RÖPORTAJ: ALİ AVGIN
SALKIM SÖĞÜT RÖPORTAJLARI: 32
ŞAİR BAZEN SÜKÛTTA BİR DERVİŞ AN GELDİĞİNDEYSE HANÇERESİ YIRTILMIŞ BİR VOLKAN AĞZI GİBİDİR
SORU: Okurlarımızın daha yakından tanıması açısından Celâlettin Kurt kimdir?
CEVAP: Adım, Celâlettin KURT... Doğduğumda Elbistan nüfus kütüğüne 15 / 01 / 1960 tarihini kayıt düşmüşler. İlim Kahramanmaraş, ilçem Dulkadiroğlu Beyliğine mekân olan Elbistan... İlk, orta, lise tahsilimi Elbistan’da, yüksek tahsilimi İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde tamamladım. İlk öğretmenlik görevime Niğde’nin Ortaköy ilçesinde başladım. Güzel dostlukların içinde Ortaköy’de beş sene çalıştıktan sonra, Trabzon’un şirin bir ilçesi olan Beşikdüzü’ne tayin edildim. Gerçek mânâda hayatın, dostluğun, arkadaşlığın lezzetini Beşikdüzü’nde tattım. Üç sene Beşikdüzü Kız öğretmen Lisesinde görev yaptıktan sonra da memleketim Elbistan’a geldim ve tamamı Elbistan Anadolu lisesinde olmak üzere 19 yıl öğretmen ve idareci olarak çalışarak, 2007 yılında emekli oldum…
ŞİİR VE BESTE ALANINDA ALDIĞIM ÖDÜLLER 19 TANESİ BİRİNCİLİK OLMAK ÜZERE ELLİNİN ÜSTÜNDE
SORU: Edebî hayatta birçok esere imza attınız, şairliğiniz yanı sıra ayrıca bestekârsınız, eserleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP: Şiirle musiki iç içe ve yan yana olan iki muhteşem kavramdır. Şiirin içinde musiki, musikinin içinde şiir olmazsa bir bütünlük ortaya çıkmaz. Bu vesileyle her ikisi birbirlerini tamamlarlar, yani bir araya gelerek terkip olurlar.
Edebî dalların birçok alanında denemeden şiire, hikâyeden roman çalışmalarına ve bunların yanına musikiyi de eklersek, daha doğru olur sanırım… Şimdiye kadar yayınlanan ağırlığı şiir ve çocuk edebiyatı olmak üzere yirmi otuz kitabım oldu. Şiir ve beste alanında aldığım ödüller, 19 tanesi birincilik olmak üzere ellinin üstünde…
Musiki yönümden de kısaca bahsedersem TRT Türk Sanat Müziği Repertuarına giren sekiz eserimle birlikte, söz ve müziklerini benim yaptığım onlarca eser, çeşitli sanatçıların albümlerinde yer almıştır. Çocuk Şarkıları bestelerim ayrıca notalı hâliyle Türk Diyanet Vakfı Yayınlarından çıkartılarak dördüncü baskısı yapılmıştır.
OKULUN DUVAR GAZETESİNİ ÇIKARMA GÖREVİ ŞAHSIMA TEVDİ EDİLDİĞİNDE YAZMA SERÜVENİM DE BAŞLAMIŞ OLDU
SORU: Yazma istidadınızın bir aşka dönüştüğü o ilk anı hatırlıyor musunuz? Celâlettin Kurt’u kalemi eline almaya iten sebep neydi?
CEVAP: Evet, hatırlıyorum tabi, lise birinci sınıfta okurken, edebiyat öğretmenim Hüsamettin Yinanç Bey, okulun duvar gazetesini çıkartma görevini şahsıma tevdi ettiklerinde, benim yazma serüvenimde orada başlamış oldu. O zamana kadar kısa şiir denemeleri yazıyor ve hocama gösteriyordum, bu istidadı sanırım görmüşler ki, bana öyle bir sorumluluk verdiler. O sorumluluk da benim edebiyat dünyasına girmeme sebep oldu…
Defne idi sanırım duvar gazetesinin ismi, iyi ki de öyle bir görevi sevgili hocam bana tevdi etmişler. Eğer öyle bir sorumluluk bana sunulmasaydı, belki de edebiyat dünyasının içinde olmayacak, ürettiğim beste ve kitapların sahibi olamayacaktım. “Marifet iltifata tabidir” sözü, tam da burada yerini buldu sanıyorum…
Sevgili Hüsamettin Yinanç hocamı burada rahmet ve minnetle anıyorum, istidadı olanları keşfedip onlara sorumluluk vermek demek ki çok önemli bir şeymiş!
