Her yıl takvimler Ramazan’ı gösterdiğinde sadece bir ay başlamaz; bir iç muhasebe mevsimi açılır.
Oruç, ilk bakışta fiziksel bir disiplin gibi görünür: yememek, içmemek, belirli sınırlara riayet etmek.
Oysa meselenin merkezinde beden değil, nefs vardır. Ramazan, insanın kendi iç dünyasıyla yüzleştiği;
arzularıyla, alışkanlıklarıyla ve zaaflarıyla müzakereye oturduğu bir zaman dilimidir.
Oysa meselenin merkezinde beden değil, nefs vardır. Ramazan, insanın kendi iç dünyasıyla yüzleştiği;
arzularıyla, alışkanlıklarıyla ve zaaflarıyla müzakereye oturduğu bir zaman dilimidir.
İslam düşüncesinde nefs, insanın dürtüsel yönünü temsil eder. Hazza yönelir, ertelemeyi sevmez, konforu tercih eder.
Modern psikoloji ise bunu farklı kavramlarla açıklar: dürtü kontrolü, öz düzenleme, gecikmiş haz kapasitesi.
İlginç olan şu ki, asırlardır dinî literatürde vurgulanan “nefs terbiyesi” ile bugün psikolojinin üzerinde durduğu
“özdenetim” arasında güçlü bir paralellik vardır. Ramazan, bu iki alanın kesişim noktası gibidir.
Modern psikoloji ise bunu farklı kavramlarla açıklar: dürtü kontrolü, öz düzenleme, gecikmiş haz kapasitesi.
İlginç olan şu ki, asırlardır dinî literatürde vurgulanan “nefs terbiyesi” ile bugün psikolojinin üzerinde durduğu
“özdenetim” arasında güçlü bir paralellik vardır. Ramazan, bu iki alanın kesişim noktası gibidir.
Oruç, en temel biyolojik dürtülerden biri olan yeme içmeyi bilinçli olarak askıya aldırır.
Bu askıya alma hali, insanın otomatik pilotta yaşamadığını fark etmesini sağlar.
Gün içinde defalarca su içmeye, atıştırmaya alışmış birey, bir anda kendine şunu sorar:
“Gerçekten ihtiyacım mı var, yoksa alışkanlık mı?” Bu soru, yalnızca mideyle ilgili değildir.
Tüketim alışkanlıklarımızdan öfke kontrolümüze, sosyal medya kullanımımızdan konuşma biçimimize kadar pek çok alana uzanır.
Bu askıya alma hali, insanın otomatik pilotta yaşamadığını fark etmesini sağlar.
Gün içinde defalarca su içmeye, atıştırmaya alışmış birey, bir anda kendine şunu sorar:
“Gerçekten ihtiyacım mı var, yoksa alışkanlık mı?” Bu soru, yalnızca mideyle ilgili değildir.
Tüketim alışkanlıklarımızdan öfke kontrolümüze, sosyal medya kullanımımızdan konuşma biçimimize kadar pek çok alana uzanır.
Psikoloji bize şunu söyler: İrade kas gibidir; çalıştırıldıkça güçlenir.
Ramazan, bu kasın sistemli bir şekilde çalıştırıldığı bir aydır. Açlık ve susuzluk, sabrı öğretir.
Sabır ise duygusal regülasyonun temelidir. Sinirlendiğimizde hemen tepki vermemek, kırıldığımızda anında karşılık üretmemek,
canımız bir şey istediğinde onu erteleyebilmek… Bunların tamamı psikolojik olgunluğun göstergeleridir.
Oruç, bu beceriyi pratiğe döker.
Ramazan, bu kasın sistemli bir şekilde çalıştırıldığı bir aydır. Açlık ve susuzluk, sabrı öğretir.
Sabır ise duygusal regülasyonun temelidir. Sinirlendiğimizde hemen tepki vermemek, kırıldığımızda anında karşılık üretmemek,
canımız bir şey istediğinde onu erteleyebilmek… Bunların tamamı psikolojik olgunluğun göstergeleridir.
Oruç, bu beceriyi pratiğe döker.
Bununla birlikte Ramazan yalnızca bireysel bir iç disiplin süreci değildir; toplumsal bir bilinç tazelemesidir.
