artık bu sürece sahip çıkacak ve süreci devam ettirebilecek bir insan kaynağının oluşmuş olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor. Çünkü birçok şehrimizin asıl sorununun bu olduğunu ben gördüm. Biz bu işleri yeni yeni öğreniyoruz Türkiye olarak da. Bu süreçleri bir defalık bir iş olarak görmekten ziyade bunun bir süreç olduğunu, bunun bir angajman, bir ilişki modeli olduğunu anlayıp buna göre bir ekip oluşturmak, akıl fikir üretmek. Şehrimiz bu anlamda doğru bir stratejiyle kilit insan kaynağını bir araya getirmeyi başardı. Son başvuru öncesinde Sütçü İmam Üniversitesi’nden farklı disiplinlerden hocalarımız sürece dahil oldu ve çok uyumlu, donanımlı ve uluslararası tecrübeli bir ekip olarak çok mühim destekler verdiler. Yani şehrimiz kendi kaynaklarını mobilize ederek başarıya ulaştı. Bunlar çok değerli şeyler. Bu uzun yolculuğun sonundaki kıymetli çıktılardan biri de bu. Maraş’ta bu anlayışın yeşerdiğini ve yerleştiğini, tecrübeli ve umursayan bir ekibin bu çalışmaların devamlılığına inancını gözlemlemek beni çok mutlu ediyor.

Ali Avgın: Değerli Hocam “ünvanı aldık, şehre ne faydası olacak?” diye herkes merakla soruyor, bekliyor. Somut çıktıları görmekle ilgili yüksek bir beklenti var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Mehmet Akif Kireçci: Artık uzun soluklu yeni bir süreç başladı bizim için. Aldığımız ünvanın bazı yansımalarının zaman alacağını biliyoruz ama kamuoyunda bunun bize ne faydası olacak” diye sorulmasını ben çok kıymetli ve anlamlı buluyorum. Hemen ilk faydayı söyleyelim: Edebiyat ağındaki bütün şehirler Maraş'ı duydu mu? Duydu. Ve duymaya devam edecek mi? Edecek. Birinci çıktımız bu. İkinci çıktımız, Türkiye'de bizim konumumuz uluslararası bir tescil kazandı mı? Kazandı. Bu Türkiye’deki yerimiz açısından da çok mühim. Üçüncüsü, tabiri yerindeyse, uluslararası bir kulübün üyesi olduk. Biz kendi edebiyatımızı, kendi ürünümüzü, kendi kültürel çıktımızı dünyaya takdim etmek için prestijli ve küresel bir networke dahil olduk.

Bu faydaları başlangıç olarak göz önünde bulundurmamız ve unutmamamız lazım. Bunları elde ettik. Bu kazanımların hepsi eşsiz değerde. Devamına gelelim o halde. Dört, UNESCO bize soruyor, basitçe ifade edeyim, “siz madem bu kadar güzel ve çok edebiyat üreten bir şehirsiniz, bir yaratıcı şehirsiniz, peki insanlar buradan ekmek kazanıyor mu?” UNESCO bizim yazarlarımızın ve bağlantılı tüm alanlardaki yaratıcı yeteneklerimizin Maraş'ta ekonomik durumunu merak ediyor; kültürel yeteneklerin sürekliliğinin sağlanacağı bir endüstriyel ortamın olmasını tavsiye ediyor. Yani kültür endüstrisinin dinamizmi onlar için de bizim için de merkezi bir unsur. Bunları güçlendirmemiz bekleniyor. Bu oldukça değerli. Biz UNESCO'ya önümüzdeki dönemlerde sunacağımız periyodik raporlarımızda, örneğin “bakın şu kadar kitap ve dergi Maraş’ta basılıyor; önceleri Maraşlı şairlerin, yazarların kitapları başka şehirlerde basılıyordu ama şimdi Maraş'ta basılıyor; Maraş'ta matbaa sektörü gelişti, dergicilik sektörü de ilerledi bu payeyi aldıktan sonra; yeteneklerimizin alandan gelir elde etmeleri şu düzeyde arttı” diyebileceğiz. Tabir yerindeyse burada bir edebiyat ekonomisi oluşturmamız gerekiyor. Bu konu çok boyutlu. Grafik, tasarım, editörlük, dergicilik, çevirmenlik, aşıklık, müzik, dijital platformlar, etkinlik organizatörleri, kitap caféler vb. birçok alandaki aktörle birlikte değerlendirmek ve düşünmek lazım ekosistemi. Bu ekosistemi geliştirmeye yönelik adımları ise kuşkusuz şehir atacak, şehrin aktörleri bunu sağlayacak. Özetle, şehrin kültür, sanat, yaratıcılık ekosistemini geliştirmek temel hedeflerimizden biri olmalı. Bu kısımda çok fazla somut çıktıya ulaşmak için ve bu ünvandan insanımız maddi olarak da faydalansın diye çabalamamız gerekiyor.