GELENEKLE BESLENMEYEN GELECEĞE KAPISINI AÇMAYAN ŞAİR UFKUNUN DAR OLACAĞI MUHAKKAKTIR
SORU: Şair ve şiir hakkında biraz da konuşsak, şiir ve şair ekseninde neler söylemek istersiniz?
CEVAP: Şair; herkesin söylemediğini söyleyen ve söylemlerini topluma yansıtan insandır. Şairin söylediği şiirse, vakti geldiğinde haksızlığa karşı aykırılığı, güzellik karşısında saflığı ortaya koymalıdır. Günübirlik yaşayan şairlerin, insanlara karşı müspet mânâda faydaları olamaz... Şair; mensubu olduğu toplumu göz ardı etmeden ve toplumuna olan sorumluluklarını unutmadan şiirlerine birtakım söylemler yüklemeli, söylemleriyle topluma, estetikten fikre, duygudan düşünceye kadar çeşitle alanlarda yön vermelidir.
Şiir şair idrakinde ana rahmine düşen bir cenin gibi vakti geldiğinde doğmak zorundadır. Bunun içinse, nasıl ana rahmine düşen ceninin beslenme kaynaklarına ihtiyacı varsa, bu şiir içinde böyledir. Şiiri duymak, hissetmek ve doğurmak için, dünden bugüne uzanan bir süreçte şiirin tarihi kaynaklarını çok iyi bilmek gerekir. Gelenekle beslenmeyen, geleceğe kapısını açmayan şair ufkunun dar olacağı muhakkaktır. Bu mânâda şiir konusunda benim durduğum yer, gelenekle geleceğin buluştuğu şiir köprüsüdür.
Kelimelerde seçicilik elbette önemlidir. Yalnız sırf şiiri seçkin kelimelerle kuracağım diye şiirin özünden, idrakinden sapmamak gerekir. Geçenlerde bir şair dostuma: “nasılsın, neler yapıyorsun” diye sordum; “lügat karıştırıyorum iyi şiir yazmak için” dedi… Bende: “iyi şiir yazmak için lügat değil, önce yüreğini karıştır” dedim… Şiirde seçkin kelimelerden önce bence yüreğin karışması gerekir. Çünkü şiir yürekle alâkalı bir şeydir. Yürek kısmı hallolmadan diğer kısmı hallolmaz!
SESTE SOLUK, SÖZDE ÖZ, RENKTE TON VE ÇİZGİDE BİÇİM YOKSA ORTAYA SANAT OLGUSU ÇIKMAZ
SORU: Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı?
CEVAP: Gönül terennümleriyle yüreklerini karıştırarak şiir seslerini dile getiren, şiir doğuran şairler, idraklerine bezedikleri aşk ve sevdayla yollarına revandırlar. Çıktıkları yolda koşmak yerine yürümeyi tercih ederek, bir iddianın sahibidirler. İddialarına sahip çıkan kalem sahipleri çıktıkları yolda mutlaka hedeflerine varırlar ve vardıkları menzilde çevrelerindekilere şiir çeşmesinden sular içirirler. Şiirin yollarında öncelikle yürümek yerine koşmayı seçenlerse, hiç kimselere şiir çeşmelerinden sular içirtemezler. Mesele, edebî sanatların namusu olan şiir atlasında yürek tınılarını kıvamında coşturarak kalıcı olan şiir sanatını yakalayabilmektir. Yürümek yerine acelecilikle koşmayı seçenler, şairliğin sırrı hikmetini anlayamadıklarından yarı yolda dökülürler. Şairlik bir heves değildir, idrak derinliğinde gizli seslerin, kelimelerin şair idrakine yerleşmesidir. Şair şairliğin sırrı hikmetine ererse, o sesleri ve kelimeleri bir bütünlük içinde harmanlayarak herkesin söylemediği şeyleri söyler. Herkesin söylemediğini söyleyenlerin cehtleri de ufuk ötesi menzillere uzanır.
