UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş, bir yandan yetiştirdiği değerlerle iftihar ederken diğer yandan da yeni değerler yetişmek için faaliyetler yapmaktadır.

Bu faaliyetlerden biri de 2015 yılında KAMEK çatısı altında başlayıp 2025 yılından itibaren Kahramanmaraş Edebiyat ve Sanat Derneği (MESDER) bünyesinde devam eden “Ramazan Avcı ile Kelamdan Kaleme Yazarlık Atölyesi” kursudur.
Her ay düzenli olarak bir araya gelip genç yazarların şiir, hikâye, deneme, mensur şiir türündeki edebî ürün çalışmalarının değerlendirildiği kursun bir seansı daha 04 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirildi.
MESDER etkinlik salonunda 21 yazar ve şair adayının katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte eğitimci yazar/şair Ramazan Avcı, kursiyerlerin yazdığı edebî ürünlerin değerlendirmesini yaptı. Avcı, kursiyer yazılarını derin bilgi birikimi ve tecrübesiyle inceleyip değerlendirirken şair ve yazar adaylarına yol gösterici telkin ve tavsiyelerde bulundu.
Hikâye türünde eser yazan ve yazmak isteyen yazar adaylarına hitaben “Hikâyelerin konularının olağanüstü olaylardan seçilmeye çalışılması doğru değil. Ya da olayların mekân olarak köyde, kırsalda geçmesi gerekmiyor. İçinde yaşadığımız günlük hayattaki sıradan olay ve durumları konu edinelim. Hikâyelerde esas olanın konu değil; konuyu ele alış biçimimiz, kurgu becerimiz, gözlemlerimizle duygu ve düşüncelerimizi edebî bir üslupla kaynaştırabilmemiz, olayı veya durumu okurun zihninde canlandırabilmemizdir.” dedi.
Ramazan Avcı, gerçeklik ve edebî gerçeklik hakkındaki bir soru üzerine “Bazı yazarlar, şairler ve senaristler, eserleri hakkında ‘Yaşanmış, gerçek bir olayı işledim.’ şeklinde gerçek, yaşanmış bir olayın övünülecek bir durummuş gibi açıklama yaptıklarını görüyoruz. Yaşanmış bir olayı olduğu gibi aktarmak otobiyografiye, biyografiye veya belgesele daha uygun düşer. Gerçek sanat eseri gerçek hayattan edinilen izlenimlerin yeniden kurgulanarak sanat diliyle aktarılmasıyla oluşur. Dolayısıyla edebî metinlerde yaşanmış gerçek bir olaydan ziyade yaşanabilir, yaşanması mümkün olan olayların kurgulanması esas olmalıdır. Tarık Buğra, 20’li yaşlardaki evlatlarının değişimini gözlemleyen, büyümenin yarattığı hüzünlü değişimi kabullenemeyen bir anne-babanın psikolojisini işlediği ‘Oğlumuz’ adlı ünlü hikâyesini 30 yaşında yazmıştır. Yani henüz baba olmadan önce bir babanın ve annenin yaşadığı endişeyi harika bir şekilde hikâyeleştirmiştir. Gerçek ile edebî gerçeklik arasındaki fark budur.”
Yazarlık eğitmeni Ramazan Avcı, bir kursiyerin hikâyesini değerlendirirken de “Günümüz edebiyat dünyasında hikâye, çoğunlukla hayatın gri yüzüne, toplumsal sancılara ve bireyin içsel çatışmalarına odaklanan bir disiplin olarak algılanıyor. Elbette acı, öfke ve ciddiyet hayatın yadsınamaz gerçekleridir ancak bu duyguların didaktik bir dille, sert bir üslup içerisinde sunulması zamanla okuru yoran bir ‘ağırlığa’ dönüşebilir. Oysa edebiyatın en güçlü silahlarından biri olan mizah, en ağır mesajları bile zihne incelikle nakşetme gücüne sahiptir. Mizah okuru gülümseterek savunma mekanizmalarını indirir ve mesajın doğrudan kalbe ulaşmasını sağlar. İnsan zihni, kendisini eğlendiren ve şaşırtan olayları, soğuk ve ciddi metinlere göre çok daha uzun süre hatırlar. Karakterlerin başına gelen talihsizliklere mizahi bir gözle bakmak, okurun o karakterle daha samimi bir bağ kurmasına kapı aralar. Edebiyatın sadece asık suratlı bir ciddiyetten ibaret olduğu yanılgısına düşmeyin. Hayat ne kadar trajikse, o trajedinin içinde bir o kadar da komik detay gizlidir. Bir hikâyeyi sadece acıyla yoğurmak yerine, o acının absürtlüğünü yakalamayı deneyin. Unutmayın ki; güldürürken düşündürmek, sadece düşündürmekten çok daha kalıcıdır. Kaleminizin ucuna biraz neşe, biraz ironi, biraz da zekâ pırıltısı ekleyin. Modern Türk hikâyeciliğinin o vakur duruşuna, sizin taze ve gülümseyen üslubunuzun katacağı çok şey var.” dedi.
Ramazan Avcı, şair adaylarının yazılarını tek tek ele aldığı değerlendirmesinde “Kursiyerlerin yazı çalışmalarında ağırlıklı olarak trajedik, hüzün, öfke, ölüm, ayrılık, karamsarlık, dünyadan şikâyet temalarının ön planda olduğunu gözlemliyorum. Hüzün, keder birer duyguysa mutluluk, neşe de bir duygudur. Ölümü ve maverayı düşünmek ve düşündürmek kadar okuru hayata bağlamak, hayatı sevdirmek, hayatın güzelliklerini hissettirmek, hayattan zevk aldırmak da sanatın, dolayısıyla edebiyatın arka plandaki görevidir.” dedi.
Kelamdan Kaleme Yazarlık Atölyesi kursunda Mesder dernek başkanı yazar Ali Avgın ve önceki dönem dernek başkanı şair yazar Lütfi Bilir de misafir olarak katılarak genç yazarlara moral verdiler.
UNESCO Edebiyat Kenti’ne yakışır nitelikte etkinliklerin STK’larımızda hayat bulması çok önemlidir. “Ramazan Avcı ile Kelamdan Kaleme Yazarlık Atölyesi” çalışmaları her ay düzenli olarak devam etmektedir. Şehrimizdeki b gibi etkinliklerimizin desteklenmesi ve çoğalması temennilerimizle Eğitimci Yazar Ramazan Avcı Hocamıza edebiyat ve eğitime gösterdiği gayretlerinden dolayı teşekkür ediyoruz.
Selam ve sevgilerle.