Bazı sesler kulakla duyulmaz.
Onlar ne dudaktan çıkar, ne boğazdan geçer, ne de havaya karışır.
Lakin insan bilir… Çünkü kalp duyar.

Kimi zaman insan, hiçbir nefes vermeden, hiçbir kelime söylemeden içinde bir titreyiş hisseder. Beden susar ama ruh konuşur. İşte o an, dışarıdan bakana sessizlik gibi görünür; içeride ise görünmez bir çağrı dolaşır.

Tasavvuf büyükleri der ki: Her şey zikirdedir. Dağ taş, su toprak, gece gündüz… Her varlık kendi diliyle Hak’kı anar. İnsan da bazen bunu fark eder. Dili susar ama özü konuşur.

Belki adına Hü denir, belki sır denir, belki de vuslatın ilk kapısı… Çünkü Hü, yalnız bir kelime değil; “O”na işaret eden sessiz bir yöneliştir. İsme sığmayanı anmanın en sade yoludur.

Bugünün insanı gürültü içinde yaşıyor. Her yerde söz var, ses var, telaş var. Fakat hakikate yaklaştıran çoğu zaman yüksek sesler değil, insanın içinde ansızın beliren o derin titreyiştir.

Bazen kalp, sahibine bir haber gönderir.
Der ki:
“Dışarıda aradığını içeride bul.”
“Dünyada duyamadığını sessizlikte işit.”
“Yol sandığın şey, zaten senin içinde başladı.”

Belki de insanın en büyük yolculuğu, bir adım atmadan çıktığı yolculuktur. Nefes vermeden söylenen zikirdir. Sessizce yükselen duadır.

Kim bilir…
Belki de bazı titreyişler, kulun değil; Rahman’ın kalbe dokunuşudur.