Sanat; sesin, sözün, rengin ve çizginin bir estetik içerisinde güzellikler bütününe ulaşmasıdır. Sanat güzelliklerle besleniyorsa amacına ulaşır. Güzelliğin çizgisinde şekillenmeyen hiçbir unsur, sanat alanında değildir, olamaz... Seste soluk, sözde öz, renkte ton ve çizgide biçim yoksa ortaya sanat olgusu çıkmaz... Ses soluklu, söz özlü, renk tonlu ve çizgi biçimli kılınırsa; gerçek sanat olgusu o zaman ortaya çıkar.
İnsan melekesine çok şeyler sığdırılmıştır. Bu melekelerin bazıları beceri ve kabiliyetlerdir. İnsan beceri ve kabiliyetlerini iyiye, güzele, doğruya yönlendirirse mutlak olan sanatı yakalar. Kötü, çirkin ve karanlık düşüncelerle yapılmaya çalışılan sanat, sanat değildir. Sanat mutlak hakikat doğrultusunda güzeli aramaksa sanata sevgi katmak gerekir. Sevginin unsurları sanata katılım sağlamazsa, yapılan sanat her zaman kısır kalır. Sanatı güçlü ve soluklu kılmanın yolu, bütün idraklerde sevgiyi barındırmak ve beceriyi yüklemek olmalıdır.
Şiiri insan ruhunu ve idrakini güzel tesirlerle süsleyen bir boyutlanma olarak görüyorum. Milyonlarca şairi olan bir memlekette, her şairin tarif konusunda farklı tezahürlerinin olduğu kanaatindeyim. Yüzlerce şiir tarifinin içinde, şiirin net ve gerçek bir tarifi var mıdır? Bence net ve gerçek bir tarifin üstüne oturmamıştır şiir… Ölümlerin soylu ve soysuzluğu gibi, şiirlerin de soyluluklarına ve soysuzluklarına inananlardanım… Ölümlerin nasıl güzel olanları mukaddesse, şiirlerin de güzel olanları mukaddestir.
İşte bu perspektifte şairlik; şiirle-şairin birlikteliğinde idrakin ileri bir cehdi olduğu ortaya çıkabilir. Eğer ki şiirin ve şairliğin sırrına erişilirse...
TEFEKKÜRSÜZ YAPILAN SANATLAR YAĞSIZ PİLAVA BENZER
SORU: Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?
CEVAP: Şair yüklendiği görev gereği günübirlik, statik bir hayat tarzını seçemez. Seçen şairler hormonlu bir hâle bürünenlerdir. Şair içinde bulunduğu toplumu göz ardı etmeden ve yaşadığı topluma karşı sorumluluklarının olduğunu unutmadan, şiirlerine bir takım soylu söylemler yüklemelidir. Bu söylemler yukarıda söyledim yine söylüyorum; şair topluma estetikten fikre, duygudan düşünceye kadar yön vermelidir. Velhâsıl şair; beslendiği kaynakları iyi bilen, öz kaynakları iyi değerlendiren, herkesten farklı olarak yüreğine ve duygularına sevdalar yükleyen bir gönül adamıdır. Şair bazen sükûtta bir derviş, an geldiğindeyse hançeresi yırtılmış bir volkan ağzı gibidir.
Elbette ki şair sanatı üzerinde kafa yormalı, düşünmeli, yüreğinden fışkıran duygulara daha sonrasından bir nizam, intizam hatta bir kuyumcu titizliğiyle işçilik katmalıdır. Düşünceye uğramayan bir şiirin ne zarfı ne de mazrufu olur. Hem zarf hem mazruf şiirde cem olmak istiyorsa evet şiirinde bir düşünce iklimine girmesi gerekir. Öyleyse şair yaptığı sanat üzerinde düşünmeli, kafa yormalı estetikten muhtevaya kadar bir alan açmalıdır şiir sanatına… Şiir her ne kadar duygu atmosferli bir coğrafyadan çıkıp gelse de sonrasında uğrayacağı birtakım muameleler vardır. Yani şiir, duygu ve düşünceyle mutlaka bir köprüde buluşmalıdır. Tefekkürsüz yapılan sanatlar yağsız pilava benzerler. Özellikle aşka mutlaka tefekkür gerekir.