Birkaç gün önce sayın başkanımız Fırat Görgel Bey’le bu konuları istişare ettik. İki üç tane pilot bölgede kitapçılar sokağı olması mevzusunu konuştuk. Kendisi de çok sıcak baktı buna. Hatta birkaç alternatif yer de hemen akabinde konuşuldu. İnsanlar mesela bizim şehrimize dondurma yemeye geliyor. Belki kayak yapmaya geliyor. Onları kitapçılar sokağımızda eserlerimizle ve yazar ve şairlerimizle de buluşturalım isterim. Bizim kitapçılarımızda belki İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Konya'da bulamayacakları eserlere ulaşsınlar istiyoruz. Ziyaretçilerimiz başka yerde olmayan, sadece bizde olan eserler, objeler görsün ve satın almak istesin diye ümit ediyorum. Marka şehir olarak farklılaşmamız lazım. Bunu da hem ülke düzeyinde hem de uluslararası alanda yapmak gerekiyor. Şehrin cazibesini hem şehir sakinleri hem ziyaretçiler için artıracak konulara da odaklanmalıyız. Sayın Başkanla başka mevzuları da istişare ettik. Edebiyat şehri olmuş, uluslararası bir ağa girmiş bir şehir olarak bizim çok büyük bir konferans ve sergi salonuna ihtiyacımız var. Bu konuda da mevcut durumu ve şehrin ihtiyaçlarını konuştuk. Önümüzdeki ay Bakan Bey’in ziyareti bekleniyor. Bu konunun gündeme getirilip Bakanlığın desteğinin sağlanması çok önemli. Biz artık skalamızı yükseltmek üzere kendimize bakmak zorundayız. Yani yeterlilik değil, Bu bize yeter.” değil. Zaten yıkılmış bir şehri ayağa kaldırmaya uğraşıyor Sayın Başkan, sağ olsun. Ana arterleri yok olmuş bir şehirden bahsediyoruz. Evet, farkındayım, şu anda bir hayata dönüş projesi var şehirde. Yani kolay değil. Sayın Başkanın desteklerine her zaman ihtiyacı var şehrimizin. Cumhurbaşkanımızın çok büyük destekleri var. Bakanlarımızın hepsi ziyaret ediyor, geliyor. Biz de artık Kahramanmaraş'ı bir Edinburgh, Iowa, Manchester, Barcelona, Lyon, Heidelberg, Melbourne gibi edebiyat şehirlerinin arasında eşsiz bir konuma getirmenin planlamasını yapmalıyız. Beş yılda, 10 yılda ulaşılacak hedefler belirlemeliyiz. Örneğin, dünyada tanınan bilinen film festivallerinin, tiyatro festivallerinin olduğu, dünyaca tanınmış şair ve yazarların gelip burada imza günü yaptığı bir şehir. Dolayısıyla yerelde gelişirken küresel hedeflerimizi de net belirleyip ona uygun alt yapımızı geliştirmek zorundayız. Yani artık bugünü değil yarınları hayal ederek düşünmek ve planlama yapmak zorundayız. Bu konuda da hem ulusal hem de yerel düzeyde güçlü desteklere ihtiyacımız var. Burada fikren çok açık ve destekleyici bir yerel yönetimimiz var. Hem belediyemize hem de edebiyat şehri başvurusunu ve devam eden çalışmaları destekleyen üniversite ekibimize teşekkür ediyorum. Diğer paydaşlarımızla da birlikte hareket edilirse somut çıktıları çoğaltarak şehrimize ve ülkemize daha güçlü hizmetlerde bulunabiliriz.

Ali Avgın: Kıymetli Hocam, anladığımız kadarıyla bundan sonraki sürecin bir edebiyat bir de kurumsal dönüşüm boyutu var. Bu çalışmalar için hangi aktörler kilit rol oynuyor? Şehrimizde bahsettiğiniz çıktılara ulaşmak için nasıl bir iş birliği modeli gerekiyor?

