Duyarlı, başkalarını düşünen, naif, empatisi yüksek insanları mutlaka görmüşsünüzdür çevrenizde.
Her insanın kendine özgü bir hali, bir tavrı vardır. Bazı insanlar vardır ki nezaketleri ve incelikleri ilk bakışta hissedilir. Onları duruşlarından, bakışlarından, hatta yürüyüşlerinden bile ayırt edebilirsiniz.
Hayata karşı yaklaşımları daha özenlidir. Dünyaya daha derin, daha duygusal bir yerden bakarlar. Yüz ifadelerinde hoyratlığa rastlamazsınız. Sertlik, kabalık, acelecilik onlara pek yakışmaz. Hayatla temasları daha yavaş, daha dikkatli ve daha saygılıdır.
Elbette onlar da herkes gibi sinirlenir, öfkelenir. Ama öfkelerinin bile bir çizgisi vardır. Kırıcı olmamaya çalışırlar. Sözlerini tartar, duygularını kontrol etmeye gayret ederler. Çoğu zaman öfkenin dozu bile naif kalır; içten içe yaşanır, dışarıya sertçe taşmaz.
Böyle ince kalpli, insanları seven, kendini sevmeye çalışan, bütün insanlar için hayatın daha barışçıl olmasını düşünen bu insanlar aslında hayatımızı güzelleştiren, kolaylaştıran insanlardır.
Ama tam da bu yüzden, çoğu zaman en çok yorulanlar da onlardır.
Peki bu insanlar neden yoruluyorlar? Aslında nezaketli olmak, zarif olmak onlar için bir yük değildir. Bu bir kişilik özelliğidir ve çoğu zaman doğuştandır. Hayata böyle bakmak, böyle davranmak onlar için bir çaba değil, bir normdur. Kendiliklerinden böyledirler.
Onları asıl yoran şey, bu dünyada anlaşılmamaktır. Bu dünyanın değerleriyle çatışmalarıdır. Nezaketlerinin bu dünyaya fazla gelmesidir.
Hızın, çıkarın ve sertliğin normalleştiği bir çağda; yavaşlığın, düşünmenin ve inceliğin anlamını savunmak kolay değildir. Bu insanlar, 21. yüzyılın gürültüsünde başka bir dil konuşur gibidir. Yanlış anlaşılırlar, görmezden gelinirler, kimi zaman da zayıf sanılırlar.
Belki de mesele onların fazla hassas olması değildir. Belki de bu dünya, onların inceliğine henüz hazır değildir. Belki bu yüzden yorulurlar; çünkü bir çağın kalabalığında, başka bir çağın diliyle yaşarlar. Nezaketin zayıflık sayıldığı, hızın derinliğin önüne geçtiği bir yüzyılda, yavaşlığı ve özeni savunurlar. Bu yüzden anlaşılmaz, yanlış okunur, çoğu zaman da geri plana itilirler. Ama yine de vazgeçmezler; çünkü onlar için insan kalmak bir tercih değil, bir varoluş biçimidir. Belki de bu insanlar 21. yüzyıla değil, henüz gelmemiş olan zamansız yüzyıla aittir.