BENİM ŞİİR USTAM BAHAETTİN KARAKOÇ’TUR
SORU: Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
CEVAP: Kahramanmaraşlı birisi olarak, hâliyle şairistan denilen bir beldede yaşayınca öncelikle Karakoçlar akla gelen ilk isimlerdir. Abdürrahim Karakoç ve Bahaettin Karakoç ağabeyler, bizim şiir mayamızı ilk çalanlardır diyebilirim. Yine üçüncü bir isim olarak yine hemşehrimiz Ali Akbaş bu isimlerin yanına ekleyebileceğim bir isimdir. Bunlar şiir dünyamıza gerçekten gen ve maya çalanlardır. Fakat herkesin bir ustası vardır; benim şiirde ustam Bahaettin Karakoç’tur. Sezai Karakoç, yine şiir atlasımda beni en çok etkileyen şairlerden birisi olmuştur.
Şiire poetikalarıyla yaklaşan Maria Rilke ve Mayakoviski biri Batı’dan biri doğudan iki şair beni en çok etkileyen şairler olmuşlardır. Yine aykırı ve dik duruşuyla, tarzıyla Suriyeli şair Nizar Kabbani beni çok etkileyen şairlerdendir. Doğudan Batı’dan Puşkin Togore, Pablo Neruda, Viktor Hugo sevdiğim şairlerin arasına giren ünlü isimlerdir. Bir duruşları, bir tarzları oluşan şairler hâliyle yarınlara iz bırakan şairlerdir. İsimlerini saydığım şairlerde kalıcı şiir sanatları ve ortaya koydukları şiir dilleriyle bugünlere kadar gelmişler; dünya edebiyat tarihi içinde yerlerini almışlardır.
KAHRAMANMARAŞ’IN EDEBİYAT ŞEHRİ OLARAK KABUL EDİLMESİ ÇOK SEVİNDİRİCİDİR
SORU: Kahramanmaraş UNESCO edebiyat şehri olarak kabul edilmesine nasıl bakıyorsunuz?
CEVAP: Şehirlerin yaratıcılık ağı çerçevesinde, Kahramanmaraş’ın edebiyat şehri olarak kabul edilmesi çok sevindiricidir. Böylesi bir hak ediş diğer vilayetlere sunulmazken, şehrimize sunulması bizleri bahtiyar etmiştir. Böylesi bir hak edişi elde etmede pay, Kahramanmaraş’ın bütün edebiyatçılarına aittir. Lâkin bu unvanı elde etmek için gayret sarf eden, başta Büyükşehir Belediyesi ve diğer yan kuruluşların emekleri unutulmamalıdır.
Kahramanmaraş bir şairler şehridir. Yapılan şiir antolojilerine bakıldığında, yüzlerce şair varlığından bahsetmek mümkündür. Ayrıca diğer yazın dallarında kalem ehlinin çok olması da Kahramanmaraş’ın edebiyat şehri olmasının bir delaletidir.
Geçmişten bugüne gerek şehir merkezinde, gerekirse ilçelerinde yaşayan ve ebediyete intihal eden şairlerimizin sayıları burada listelenemeyecek kadar çoktur, sayıları binleri bulur. Ayrıca Maraş’ta üç beş evden birinde mutlaka bir şair çıkar. İşte bütün bu zenginlikler, Kahramanmaraş’ın “Yaratıcı Şehirler Ağı” çerçevesinde “Edebiyat Şehri” olmasında, büyük katkılardır.
BENCE MESDER KAHRAMANMARAŞ’TA BİR EDEBİYAT OKULU ARTIK!
SORU: Siz birçok derginin yayın hayatına geçmesine öncülük ettiniz. “Salkım Söğüt” dergimiz de bunlardan birisidir. Hâlen “Mavi Yol” dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyorsunuz, Mavi Yol’un yolculuğu hakkında ve ayrıca sizin de bir dönem hem kurucusu hem de yönetiminde bulunduğunuz MESDER hakkında neler söylersiniz?
CEVAP: Evet, şimdiye kadar bir hayli dergi deneyimim oldu. Trabzon’da “Uzun Sokak”, Elbistan’da “Şardağı, Gündönümü, Uzun Çarşı, Gül Vakti”, Kahramanmaraş’ta mutfağında bulunduğum “Salkım Söğüt” gibi… Anadolu dergiciliği zordur, meşakkatlidir. Özellikle maddî kaynaklar olmayınca idealist bir anlayışla başlayan dergicilik serüveni, sonunda nihayet buluyor. Ama artık günümüzde internet dergiciliği olunca, işler biraz rahatladı ve dergiler daha uzun soluklu olabiliyorlar.
