Bir Geminin Gölgesinde Türkiye’nin Seksen Yıllık Amerika Serüveni
BÖLÜM I
Boğaz’a Giren Savaş Gemisi
Bazı gemiler yalnızca limanlara yanaşmaz; tarihe yanaşırlar.
Tarih çoğu zaman savaşlarla, darbelerle ve devrimlerle yazılır. Ama bazen tek bir gemi, top seslerinden daha güçlü bir iz bırakır. Çünkü bazı gemiler yalnızca limanlara değil, bir dönemin ruhuna yanaşır.
4 Nisan 1946 günü Amerikan Donanması’nın en güçlü savaş gemilerinden biri olan USS Missouri İstanbul Boğazı’na girdi. Kimse o gün, bu ziyaretin seksen yıl sonra bile tartışılmaya devam edeceğini tahmin etmiyordu.
Resmî gerekçe, Amerika Birleşik Devletleri’nde hayatını kaybeden Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün’ün naaşını yurda getirmekti. Ancak dünya kamuoyu, Missouri‘nin ziyaretini bir cenaze töreninden çok, Amerika’nın Türkiye’ye verdiği siyasî bir mesaj olarak gördü.
Savaş Bitmişti Ama Barış Gelmemişti
1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde dünya derin bir nefes aldı. Ancak bu nefes uzun sürmedi.
Milyonlarca insanın ölümüne yol açan savaş bitmişti ama yeni bir güç mücadelesi çoktan başlamıştı. Avrupa’nın büyük bölümü yıkıntılar altındaydı. İngiltere ve Fransa, savaşın galipleri arasında yer alsalar da eski güçlerinden önemli ölçüde uzaklaşmışlardı.
Dünya artık iki yeni süper gücün etrafında şekilleniyordu: Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği.
Bir zamanlar aynı cephede savaşan bu iki ülke, savaşın hemen ardından birbirlerini potansiyel rakip olarak görmeye başladı. Böylece yaklaşık yarım yüzyıl sürecek Soğuk Savaş dönemi başladı.
Türkiye ise bu yeni dünyanın tam ortasında bulunuyordu.
Jeopolitik konumu nedeniyle Türkiye, yalnızca kendi kaderini değil, Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyanın güvenlik dengelerini de etkileyebilecek bir ülkeydi.
Ancak Türkiye’nin önünde zorlu bir dönem vardı.
Ankara’nın Yalnızlığı
Savaş boyunca tarafsız kalmayı başaran Türkiye, savaş sonrasında kendisini ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya buldu.
Sovyetler Birliği, 1945 yılında Türkiye ile 1925 tarihli Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması’nı yenilemeyeceğini açıkladı. Ardından Boğazların ortak savunulmasını istedi. Kars ve Ardahan üzerindeki tarihsel hak iddialarını gündeme taşıdı.
Ankara açısından bu talepler yalnızca diplomatik baskı değildi.
Bu talepler, doğrudan Türkiye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ilgilendiriyordu.
Henüz NATO yoktu.
Henüz Truman Doktrini ilan edilmemişti.
Türkiye kendisini uluslararası sistem içinde büyük ölçüde yalnız hissediyordu.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve dönemin devlet kadroları, ülkenin güvenliğini sağlayacak yeni bir dış politika arayışı içindeydi.
İşte USS Missouri tam da böyle bir dönemde İstanbul’a geldi.
Bu nedenle geminin gelişi, bir cenaze töreninin çok ötesinde anlamlar taşıyordu.
Bir Cenaze Töreninden Fazlası
Resmî açıklamaya göre USS Missouri‘nin İstanbul’a geliş nedeni, Amerika Birleşik Devletleri’nde hayatını kaybeden Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün’ün naaşını ülkesine getirmekti.
Diplomatik teamüller açısından bakıldığında bu sıra dışı bir tercihti.
Uluslararası ilişkilerde devlet adamlarının naaşları çoğu zaman sivil ya da askerî nakliye uçaklarıyla taşınırdı. Dünyanın en büyük savaş gemilerinden birinin bu görev için görevlendirilmesi, daha ilk günden çeşitli yorumlara yol açtı.
Nitekim dönemin uluslararası basını da Missouri’nin ziyaretini yalnızca bir nezaket gösterisi olarak değerlendirmedi.
Pek çok gözlemciye göre Washington, bu ziyaret aracılığıyla hem Ankara’ya hem de Moskova’ya güçlü bir mesaj veriyordu.
Mesaj açıktı:
Amerika Birleşik Devletleri, savaş sonrasında şekillenen yeni dünya düzeninde Türkiye’yi Sovyet nüfuz alanına bırakmak istemiyordu.
Missouri‘nin Boğaz’a girişi, bu nedenle yalnızca diplomatik bir ziyaret değil; aynı zamanda sembolik bir güç gösterisi olarak da yorumlandı.
Türkiye uzun süredir ilk kez kendisini uluslararası sistem içinde yalnız hissetmiyordu.
Belki de bu yüzden Missouri, yalnızca bir savaş gemisi olarak hatırlanmadı.
Bir dönemin başlangıcını simgeleyen sembollerden biri hâline geldi.
