28 Şubat 2026 sabahı, ABD ve İsrail'in Epik Öfke Operasyonuyla başlayan savaş, bir ayı geride bırakırken bölgesel ve küresel dengeleri derinden sarsmaya devam ediyor.

Nükleer Tehdit ve "Epik Öfke"

Savaşın ilk günlerindeki en çarpıcı gelişme, İran'ın 35 yıllık dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesi oldu. Bu, İran Cumhuriyeti tarihindeki en büyük liderlik krizi demekti. Ama tehdit sadece konvansiyonel değildi.

ABD Başkanı Donald Trump, 24 Şubat'taki Birliğin Durumu konuşmasında İran'ı nükleer silah üretme çabalarını yeniden başlatmakla suçladı ve "gerekirse harekete geçmeye hazır olduğunu" söyledi. Washington, İran'ın "birkaç gün içinde bomba yapmaya yetecek kadar malzemeye sahip olduğu" iddiasıyla harekete geçti. Ancak bu iddialar hem Amerikan istihbarat kurumları hem de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından yalanlandı. Savunma İstihbarat Teşkilatı, İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler üretmesinin "en az on yıl süreceği" sonucuna varmıştı.

21 Mart'ta ABD, Natanz Nükleer Tesisi'ni sığınak delici bombalarla vurdu. Rusya bu saldırıyı "uluslararası hukukun açık ihlali" olarak kınarken, UAEA "herhangi bir nükleer kaza riski olmaması için" askeri ihtiyat çağrısında bulundu. İran karşılık olarak İsrail'in Dimona nükleer tesisini hedef aldı. İşte savaşın nükleer boyuta sıçrama riskini gösteren en ürkütücü gelişme buydu. Şimdilerde Trump kırmızı butonun önünde poz verse de durumda henüz bir değişiklik yok.

Trump'ın "Rejim Değişikliği" ve Yeni İran Yönetimi

Trump, "Biz zaten rejimi değiştirdik. Daha önce kimsenin muhatap olmadığı farklı insanlarla muhatap oluyoruz" diyerek yeni İran yönetimini "oldukça makul" olarak nitelendiriyor. Ancak bu "makullük" maskesi altında 31 günde 1.700'den fazla hedef vuruldu, 1.500'den fazla sivil hayatını kaybetti, 3,2 milyon kişi yerinden edildi.

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, petrol fiyatlarını 100 doların üzerine taşıdı. Trump'ın tehdidi net: "Anlaşma olmazsa Hark Adası, elektrik santralleri ve petrol kuyularını yok edeceğiz." Bu, savaşın ekonomik altyapıya yönelik genişlemesi – ve dolaylı olarak nükleer tesislere yönelik daha büyük riskler – anlamına geliyor.

BlackRock ve Boğazların Kesişimi: Larry Fink'in İstanbul Ziyareti

Savaşın bir ayı dolduğu hafta, dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock'un CEO'su Larry Fink, 27 Mart'ta İstanbul'a geldi. Fink, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Dolmabahçe'de kapalı kapılar ardında görüştü. Masada Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar vardı.

Bu buluşmanın zamanlaması tesadüf değil. Hürmüz Boğazı kapalı, küresel enerji piyasaları kırılgan, Türkiye ise hem Doğu Akdeniz'deki enerji koridoru rolüyle hem de NATO'nun güneydoğu kanadındaki stratejik konumuyla öne çıkıyor. Fink'in ziyareti, 1,2 trilyon dolarlık varlığı yöneten 23 uluslararası yatırımcıyı bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu Türkiye Strateji Toplantısı'nın hemen öncesine denk geldi.

Erdoğan, toplantıda "Ortadoğu'daki çatışmanın küresel ekonomik riskleri artırdığını, özellikle enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açtığını" vurguladı. Fink'in odaklandığı "tokenizasyon ve dijital varlıklar" ile Türkiye'nin enerji altyapısı arasındaki potansiyel kesişim, savaş sonrası dönem için kritik öneme sahip. Zira Hürmüz'ün kapalı olduğu bir dünyada, Türkiye'nin enerji transit güzergâhlarındaki rolü – Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, TANAP, Türk Akımı – stratejik değerini katbekat artırıyor.

Bölgeselleşen Savaş ve Türkiye'nin Denge Aktörlüğü

Artık bu sadece üç aktörün çatışması değil. BAE, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan İran füzelerinin hedefinde. Dubai Limanı'nda Kuveyt'e ait petrol tankeri vuruldu.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin Trump'a "İnsanlık adına sana sesleniyorum, bize yardım et ve savaşı durdur" çağrısı, bölgesel aktörlerin çaresizliğini yansıtıyor. Ancak Türkiye, Fink ziyaretiyle gösteriyor ki: Savaşın yarattığı kriz, aynı zamanda fırsat demek. Enerji arz güvenliği, altyapı yatırımları, dijital finans altyapısı – bunlar savaş sonrası Ortadoğu'nun inşasında kazananlar olacak.

Nükleer Korku ve Diplomasi Masası

Pakistan aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerde 15 maddelik bir barış planı masada. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arachi, "resmi olarak müzakere etmiyoruz" derken, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da "savaşın sona ermesi, İran halkının güvenliğinin garanti altına alınmasına bağlı" mesajı veriyor.

İran'ın sunduğu beş maddelik karşı teklif; saldırıların durdurulması, savaş tazminatı ve Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin tanınmasını içeriyor. Bu taleplerin ABD tarafından kabul edilmesi zor görünüyor.

Sonuç: Savaş Ekonomisi ve Barış Matematiği

31 günde savaş, "nükleer tesislere operasyon"dan bölgesel çatışmaya, oradan küresel enerji krizine evrildi. Trump'ın "rejim değişikliği" retoriği ile İran'ın "direniş" dili arasındaki uçurum hâlâ derin. Ancak Larry Fink'in İstanbul'daki varlığı, bu savaşın sadece askeri ve diplomatik değil, aynı zamanda finansal ve ekonomik bir hesaplaşma olduğunu hatırlatıyor.

Hürmüz Boğazı kapalı kaldıkça, ekonomik maliyetler katlanarak büyüyor. BlackRock gibi devlerin Türkiye'ye yönelmesi, "savaş sonrası" senaryolarının şimdiden şekillendiğini gösteriyor. Ve unutmayalım: Savaş ekonomisi, barış matematiğinden farklı işler ama her ikisinin de kazananları vardır.

Yazar Notu: Bu yazı 31 Mart 2026 tarihli gelişmeleri kapsamaktadır. Savaş koşullarında durum saatler içinde değişebilmektedir.