Açlık deneyimi, empatiyi artırır. Yoksulluğun teorik değil, hissedilen bir gerçeklik olduğunu hatırlatır.
Empati ise modern psikolojide sağlıklı ilişkilerin temelidir. İnsan, kendi nefsini dizginlerken başkasının ihtiyacını daha net görmeye başlar.
Paylaşma kültürü bu noktada yalnızca bir ibadet değil, ruh sağlığını besleyen bir davranış biçimidir.
Açlık deneyimi, empatiyi artırır. Yoksulluğun teorik değil, hissedilen bir gerçeklik olduğunu hatırlatır.
Empati ise modern psikolojide sağlıklı ilişkilerin temelidir. İnsan, kendi nefsini dizginlerken başkasının ihtiyacını daha net görmeye başlar.
Paylaşma kültürü bu noktada yalnızca bir ibadet değil, ruh sağlığını besleyen bir davranış biçimidir.
Öte yandan Ramazan’ın bir başka psikolojik boyutu da “yavaşlama”dır. Günlük hayatın hızında çoğu zaman kendimizi fark etmeyiz.
Sürekli üretme, yetişme, tüketme baskısı altındayız. Ramazan, ritmi değiştirir.
İftar ve sahur arasında kurulan zaman dengesi, insanı farkındalığa davet eder.
Bu farkındalık hali, modern psikolojinin mindfulness dediği bilinçli mevcudiyetle örtüşür:
Anda kalmak, şükretmek, basit olanın değerini görmek.
Sürekli üretme, yetişme, tüketme baskısı altındayız. Ramazan, ritmi değiştirir.
İftar ve sahur arasında kurulan zaman dengesi, insanı farkındalığa davet eder.
Bu farkındalık hali, modern psikolojinin mindfulness dediği bilinçli mevcudiyetle örtüşür:
Anda kalmak, şükretmek, basit olanın değerini görmek.
Elbette oruç, sadece aç kalmak değildir. Dilin orucu, gözün orucu, kalbin orucu vardır.
Dedikodudan uzak durmak, öfkeyi yutmak, kibri törpülemek… Bunlar nefsin daha derin katmanlarıyla ilgilidir.
Çünkü insanın asıl sınavı mideyle değil, egosuyla olur. Ramazan bu anlamda bir arınma değilse bile,
en azından bir fark etme sürecidir. Kendi içimizde hangi zaafların bizi yönettiğini görmek, dönüşümün ilk adımıdır.
Dedikodudan uzak durmak, öfkeyi yutmak, kibri törpülemek… Bunlar nefsin daha derin katmanlarıyla ilgilidir.
Çünkü insanın asıl sınavı mideyle değil, egosuyla olur. Ramazan bu anlamda bir arınma değilse bile,
en azından bir fark etme sürecidir. Kendi içimizde hangi zaafların bizi yönettiğini görmek, dönüşümün ilk adımıdır.
Ramazan’ın gelişi bu yüzden bir takvim değişikliği değil, bir bilinç çağrısıdır.
İnsana şunu hatırlatır: Sen yalnızca tüketen bir beden değilsin; düşünen, hisseden ve kendini terbiye edebilen bir varlıksın.
Nefsi tamamen susturmak mümkün olmayabilir; ama onun sesini kısmayı öğrenmek mümkündür.
İnsana şunu hatırlatır: Sen yalnızca tüketen bir beden değilsin; düşünen, hisseden ve kendini terbiye edebilen bir varlıksın.
Nefsi tamamen susturmak mümkün olmayabilir; ama onun sesini kısmayı öğrenmek mümkündür.
Belki de Ramazan’ın en büyük hediyesi budur: İnsana kendisiyle baş başa kalma cesareti vermesi.
Açlık geçer, susuzluk biter; fakat kazanılan iç disiplin ve psikolojik dayanıklılık kalıcı olabilir.
Eğer gerçekten yüzleşmeye niyet edersek, Ramazan yalnızca bir ay sürmez; etkisi bütün yıla yayılır.
Açlık geçer, susuzluk biter; fakat kazanılan iç disiplin ve psikolojik dayanıklılık kalıcı olabilir.
Eğer gerçekten yüzleşmeye niyet edersek, Ramazan yalnızca bir ay sürmez; etkisi bütün yıla yayılır.