Aşkı bir kişiye emanet ettiğimiz gün yanılmaya başlıyoruz.
Gelirse yaşadığımızı, giderse eksildiğimizi sanıyoruz.
Oysa aşk, birine ait değildir.
İnsanın içinden gelen ve bazen kimseye uğramadan da var olabilen bir hâldir.
Adı konmadan önce de vardır;
bir anın içinde, bir boşlukta, kalbin durup dinlediği yerlerde.
İnsan bazen bir insana değil, bir an’a tutulur.
Bir gökyüzünün tam kararırken aldığı renge,
binaların arasından sızan o kısa ışığa,
bir odada tek başına kalınca gelen sessizliğe…
Uzun zamandır dokunulmayan bir defterin kapağına,
elimize aldığımızda içimizi ısıtan bir nesneye.
Kalbimiz nerede yavaşlıyorsa,
aşk çoğu zaman oradadır.
Bugün en çok da aşkı yanlış yerde aradığımız için yoruluyoruz.
Birine tutunursak eksiklerimiz tamamlanacak sanıyoruz.
Oysa insan, tamamlanmak için sevmez;
zaten içinden taşan bir şey olduğu için sever.
Ve bu taşkınlık bazen bir insana ulaşır,
bazen hiç kimseye.
İlişkiler bittiğinde çoğu zaman “demek ki aşk yokmuş” diye düşünüyoruz.
Oysa biten her şey, yok olduğu için değil;
kendi doğasını tanıyamayan bir ilişkide sıkıştığı için biter.
Belki de aşk hiç kaybolmadı;
görülmedi, anlaşılmadı, adı yanlış kondu.
Yanlış bir adreste uzun süre bekletildi.
Aşk kalır.
İnsan gider.
Psikolojik olarak baktığımızda,
insanın bağlanma ihtiyacı ile sevme kapasitesi sık sık karıştırılır.
Bağlanmak güven ister, süre ister, karşılık ister.
Aşk ise daha başına buyruktur.
Daha yalnızdır.
Bazen karşılıksız, bazen sessiz,
bazen de sadece içimizde dolaşır.
Bu yüzden bazı insanlar aşktan korkmaz;
insanlardan korkar.
Çünkü aşk incitmez.
İnciten, aşkın üzerine yüklenen beklentilerdir.
Bir gökyüzüne bakarken hissettiğimiz o derinlik,
bir müziğin tam kalbimize dokunduğu an,
bir cümlede kendimizi bulduğumuz o kısa duraksama…
Bunların hepsi bize şunu hatırlatır:
Özümüz aşktan geldi.
Ama aşk, sadece birine verilmek zorunda değildir.
Belki de bugün yapmamız gereken şey,
“Beni kim sevecek?” sorusunu biraz kenara bırakıp
“Ben hâlâ neye sevgiyle bakabiliyorum?” diye sormaktır.
Çünkü insan, birini sevemediği günlerde bile
hayata âşık kalabilir.
Ve bazen bu, en sağlıklı halidir.
Aşk bir kişi değildir.
Aşk, içimizde hâlâ canlı olan yerdir.