Mehmet Akif Kireçci: Öncelikle, edebiyat ağındaki şehirlerle iş birlikleri açısından başlayayım. Ağın içerisinde çok önemli, çok gelişmiş şehirler var. Bu şehirlerle ilişki tesis etmek ve bu ilişkileri taşıyabilmek kolay bir mevzu değil. Bundan sonraki süreçte en önemli konularımızdan biri bu olmalı. Dolayısıyla sadece kendi dünyamıza odaklanmakla kalmayacağız. Başka dünyalardaki, başka ülkelerdeki edebiyat şehirleriyle nasıl hemhal olabilirizin de yollarını arayacağız ve bunun çabası içerisinde olacağız. Bir ağın içerisinde yer aldığımız için, bu ağın potansiyelinden ancak üye şehirlerle güçlü ilişkiler tesis edersek yararlanabiliriz. Burada söz konusu ilişkilerin belirli bir seviyeye ulaşması için başlangıç çalışmalarımız çok kritik olacak. Bu durum ileride ağdaki konumumuzun da belirleyicisi olacak. Biraz önce ifade ettim, “şehrimizde bunu taşıyacak bir ekibi görmek beni çok mutlu ediyor” demiştim. Dolayısıyla bunu yapabilecek bir kapasitemiz var ve ekibimizin çalışmalara başladığını da biliyorum.

Aktörler ve iş birlikleri ile ilgili şunları belirtebilirim: Birinci aktör biliyorsunuz Büyükşehir Belediyesi, Büyükşehir Belediye Başkanı ve alttaki birimler. Oradaki arkadaşların destekleri ve çalışmaları için çok teşekkür ediyoruz. Kamu olarak, ikinci ve en kritik aktör devletimiz. Hükümetin güçlü bir desteğine ihtiyacı var şehrimizin. Üçüncü olarak kuşkusuz üniversitelerimizi ifade etmeliyim. Özellikle son başvuru döneminde üniversitelerimiz bu sürecin önemli paydaşı oldu. Bundan sonra ise daha fazla sorumluluk düşüyor onlara da. Akademik katkı önemli. Bir de bu ünvan aynı zamanda üniversitelerin de yaptığı her faaliyetin hem ağ içerisinde hem de uluslararası platformlarda daha fazla görünür olmasının da yolunu açacak bir zemin oluşturdu. Dolayısıyla bu süreçten hem istifade etmek hem de sürece katkı sunmak gerekiyor. Bahsettiğimiz aktörler şehirdeki projelere daha çok bütçe ve insan kaynağı ayırmalı.

Sivil toplum kuruluşları da oldukça mühim birer aktör olarak iş birliği modelinin içerisinde yer alıyor. Zaten onları güçlendirmek için ben de sürekli bir çaba içerisindeyim. STK’ları, sivil alanı, bir de bireysel olarak şair ve yazarlarımızı ön plana çıkartmak zorundayız. Çünkü bu iş neticede devletin ve yerel yönetimlerin destek olduğu ama bireylerin, vatandaşların, şairlerin, yazarların sürüklediği bir şey. Kurumlar kendileri edebiyat üretmiyor neticede. Örneğin bu konuda MESDER’e teşekkür ediyorum. Şehirde çok kıymetli bir sorumluluk üstlendiler. Bu örneklerin çoğalması lazım. Öte yandan STK’larımızın da kendi içlerinde daha güçlü olmaları lazım. Bu kuruluşlarımızı hem organizasyonel hem de finansal olarak güçlendirmeliyiz, desteklemeliyiz. Bu kadar imkansızlıklar içerisinde bir araya gelmeye devam eden, gülümsemeye devam eden, yazıp çizmeye devam eden, bir arada olmayı önemseyen gruplarımızın olması, bizim çok kıymetli bir hazinemiz aslında. Buraya, bunun üzerine, titrememiz lazım. Tabii bir de özel sektörün de kültür sanat alanına yatırımlarının ve desteğinin artması ümidimiz. Bunun da iki boyutu var, biri kültür endüstrisi girişimciliği, diğeri de şehrin kültür sanat hayatına destek olmak. Maraş’ta özel sektörün muhakkak bu ünvana sahip çıkması gerekiyor. Şehrimiz uluslararası bir marka oldu. Bunun korunması ve ileriye taşınması özel sektörün de sorumluluğu.

