Yılın o malum günü geldiğinde, vitrinler takım elbiselerle, tıraş makineleriyle ve "Dünyanın En İyi Babası" yazılı kupalarla dolar. Tüketim çılgınlığı bize bir kez daha hatırlatır: Bugün Babalar Günü. Ancak babalık, ne bir güne sığacak bir kavram ne de kravat kutularıyla ödenebilecek bir borçtur.

Toplum olarak sevgimizi gösterme biçimlerimiz coğrafyalara ve kültürlere göre değişir. Anneler günü söz konusu olduğunda gözyaşları, uzun sarılmalar ve duygusal şiirler havada uçuşurken; sıra babalara geldiğinde biraz daha mesafeli, biraz daha "eyvallah" tadında bir sessizlik hakim olur. Çünkü baba demek, biraz da o tatlı mesafe demektir. Bizim kültürümüzde babalık, sevginin sözcüklerle değil, sabahın köründe o eve ekmek getirmek için yola düşen yorgun adımlarla ilan edilmesidir.

Sessiz Güç ve Görünmez Fedakarlık

Bir çocuğun gözünde baba, dünyanın en güçlü insanıdır. Dünyayı sırtında taşıyabileceğine inanırız küçükken. Büyüdükçe anlarız ki, o güçlü omuzlar aslında hayatın yükünü, faturaları, geleceğin kaygılarını ve bizim hissetmememiz için uğraştığı binbir çeşit fırtınayı taşımaktadır.

Annelik ne kadar şefkatle sarmalayan bir kucaksa, babalık da arkamızda duran, düşeceğimiz zaman bizi tutacağını bildiğimiz o güvenli duvardır. Çoğu zaman az konuşurlar. Akşam eve geldiklerinde televizyon karşısında gazete okurken ya da haberleri izlerken aslında zihinlerinde aile gemisini nasıl fırtınasız limanlara ulaştıracaklarının hesabını yaparlar.

"Baba, oğlunun ilk kahramanı, kızının ise ilk aşkıdır." derler. Bu sözün arkasında, bir çocuğun hayattaki güven duygusunun temeli yatar.

"Bana Bir Masal Anlat Baba..."

Tam da bu yüzden, bu coğrafyanın hafızasında babalığa dair en derin çentiklerden birini Süper Baba dizisinin Fiko’su atmıştır. Arkada o hüzünlü, içe işleyen ezgi yükselirken: "Bana bir masal anlat baba, içinde bütün oyunlarım, kurtlar kuzu olsun, şekerle ballar..."

Fiko’sunun, günün tüm koşturmacası ve hayatın ağır yükü bittikten sonra, gecenin sessizliğinde çocuklarının başucuna sokulduğu o anları hatırlarsınız. Gündüz o dik, mağrur ve her şeyi halleden adam gider; yerine çocukları uyurken onların saçlarını koklayarak, gözyaşlarını içine akıtarak seven o mahcup, şefkat dolu baba gelirdi. Bütün Türkiye’nin ekran başında gözlerini dolduran, yıllardır da hiç unutulmayan o sahne, aslında bizim toplumumuzdaki babalığın en yalın özetidir: Sevgisini göstermekten, incinmekten ya da otoritesini sarsmaktan korkan ama içi evlat ateşiyle yanan o sessiz çınarların gizli şefkati...

Değişen Zamanlar, Değişen Babalar

Neyse ki zaman değişiyor. Eski neslin o "çocuğunu sadece uyurken sevebilen", otoriter ve mesafeli baba figürü yerini artık çocuğunun altını temizleyen, onunla evcilik oynayan, duygularını paylaşmaktan çekinmeyen daha şeffaf bir babalığa bırakıyor. Bu, bugünün çocukları için ne büyük bir şans! Çünkü bir çocuğun sadece bir "geçim sağlayıcıya" değil, omzuna başını yaslayıp dertleşebileceği, sevgisini uyanıkken de hissedebileceği bir dosta ihtiyacı var.

* * *

Bugün Ne Yapmalı?

Eğer şanslıysanız ve babanız hala hayattaysa, bugün ona sadece pahalı bir hediye alıp kenara çekilmeyin:

· Gözlerinin içine bakın.

· Ona sımsıkı sarılın (varsın biraz utansın, bozuntuya vermemeye çalışsın).

· "İyi ki varsın" deyin.


Ve eğer babanız artık sadece anılarınızda yaşıyorsa, onun size öğrettiği güzel değerleri yaşatarak, bıraktığı mirası gururla taşıyarak anın onu. Çünkü bir baba, evladının attığı her dürüst adımda, ettiği her teşekkürde yeniden yaşar.

Tüm babaların, baba adaylarının ve bir çocuğa babalık şefkatiyle dokunabilmiş tüm güzel yüreklerin Babalar Günü kutlu olsun. Gölgeniz üzerimizden eksik olmasın.