Mavi Yol’a gelince, isminden de anlaşılacağı üzere, bu bir yolculuk! Bu yolculuk nereye diye sorulursa, Mavi Yol’un yolculuğu umuda ve Türk dünyasına. Biz Anadolu yazar ve şair kadrosuyla, Türk dünyası şair ve yazarlarını dergimizin sayfalarında bir araya getirmeyi arzuladık bu yolculukta. Ayrıca mutfağında bulunduğum sizin çıkardığınız “Salkım Söğüt” dergisi de, gördüğüm kadarıyla 30. Sayıya ulaşarak, taşrada uzun soluklu dergiciliğin de yapılabileceğini ispat ediyor.
Mesder’e gelince, bence Mesder Kahramanmaraş’ta bir edebiyat okulu artık! Senelerdir sürdürdüğü edebî faaliyetlerle bunu ispatladı. Son dönem faaliyetlerinde de biraz daha ivme kazandı ve çok güzel, kalıcı edebî çalışmalara imza atıyor. Sizi ve fedakârca çalışan yönetim kurulu üyelerinizi gayretlerinizden ve Kahramanmaraş edebiyatına sunduğunuz katkılardan dolayı tebrik ediyorum…
HER TÜRK GENCİMUTLAKA MUSİKİYLE İLGİLENMELİ VE BİR MÜZİK ALETİ ÇALMALIDIR
SORU: Son olarak Salkım Söğüt okurlarına, genç şairlere okuyuculara söylemek istediğiniz bir şeyler var mıdır?
CEVAP: Edebî sanatların kendi bünyelerinde yüklenmiş oldukları farklı farklı görevler vardır. Şiir bunların içinde en müstesna yerde duranıdır. Şiir, şahsım adına söylemem gerekirse, edebî sanatların namusudur. İşte bu yüzdendir ki, şiiri çok özel bir yerde konumlandırmamız elzemdir. Şiir, üst sorularınıza verdiğimiz cevaplarda olduğu gibi öncelikle duyguya, yürek sesine aittir. Daha sonra şiire düşünce ve işçilik katılır. Şiirin dizelerinde ritim, musiki, ses, armoni mutlaka gerekir. Bunlar olmadan şiir, hiçbir zaman kalıcılık arz etmez. Bahsettiğim özelliklerle yazılmayan dizelerde zaten şiir olmaz. Mısra kurguları arasında şiiri anlamlı kılan şiirin oluşturduğu bir şiir dilinin olmasıdır. Eğer şairlerin idraklerinde bir şiir dili oluşmamışsa, yazdıklarını şiir diliyle yazmıyorlarsa yazdıkları sadece manzum hâle bürünen denemelerden öteye geçemezler. Ya da kelime örgülerinin yan yana, alt alta dizilmeleriyle yazılanlar sadece manzum nesirler olurlar. Nasıl hikâyenin, romanın, denemenin bir dili varsa, şiirin de bir dili vardır. Mesele, şiirin dilini iyi kullanarak kelime örgülerinden, kelime kurgularında ortaya saf şiiri çıkarabilmektir.
Şiir, özellikle ritim, musiki, iç ses örgüsü arar. Nesirde bunlara çok önem arz edecek şekilde ihtiyaç yoktur. Bütün edebî akımların kendilerine has bir dilleri vardır. Edebî sanatları kendi bünyelerinde oluşturdukları bu diller zengin ve bereketli kılar. Yine söylüyorum: şiirde önce yürek terennümlerinin dile gelmesi, sonra şiire işçiliğin eklenmesi gerekir. Bu minvalde çıkan şiir, ötelere kalır, ötelerde dem tutar. Ayrıca şunu da eklemek istiyorum ki, her Türk genci mutlaka musikiyle ilgilenmeli ve bir müzik aleti çalmalıdır. Yok, eğer bunları beceremiyor ise, mutlaka ezberinde elini kulağına atıp söyleyeceği bir Anadolu türküsü ya da bir mecliste okuyabileceği ezberinde bir şiir mutlaka olmalıdır.
Şiir, sanat ve edebiyat üzerine yaptığımız bu gezintide sıcak ve samimi sohbet için çok teşekkür ediyorum.
Bana bu imkanı sunduğunuz için ben teşekkür ederim.