Özetle şehirdeki aktörlerin, paydaşların da diyebiliriz, bundan sonraki süreçteki rolü, edebiyatı üreten kişileri, daha geniş ifade edelim, kültür ve sanat alanında çalışan ve üreten kişileri destekleyerek bu ekosistemi güçlendirmek. Biz farklı kesimlerin desteğini ekosisteme almak durumundayız. Bu alanın iyi yönetilmesi gerekiyor. Bu bizim başarımızı sürdürülebilir kılar. Edebî üretimin sürekliliğini, edebî yeteneklerin devamlılığını, şehrin kültür ve sanat ortamının sürdürülebilirliğini tek aktörle değil hep birlikte kurduğumuz böyle bir mekanizmayla sağlayabiliriz. Bir köşe taşı, bir kritik eşik olarak belirleyelim mesela. Şehrimizde matbaalar veya yayınevleri ya da genel ifade edeyim özel sektörümüz, edebiyat alanındaki yetenekli gençleri desteklesin; edebiyat okuyacak üniversite öğrencilerine burs versin. Yayınevlerimiz kendileri şiir, edebiyat, roman, hikâye forumları düzenlesin. Devletten ya da yerel yönetimden destek almadan yaşayacak bir ortamı kurabiliyorsak o zaman tam bir yaratıcı şehir var demektir karşımızda. Bu bizim için belirleyici bir kriter olsun, böylece nerede olduğumuzu kendimiz de ölçebiliriz diye düşünüyorum. İnşallah bunların hepsi hayata geçer. Böyle bir zemin şehrimizde var.

Ali Avgın: Değerli Hocam, güçlü akademik kimliğinizin yanında bir de edebî yönünüz var. Siz de şehrimizin kıymetli bir şairisiniz. Paris-Daqar adlı şiir kitabınız epey teveccüh gördü. Türkçe’nin haricinde İngilizce şiirlerinizin olduğunu, öyküler de yazdığınızı biliyoruz. Maraş'ta edebiyatla nasıl bir araya geldiniz? Sizin edebî serüveniniz nasıl bir hatta ilerledi?

Mehmet Akif Kireçci: Bu konuya tam olarak nereden başlayacağımı kestiremiyorum ama zannedersem, birincisi o çocukluk anımdaki yazdığı destanı satan adam. Hiç değişmeyen bir görüntü. Yüzünü hiç hatırlamıyorum o şahsın. Ama elindeki o bastırıp dağıttığı sayfaları unutamıyorum. Bu belki de Maraş’ta edebiyata dair ilk anılarımdan biri ve zihnimde çok enteresan bir kare olarak duruyor.

Maraşlı olduğum için şair miyim bilemiyorum ama Maraş'ta yetişmiş bir şairim diyebilirim. Maraş'ın çevresi, Maraş'ın insan kaynağı, herkesin iyi kötü edebiyatla bir bağının olması... Bu kuşkusuz bizde de yer etti. Benim rahmetli teyzem mesela, şiir söylerdi. Seksen sekiz yaşında vefat etti. Ben çok geç fark ettim onun bu yönünün kıymetini. Bunun ne kadar değerli olduğunu anladığımda ise artık yaşlanmıştı. Ancak yine de hiç kayda alınmamış ve hatırlayabildiği beş altı küçük şiirini kendisinden dinleyerek not aldım, duruyor dosyamda. Rahmetli annem ise şair değildi ama inanılmaz derecede çok sayıda atasözü bilirdi. Kendisi çok az konuşurdu ancak neredeyse her mevzuda muhakkak bir atasözü söylerdi. Onun söylediği o atasözü de zaten olayı açıklardı, çok fazla söze de gerek kalmazdı. Dolayısıyla kanaatimce bunlar bize bir düşünme egzersizi de oldu. Ben annemden öğrendiğim atasözlerini de not aldım, ondan öğrendiğim kelimeleri de. Onlar da dosyamda. Rahmetli annem çok net, saf bir Türkçe konuşurdu. Bir geleneği de vardı annemin. İyi bir ailede yetişmiş. Oradan getirdiği bir aile birikimi de vardı. Ailenin taşıdığı epistemolojik bir birikimin içerisinde büyümüşüz fark etmeden; işte Anadolu irfanı denen şey bu olsa gerek. Genel olarak biz bu birikimi hızla kaybediyoruz bu nesilde. Ve o kişilere ulaşma imkanlarımız da yok artık maalesef. Bunun değerini anladığımızda da çok geçti. Kayıt cihazları gibi olanaklar da sonradan çıktı. Şimdi elimizde olan değerlerimizin, çok geç olmadan, kıymetini bilmeliyiz.

