Ey gönül… bu gece savaşma, sev.

Göğün sessizliğinde bir kadın gibi açıl;

çiçek nasıl sabaha kokusunu saklıyorsa,

sen de aşkını aceleye verme.

Bu gece yıldızlar bile sert değil,

hepsi yumuşak bir bakış gibi yere eğilmiş.

Ay, göğün alnına sürülmüş beyaz misk gibi,

geceyi baştan çıkarıyor usulca.

Sen de öyle ol.

Bağırmadan çağır.

Koşmadan yaklaştır.

Konuşmadan hissettir.

Çünkü dişil sır şuradadır:

Nehir, su iç diye bağırmaz;

susayan zaten ona gelir.

Ey güzel ruh,

kendini eksik sanma.

Aşk, peşinden koşulana değil,

kendini sevene konar.

Bu gece aynaya bak ve de ki:

“Ben arananım.

Ben seçilenim.

Ben gönle düşen duayım.”

Saçlarını geceye bırak,

tenine güzel bir koku sür,

odana mum yak,

çünkü kadın önce kendi içinde sevilir,

sonra dünya ona hayran olur.

Eski yaraları çağırma bu gece.

Eski isimleri anma.

Kapanmış kapıları çalma.

Çünkü sen artık

gidene ağlayan değil,

gelene kader olan kadınsın.

Şems der ki:

Kadın, sevildiği için güzelleşmez;

kendini sevdiği gün

âlem ona secde eder.

Bu gece mesaj atma.

Bekleme.

Kovalama.

Sadece parılda.

Çünkü bazı aşklar

aranınca kaçar,

ışıldayınca gelir.

Ve bil ki ey gönül…

Bugün savaş günü değil,

baş döndürme günüdür.

Bugün kavga günü değil,

çekim günü.

Sen çiçek ol,

arı yolunu bulur.

KADININ UNUTTUĞU GÜÇ

Tantra çoğu insanın sandığı gibi sadece bedenle ilgili bir öğreti değildir. Tantra, yaşam enerjisini fark etmek, insanın içindeki dişil ve eril dengeyi uyandırmak ve evrenle uyum içinde yaşamayı öğrenmektir. Gerçek tantra; acele etmeyen, zorlamayan, akışa güvenen bir bilinç halidir.

Evrene baktığımızda her şeyin bir ritmi vardır. Ay döngüyle büyür ve küçülür, mevsimler değişir, tohum zamanı gelince çatlar. Hiçbir çiçek açmak için bağırmaz. Hiçbir yıldız parlamak için mücadele etmez. Çünkü doğa bilir ki gerçek güç, zorlamada değil özde saklıdır.

Tesadüf değildir ki bugün gökyüzünde Çiçek Dolunayı yükseliyor. Baharın ortasında beliren bu dolunay, doğanın tam açılımını, bereketi ve görünür olmayı simgeler. Tıpkı insan ruhu gibi… Zamanı gelince çiçek nasıl açarsa, kadın da kendi özünü hatırladığında ışığını saklayamaz.

Kadın enerjisi de böyledir. Yumuşak ama güçlü… Sessiz ama etkileyici… Çekmeden çağıran, zorlamadan dönüştüren bir kudrettir. Nehir nasıl su iç diye bağırmazsa, gerçek dişil enerji de peşinden koşturmaz. Kendi değerinde durur ve gereken ona gelir.

Bugünün dünyasında birçok insan sevgiyi kovalamayı, değer görmek için savaşmayı öğrendi. Oysa evrenin yasası başkadır: İnsan önce kendini severse ışığı artar. Kendi içinde huzur bulan kişi dışarıda da huzur çeker. İçinde eksiklik taşıyan ise ne kadar ararsa arasın doyuma ulaşamaz.

Tantra bize şunu öğretir: Önce nefesini dinle. Bedeninle barış. Aynadaki halini sev. Geçmiş yaraları bırak. Çünkü insan kendine döndüğünde, evren de ona dönmeye başlar.

Gerçek çekim güzellikte değil frekanstadır. Bir insanın yüzü değil enerjisi konuşur. İç huzuru olan biri odaya girdiğinde herkes hisseder. Çünkü evren kelimeden çok titreşime cevap verir.

Bu yüzden bazen savaşmak yerine parlamak gerekir. Kovalamak yerine açmak… Beklemek yerine inanmak… Çünkü bazı kapılar güçle değil zarafetle açılır.

Ve belki de en büyük sır şudur: İnsan kendini sevdiği gün, kaderinin yönü değişir.