Yazıyı kaleme aldığım tarih 17 Mart 2026. Son bir hafta içinde dünya üç ayrı yerde sarsıldı.
Washington'dan gelen "Hürmüz'ü açın" emrine Berlin hayır dedi. Pekin'de Tayvan için son hazırlıklar tamamlandı. Yeni Delhi ise sınırı aştı, Pakistan topraklarına girdi. Üç cephe, üç devlet. Ve hepsi yaşadığımız dünya sisteminin önemli parçaları.
Ama bu kırılmaları en derini, Ortadoğu'da yaşanıyor. Çünkü bu kez masada petrol değil, "vaat" var.
Batı'nın Yalnızlığı ve İsrail'in Gölgesi
Almanya Başbakanı Merz'in "hayır"ı sadece Hürmüz'le ilgili değil. Trump yönetiminin "operasyon" dilindeki ısrarı, Avrupa'yı rahatsız ediyor. Avrupa bu filmi daha önce görmüştü. Hatırlarsınız, 2003'te Irak'ta "koalisyon" laflarıyla başlayan macera, bölgede on yıllık kaosa dönüşmüştü. Şimdi aynı senaryonun İran versiyonu yazılıyor. Ama bu kez rol dağılımı farklı.
Almanya, İspanya, İtalya "biz yokuz" dedi. Fransa ve İngiltere "belki" dedi, ama bu belkinin içi boş. Pistorius'un "NATO meselesi değil" sözleri, ittifakın 75 yıllık tarihindeki en büyük restlerden biri.
Peki ya İsrail?
Tel Aviv savaşı başlatan taraf. Hazırlıkları, "bekle-gör" hazırlığı değil, "hazır-ol" hazırlığı. Netanyahu'nun kabinesi, "Arz-ı Mev'ud" vizyonunun en geniş yorumunu hayata geçirmek için fırsat kolluyor. İran'ın zayıflaması, Lübnan'ın çöküşü, Suriye'nin parçalanması... Hepsi bu haritanın parçaları.
Washington'daki "Hürmüz" planı, aslında İsrail'in "büyük oyunu"nun ön safhası. ABD'nin İran'ı vurması, İsrail'e Gazze'nin ötesinde, Batı Şeria'dan Lübnan'a, hatta Ürdün vadisine kadar uzanan "vadedilmiş topraklar" için alan açıyor.
Acaba Avrupa durumun farkında mı? Merkel sonrası Almanya, "Arz-ı Mev'ud" retoriğinin Avrupa'daki yankılarını hesaplıyor mu? Paris', Londra', Berlin... "Yeni bir Ortadoğu haritası çizildiğinin farkında mı? Bu haritada İsrail'in sınırları nerede bitirdiğini merak ediyorlar mı?
ABD yalnız kaldı. Lincoln uçak gemisi, F-35'ler, B-52'ler hazır. İsrail'in "vaadi", Avrupa'nın "hayır" demesinden daha ağır basıyor. Çünkü bu kez savaş, sadece petrol için değil, aynı zamanda "vadedilmiş topraklar" için. ABD de geniş nüfuzu bulunan Evanjeliklerde vadedilmiş toprakları bekliyor.
Doğu'nun Sabrı
Aynı günlerde Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Tayvan Boğazı'nda "birleşim tatbikatı" yapıyor. Pekin'in "tek Çin" politikası, bu kez füzelerle destekleniyor. ABD Donanması, Pasifik'te devriyelerini artırsa da dikkati bölünmüş durumda. Askeri birliklerinin yarısı Ortadoğu'ya, yarısı Çin Denizi'ne kaymışhâlde.
Pekin hesap yapıyor. ABD'nin dikkati Hürmüz'e kilitliyken, Tayvan için ne kadar kaynak ayırabileceğini düşünüyor.Kaynaklarını kullanma potansiyeli Çin'in "kırmızı çizgi"sinine kadar zorlayacağında gizli.
Çin'in hesabında İsrail faktörü var mı? ABD'nin Ortadoğu'daki "yalnızlığı", İsrail'in "Arz-ı Mev'ud" hamlesini hızlandırırsa, bu Çin'in işine gelir mi? ABD'yi "çok cepheli" zorlayarak, Pasifik'te daha agresif bir tavır sergiler mi?
