Haftalardır, hatta aylardır evlerin pencerelerinden dışarı sızan o gergin sessizlik nihayet dağıldı.

Türkiye genelinde yüz binlerce 8. sınıf öğrencisi, o omuzlarını çökerten büyük yükü, iki oturumluk bir zaman diliminin ardından okul sıralarında bıraktı. Sınav salonlarından çıkan çocukların yüzündeki o ilk anlık şaşkınlık ve hemen ardından gelen "bitti" hafiflemesi, aslında ülkenin eğitim panoramasının en net özetiydi.

Peki, bu yılın LGS’si bize ne söyledi?

Sınav kapılarından yükselen ilk seslere kulak verdiğimizde şaşırmadığımız bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sözel bölümün görece "insafı", sayısal bölümün, özellikle de matematiğin o meşhur "yeni nesil" barikatına takılmış. Çocukların neredeyse tamamı aynı dertten muzdarip: "Sorular çok uzundu, okurken vakit kaybettim."

İşte tam bu noktada durup düşünmek gerekiyor. Biz 13-14 yaşındaki çocukları matematik bilisinden mi eliyoruz, yoksa zamana karşı stres yönetiminden mi? Türkçe sorularındaki o upuzun, labirent gibi paragraflar çocuklara okuma kültürünü mü sorgulatıyor, yoksa heyecan anında dikkatlerinin ne kadar çabuk dağıldığını mı ölçüyor?

Uzmanlar her yıl olduğu gibi yine haklı olarak "Sorular müfredata uygundu, çalışan yapardı" diyecektir. Doğrudur, çalışan, düzenli deneme çözen, o masanın başında gençliğini saatlerce eriten çocuklar elbet bir şekilde yollarını buldular. Ancak bu sınavın tek kazananı akademik olarak formda olanlar değil; aynı zamanda o yaşta bir yetişkin gibi soğukkanlı kalmayı becerebilenler oldu.

LGS, sadece çocukların yarıştığı bir kulvar olmaktan çıkalı çok oldu. Bu sınav, salon kapılarında ellerinde dualarla, gözlerinde endişeyle bekleyen annelerin, babaların, yani topyekûn ailelerin sınavı. Dershane ücretleri, özel ders koşturmacaları, "Aman çocuğumun geleceği kararmasın" baskısıyla geçen koskoca bir yıl...

Şimdi sınav bitti, stres bitti mi? Ne gezer... Şimdi de o meşhur puanların, yüzdelik dilimlerin hesaplandığı, tercih kılavuzlarının havada uçuştuğu yeni bir kaygı dönemi başlıyor.

Odalara kapanıp geçirilen ayların, o her deneme sınavında biraz daha büzülen çocuk kalplerinin yükü bu iki saatle taşınamaz, biliyorum. Sevgili çocuklar, o kurşun kalemlerle optik formlara bıraktığınız siyah noktalar ne sizin biricik hikayenizi tanımlayabilir ne de o saklamaya çalıştığınız ürkek taraflarınızı ölçebilir. Siz o küçücük yaşınızda, modern dünyanın önünüze yığdığı bu devasa kaygı labirentinden sağ salim çıktınız ya, en büyük başarı bu. Şimdi o ağır kitapçıkları ve omuzlarınızı çökerten beklentileri ait oldukları masalarda bırakın. Pencereyi açın, gökyüzüne bakın ve sadece nefes alın. Çünkü hayat, size ezberletilen o upuzun LGS paragraflarının çok ötesinde, keşfedilmeyi bekleyen apaydınlık ve geniş bir alan.