Tekrar sorunuza dönecek olursak, özetle kendi geleneği içerisinde rafine bir düşünce ve ifade tarzı olan kişilerle ben haşır neşir olmuşum küçüklüğümde. Bu, sizi farklı bakış açısına yönlendiriyor. Yani biraz daha farklı bakabiliyorsunuz etrafınıza henüz erken yaşlarınızda. Henüz ilkokulda beşinci sınıfta bir defter şiirim vardı benim. Yani bir defterim vardı, ona yazardım hep şiirlerimi. Öğretmenim fark etmiş. Bir gün beni çağırdı "Şiir defterini al gel.” dedi bana. Ben ne yapacağımı bilemedim. Öğretmenler odasına götürdü beni ve "Haydi defterinden birkaç şiirini oku bize." dedi. Ben o kadar utandım ki, zannedersem hayatımda ilk defa o kadar terledim. Öyle hatırlıyorum. Israr ettiler, bütün öğretmenler de bana bakıyor. İlginçtir, bu hatıra bende tuhaf ama hoş bir anı olarak yer etti. Ya ilkokul üçüncü sınıftaydım ya da beşinci sınıfta. Böyle erken bir tecrübem var. Sonrasında ilk şiirim ortaokulda birinci sınıftayken yayınlandı, sonra orta üçte. Lise sona kadar Maraş’taydım. Sonra üniversite yılları. Liseden itibaren Türkiye'deki dergilere şiirler göndermeye başladım. İkindi Yazıları, Mavera, Yönelişler. O dönemde çıkan belli dergilerde yer aldı şiirlerim. Bu arada rahmetli Erdem abiye de değinmek isterim, onunla da çok görüşmelerimiz oldu. Üniversite öğrencisiyken şiirlerimi ona götürürdüm. O zamanlar Devlet Planlama’daydı. Bir gün kendisine iki şiirimi götürdüm. Sayfaları eline aldı, büyük bir ciddiyetle uzun uzun okudu; evirdi çevirdi bir daha okudu. Sonra kafasını kaldırdı –kocaman bir kafası vardı rahmetlinin–, "Abi sen şairsin ya!" dedi. O zaman henüz üniversite ikinci sınıftaydım. Tabii bu benim için çok büyük bir onurdu, büyük bir ödüldü. Velhasıl, Maraş'tan çıktıktan sonra da mesela Erdem abiyle, Mevlâna İdris ile, Rasim abiyle Mavera ve Nuri Pakdil rahmetlinin Edebiyat dergisi çevreleriyle iletişimimiz devam etti. Rahmetli Mehmet Gemci ile de yollarımız kesişti, Yalnızardıç’ta da şiirlerimden yayınlandı.

Hayat hikayemizin elbet bir kısmında Amerika da var. Doktora eğitimim başladıktan bir süre sonra orada da yolum edebiyatçılarla kesişti. Tabii ki akademisyenlik çok yoğun bir iş. Orada akademik dünyaya çok büyük bir sorumlulukla girince, edebi faaliyetlerim önce mecburen kesildi. Sonra çok enteresan bir şairler grubunun içerisinde buldum kendimi. Amerika'nın en iyi altı yedi şairiyle dostluğumuz oluştu. Onlar da beni teşvik ettiler. Üç dört yıl içerisinde birden İngilizce şiirler yazmaya başladım. Onlara da gösterdim. Böylelikle bu yazdığım şiirlerden bazıları birkaç yerde yayınlandı. Bu şiirleri de belki daha sonra derlemek nasip olur. Velhasıl, böyle bir çevremiz de oldu Amerika’da. Mesela büyük bir şair arkadaşımız vardı. O bizi topladı bir gün. Massachusetts'te bir evdeyiz ve Amerika’nın büyük tanınmış şairleri var aramızda. Bu şairlerin şiirleri birçok dile çevrilmiş. Birçok ülkeye, Londra’ya, Paris’e, Moskova’ya şiir okuması için davet edilen, uluslararası alanda bilinen şairler. O gün şiirler okuduk, edebiyattan bahsettik. Sıklıkla böyle ortamlarımız oldu. Onlara mesela anlattığım şeyleri, sonra kendi şiirlerine yansıttılar. İstanbul'a geldi bir kısmı. İstanbul'la ilgili kavramlar tasvirler şiir kitaplarında yer aldı. Aramızda çok tatlı bir edebiyat ağı, şiir dostluğu kurulmuş oldu.

