Jeopolitiğin öneminin tekrar hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. Coğrafya, siyasetin çok daha üzerindedir ve coğrafyayı bilen oynanan oyunları daha net görebilir.

Mackinder’in “Dünya Adası” teorisini hatırlatayım. (Doğu Avrupa ve Avrasya’nın iç bölgelerini “kalp bölgesi” kontrol eden gücün, Dünya Adası’na “Avrupa-Asya-Afrika” ve nihayetinde tüm dünyaya hükmedeceğini savunur.) Kim bu kalbi kontrol ederse, dünyayı kontrol eder. Bugün o kalbin Pasifik'te attığını söyleyebiliriz. Ama bu kez oyun farklı: ABD, Çin'in enerji damarlarını kurutmaya çalışıyor. Ve bunu yaparken de İsrail’e hizmet edip İran'a saldırıyor.
Hürmüz Boğazı, Çin'in Akciğeri
Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin %21'ini taşır. Çin için bu oran daha da kritik: İthal ham petrolünün yaklaşık %45'i Körfez kaynaklıdır. Trump'ın "Hürmüz'ü açmak için kapatacağım" ifadesi, klasik bir stratejik abluka hazırlığıdır. Amaç İran'ı değil, İran üzerinden Çin'i hedef almaktır. İki gün önce yayınlanan bir habere göre, Endonezya’ ABD ordusu uçaklarının hava sahasını kullanması için genel izin verileceğini öne süren ve “gizli bir belgeye” dayandırılan iddiaları kısmen doğruladı. Hindistan merkezli Sunday Guardian haber sitesi, ABD hükümetinden "gizli bir belgeye" dayandırdığı haberinde Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto'nun, hava sahasına ABD askeri uçaklarının girişine genel izin verme konusunu Washington'la görüştüğünü iddia etmişti. Peki Endonezya’nın hava sahasını ABD’ye açması ne anlama gelir? Malakka Boğazı üzerinde ABD’nin hakimiyet kurma çabası ve Çin’in bir diğer enerji boğazını kurutma hamlesi olduğu söylenebilir.
Malakka Boğazı hakkında da bilgi vermek gerekirse; Güneydoğu Asya'da, Endonezya'nın Sumatra adası ile Malezya Yarımadası arasında yer alır. Singapur'un hemen güneyinden başlar, Andaman Denizi'ne kadar uzanır. Dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından biridir, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore’nin Ortadoğu petrolüne erişimi için kritik öneme sahiptir.
Pekin'in stratejik petrol rezervlerinin 90 günlük tüketime karşılık geleceği belirtiliyor. Malakka ve Hürmüz boğazları kesilirse, bu süre 30-45 güne düşebilir. Çin'in ekonomik faaliyeti durma noktasına gelir. Washington, Çin’i yıpratmak için en doğru hamlenin Malakka Boğazı’nı kontrol etmek olduğunu bildiği için de bu hamleyi yapıyor.
İsrail ve Arz-ı Mev'ud planı, Teolojinin Stratejiye Hizmeti
İsrail'in İran'a yönelik operasyonel planları, Arz-ı Mev'ud (Vaat Edilmiş Topraklar) vizyonuyla örtüşüyor. Bu savaşta dini motivasyonun, stratejik hesabın üzerine bina edildiğini görmemiz gerekiyor. İran'ın çökertilmesi hem İsrail'in bölgesel hegemonyasını pekiştirirken hem de ABD'nin Çin'e karşı enerji ablukasının ön cephesini oluşturuyor.
Tel Aviv ve Washington arasındaki koordinasyon, "kazara" eşzamanlı hareketlerle değil, ortak operasyonel planlamayla yürüyor. İran, iki cephe arasında sıkıştırılmış durumda. ABD'nin Hürmüz stratejisi ve İsrail'in füze operasyonları. Üstelik etrafındaki Müslüman ülkeler İran’ı değil Amerika’yı savunur vaziyette bir yandan da Sünni-Şii çatışmasıyla da araya mesafe koymaya çalışılıyor.
Malakka ve Endonezya: Çevrelemenin Güney Kanadı
Güney Çin Denizi'nde Çin, yapay adalar ve askeri üslerle erişimi engelleme stratejisi uygularken, ABD'nin Endonezya ile yakınlaşması, bu stratejiye karşı “offshore balancing” açık deniz dengelemesi hamlesidir. Malakka Boğazı, Çin'in zayıf noktasıdır
Endonezya'nın ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) içindeki ağırlığı, boğazların kontrolündeki stratejik konumu ve Müslüman çoğunluklu nüfusu, Pekin için hem avantaj hem de dezavantajken, Washington'un, Cakarta ile savunma anlaşmalarını derinleştirmesi, Çin'in güney deniz hatlarını tehdit etmektedir.
Finansal Sistem ve Savaş Ekonomisi
ABD ve İngiltere’nin iki hafta arayla bankacılık düzenlemeleri yapması, ekonomik sistemlerinin ne kadar zor durumda olduğunun göstergesidir. "Lipstick Endeksi" gibi ikincil göstergeler, ana akım ekonomik verilerden daha önce kriz sinyali verir. Tüketicilerin küçük lüks harcamalara yönelmesi, büyük harcama kararlarını ertelendiğini gösterir. Özellikle kadınların ruj satın alma oranının yükselmesi ekonomik bir kriz olduğunun en belirgin göstergesidir. Bu yüzden Lipstick (ruj) endeksi ismini almıştır.
Tarihe baktığımızda hegemonik güçlerin finansal krizleri savaşla aşma eğilimini görebiliriz. 2008 krizinin “barışçıl” stratejilerle çözülmesi sadece bir istisnadır. Bugünkü koşullarla okumak gerekirse, ABD’nin Çin'e karşı yaptığı kontrollü gerilim, iç politikasındaki konsolidasyon ve ekonomik durgunluğu aşmak için kullandığı bir araç olarak görülebilir.
ABD, İSRAİL, ÇİN ve İRAN çıkarlarını korumak ve maksimize etmek için kısıtlı seçeneklere sahip durumdalar. Mevcut durumda, Çin, enerji bağımlılığı nedeniyle stratejik olarak savunma pozisyonunda ve İran’a destek olma durumundadır. ABD, Çin’in bu zayıf noktasını kullanarak İran ve Malakka üzerinden Çin’i yıpratma çabasındadır. İsrail, bölgesel hegemonya ve Arz-ı Mev'ud vizyonuyla bu stratejiye entegre olmuş kendi sapkın dininin emirlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. İran Amerika ve İsrail’in saldırılarına karşı ülkesini savunma ve birliğini koruma çabasındadır.
Finansal sistem riski, askeri olarak öne çıkmayı tetikleyici bir faktördür.
Siyasetçilere göre Pasifik’te bir savaş ön görülmese de bu tabloya göre hazırlıkların hızla devam ettiğini söyleyebiliriz. Savaş çığırtkanlığı yapmak istemem ama ekonomik kriz yönetiminin artık oldukça zorlaştığı ve savaşın beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu görebiliriz. Coğrafya değişmez, ama coğrafya insanların elindedir. Ve göründüğü kadarıyla şu an o el, tetiktedir.