İstanbul’un Gördüğü En Büyük Kalabalıklardan Biri
5 Nisan 1946 sabahı İstanbul sıradan bir güne uyanmadı.
Günlerdir gazeteler aynı haberi manşetlerinden duyuruyordu: Amerikan zırhlısı Missouri İstanbul’a geliyordu.
Şehrin dört bir yanında aynı heyecan vardı.
Karaköy’de, Eminönü’nde, Üsküdar’da, Beşiktaş’ta insanlar Boğaz kıyılarına akın etmeye başlamıştı. Vapurlar, iskeleler, rıhtımlar ve tepeler kısa sürede doldu. Kimi meraktan, kimi heyecandan, kimi de tarihe tanıklık etmek için oradaydı.
İstanbul uzun yıllar süren savaşın yorgunluğunu hâlâ üzerinde taşıyordu. Türkiye savaşa doğrudan girmemişti ama savaşın gölgesi yıllarca ülkenin üzerinde dolaşmıştı.
Yokluk…
Karne uygulamaları…
Ekonomik sıkıntılar…
Ve her an savaşa girme korkusu…
Toplum, uzun süren belirsizlik yıllarının ardından ilk kez geleceğe biraz daha umutla bakmak istiyordu.
İşte Missouri tam da böyle bir ruh hâlinin ortasında Boğaz’a girdi.
Dönemin gazetelerinde yer alan haberlere göre, geminin geçişi büyük ilgi gördü. Bazı gazeteler bu ziyareti “Türk-Amerikan dostluğunun yeni dönemi” olarak yorumladı.
Yıllar içinde ziyaret etrafında pek çok anlatı oluştu.
Camilerde “Welcome Missouri” yazılı mahyalar kurulduğu, Kız Kulesi’nin ışıklandırıldığı ve İstanbul’un günlerce süren kutlamalara sahne olduğu sıkça anlatıldı. Bu anlatıların önemli bir bölümü dönemin basınında yer alsa da bazı ayrıntılar tarihçiler arasında tartışmalıdır.
Ancak tartışılmayan bir gerçek vardır:
Missouri‘nin gelişi Türkiye’de güçlü bir psikolojik etki yarattı.
Çünkü savaşın hemen ardından kendisini yalnız hisseden bir ülke için, dünyanın en güçlü devletlerinden birinin gönderdiği savaş gemisi yalnızca çelikten yapılmış bir zırhlı değildi.
Bir mesajdı.
Bir güvenceydi.
Belki de yeni kurulacak dünyanın ilk işaretiydi.
Missouri Gerçekten Ne Anlama Geliyordu?
Aradan seksen yıl geçti.
Bugün geriye dönüp baktığımızda ister istemez şu soruyu soruyoruz:
Missouri gerçekten yalnızca bir savaş gemisi miydi?
Yoksa Soğuk Savaş’ın ilk satırlarını yazan sessiz bir diplomat mıydı?
Çünkü Missouri Boğaz’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra dünya yeni bir döneme girdi.
1947’de Truman Doktrini ilan edildi.
Ardından Marshall Planı geldi.
1950’de Türkiye Kore’ye asker gönderdi.
1952’de ise NATO üyeliği gerçekleşti.
Yalnızca altı yıl içinde yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’nin dış politika rotasını kalıcı biçimde değiştirdi.
Elbette bütün bu dönüşümü tek bir gemiye bağlamak mümkün değil.
Ancak Missouri, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında başlayacak uzun ilişkinin en güçlü sembollerinden biri hâline geldi.
Belki de bu yüzden bugün hâlâ Missouri’yi konuşuyoruz.
Çünkü bazı gemiler limanlardan ayrılır.
Ama bıraktıkları soruların cevapları bazen kuşaklar boyunca aranır.
Ve belki de bugün yaşadığımız pek çok tartışmanın ilk cümlesi, seksen yıl önce Boğaz’ın sularında yazılmıştı.
Önümüzdeki bölümde, Missouri‘nin ardından Türkiye’nin nasıl Batı ittifakının bir parçası hâline geldiğini; Truman Doktrini’nden Marshall Planı’na, Kore’den NATO üyeliğine uzanan süreci ele alacağız.
Dipnotlar
- Bruce R. Kuniholm, The Origins of the Cold War in the Near East, Princeton University Press, 1980.
- Oral Sander, Türk-Amerikan İlişkileri (1947-1964), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları.
- William Hale, Turkish Foreign Policy Since 1774, Routledge, 2013.
- Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu, Kaynak Yayınları.
- FRUS (Foreign Relations of the United States), 1946, Cilt VII, U.S. Department of State.
- Baskın Oran (Ed.), Türk Dış Politikası, Cilt I, İletişim Yayınları.
- Selim Deringil, Turkish Foreign Policy During the Second World War, Cambridge University Press.
- Dönemin basın arşivleri: Cumhuriyet, Ulus ve Akşam gazeteleri, Nisan 1946 sayıları.
Yazarın Notu: Bu bölümde yer alan değerlendirmeler; akademik çalışmalar, uluslararası kuruluş raporları, resmî belgeler ve güncel jeopolitik analizler dikkate alınarak hazırlanmıştır. Geleceğe ilişkin öngörüler ve değerlendirmeler farklı uzman görüşlerini içerebildiğinden, tartışmalı alanlarda kesin hükümlerden kaçınılmış, farklı yaklaşımların varlığına dikkat çekilmiştir.