Güney'in Tırmanışı
Hindistan, "terör önleme" operasyonuyla Pakistan topraklarına girdi. Keşmir'de topçu ateşi başladı. İslamabad, "nükleer seçenek" kelimesini ağzına aldı. Ama bu kez dünya henüz "dur" demedi, dikkatleri başka yönlere dağılmış durumda.
ABD, Ortadoğu ve Pasifik arasında bölünmüş halde. Avrupa, "kendi güvenliğimiz" diyor. Çin, "iç mesele" diyor. Hindistan ise "bizim de sınırımız var" diyor.
Hindistan'ın hesabında İsrail faktörü var. Yeni Delhi ile Tel Aviv, son yıllarda "stratejik ortaklık" inşa etti. Savunma sanayii, istihbarat paylaşımı, hatta "Arz-ı Mev'ud" vizyonuna sessiz destek... Hindistan, Müslüman Pakistan'a karşı "Hindu-İsrail" eksenini güçlendiriyor.
Bu tırmanma, aklımıza 1914'ü getiriyor. İttifakların zincirleme reaksiyonu, sonra hiçbir şeyin durdurulamayacağı bir savaş...
Ama fark var, 1914'te nükleer silah yoktu. Nükleer silah şimdi herkesin elinde mevcut ve kudurmuş İsrail’in vaat hayali var.
Türkiye'nin İkilemi
Ankara, üç cephenin ortasında duruyor. NATO üyesi, ama ABD'nin Hürmüz operasyonuna "hayır" dedi. Suriye'de askeri varlığı var, ama bu varlık "koalisyon" içinde değil.
Ve İsrail.
Türkiye ile İsrail, "Arz-ı Mev'ud" haritasında karşı karşıya. Tel Aviv'in gözünde Güneydoğu Anadolu, "Büyük İsrail" vizyonunun kuzey sınırı. Ankara'nın gözünde ise İsrail'in yayılması, "Misak-ı Milli" tehdidi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı "dengeli politika”, bu kasırgada test ediliyor. Batı ile Rusya arasında, ABD ile İran arasında, Çin ile ABD arasında... Her seçim, başka bir cephedeki krizi derinleştiriyor.
Ama asıl ikilem, İsrail'le yaşanıyor. Türkiye, ABD'nin "yalnız" kalması durumunda, İsrail'in "Arz-ı Mev'ud" hamlesine nasıl karşılık verecek? Suriye'de, Irak'ta, hatta deniz yetki alanlarında...
Üç Cephe, Bir "Vaat"
Bu üç kriz, birbirinden bağımsız değil. Hepsi aynı sistemin çöküşünün parçası:
Hürmüz, petrolün kalbi. Ama aynı zamanda "Arz-ı Mev'ud"un kapısı.
Tayvan, çip üretiminin merkezi. Ama aynı zamanda "tek Çin" vizyonunun sembolü.
Keşmir, nükleer silahların gölgesi. Ama aynı zamanda "Hindu-İsrail" ekseninin test alanı.
Ve bu üç cephedeki aktörler, "vaat"lerle hareket ediyor. İsrail "Arz-ı Mev'ud" diyor. Çin "tek Çin" diyor. Hindistan "Büyük Hindistan" diyor.
"Vaat", savaşın en eski bahanesi. Ve 2026'da bu "vaatler" çarpışacak gibi duruyor.
Kırılma Anı
2026'nın Mart ayı, şu anki dünya sisteminin kırılma anı. "Hayır" demek, artık bir seçenek olsa da bu seçim, başka seçimleri zorluyor.
ABD yalnız kalırsa, ne yapar? İran'la doğrudan savaşır mı? İsrail'e "Arz-ı Mev'ud" için tam desteğini sürdürür mü? Bu soruların cevabı, dünyanın geleceğini belirleyecek.
Avrupa'nın savaşa "hayır” demesi, Çin'in "bekle-gör"politikası, Hindistan'ın "sınır aşan" operasyonu... Hepsi, yeni bir düzenin doğduğunu gösteriyor. Ama bu düzen, "çok kutuplu." Yeni dünya düzeninde tek süper güç olmayacak gibi görünüyor. Güçler, "vaat" lerle kendine yol buluyor.
Türkiye, bu çarpışmanın tam ortasında duruyor. Ve bu duruş, en zor duruş. Umarım ülkemiz bir seçim yapmak zorunda kalmaz. Seçim yapacak olursa ayrıştırıcı soru şu olacak; "Misak-ı Milli" mi, "yeni ittifak” mı?