Dolayısıyla benim kişisel serüvenimi bir hat üzerinde ifade edecek olursak, bu hatta Maraş başlangıç noktası, sonra Ankara, İstanbul ve ardından Amerika. Bu tecrübelerin hepsi edebiyatla olan ilişkimizde anlamlı bir yere sahip. Aslında bu hikâye, yani bu yaşanmışlıklar, Maraş’tan başlayan bir yolculukta edebiyatla ve sanatla sınırlar ötesi kurabileceğimiz güzel bağlara da işaret ediyor. İnsanlık olarak edebiyatla, şiirle, kültürle, hatta musikiyi de katmak gerekiyor, çevremizle ve diğer kültürlerle güzel bağlar kurabileceğimizi, kurgulayabileceğimizi ve birlikte ortak anlamlara ulaşabileceğimizi gösteriyor.

Şimdi şehrimiz de böyle bir eşiğe geldi artık. Dünyanın saygın edebiyat şehirleri arasında yerini aldı. Buradan artık kültür ve sanatla kurulmuş dostlukların çoğaldığı bir dönemin kapısını araladı şehrimiz. Bunu ülkemizin kültürel diplomasisi açısından da güzel bir pencere olarak görüyorum.

Ali Avgın: Akif Hocam, çok güzel bir söyleşi oldu. Teveccühünüz için teşekkür ediyoruz. Son olarak eklemek istediğiniz hususlar var mı?

Mehmet Akif Kireçci: Estağfurullah. Ben teşekkür ederim. Kapanışta o halde birkaç hususu dile getireyim. Öncelikle öncülerimizi, Yedi Güzel Adam’ı ve onların derin mirasını saygıyla yâd ediyorum. Zor zamanlarda geleneğimizle, geride bıraktığımız devasa değerlerimizle, geçmişle gelecek arasında bir bağ kurdular. Eserleri kadar onurlu duruşları ve kişilikleri de yâd edilmeli mutlaka; hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu mirasın sahipleri olarak biz de aynı sorumlulukla geleceğe yönelik olarak bir kaygı taşımalıyız. Yazar ve şairlerimizi gençlerimizle buluşturma konusunda ısrarcı olmalıyız Ali Bey. Şehrimizde bu edebi ve kültürel mirasın kesintisiz devam edebilmesi için gençlere daha kararlı bir şekilde ulaşmalıyız. Bu miras aslında kendi kendine ilerleyen coşkulu bir hissiyat nehri. Nehrimiz kurumadı çok şükür; zaman zaman çoğaldı ve çağladı, zaman zaman azaldı, ama hiç kurumadı. Depremle de yok olmadı, tam tersine güçlenerek çıkıyor inşallah buradan. Maraş’ı ziyaretlerimde, toplantılarımızda, çeşitli söyleşilerimizde gençleri görmek beni çok mutlu ediyor. İşte sürekliliğin garantisi bu. Gençlere ulaşmak, gençleri bu işin sahibi kılmak. Bunun için de onların önünü açmak önemli. Bu konudaki çalışmalarımız şehrimizden çıkacak bir edebiyat akımının gücüne güç katacak.

Bir diğer husus da kadın şairlerimiz ve yazarlarımız. UKAYDER’in de bu alanda çabaları olduğunu biliyorum. Şehrin edebî kimliğinde kadınların öncü rolü de çok değerli. Çünkü o apayrı bir anlam alanına dönüşüyor daha sonra. Son olarak edebî alanda ayrımcılığa fırsat verilmemesi lazım. Hangi siyasi fikre, ideolojiye, ya da dünya görüşüne sahip olursa olsun, edebiyatın hepimizi birleştiren gücünü unutmamamız lazım.

Edebiyat bizi birbirimize taşıyor, bizi uzaklara taşıyor, sonra geri getiriyor yuvaya.

Şöyle noktalayalım: Edebiyat hem sıla, hem seyahat, hem yuva.

Selam ve saygılarımla.

Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci: UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetim Kurulu Üyesi. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi. Siyasal Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü.