Bu hafta dünya üzerinde üç ayrı coğrafyada insanlar aynı kelimeyle yatıp kalkıyor:

Ateşkes. Her ne kadar dillerden düşmese de kimse ateşkese inanmıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki tankerler tedirgin, Lübnan sınırında top sesleri kesilmiyor, Moskova’da Putin “savaş bitiyor” havası veriyor. Peki savaşlar gerçekten bitiyor mu, yoksa taraflar yorgunluk molası mı veriyor?

Hürmüz’de durum hâlâ çok kritik. İran, ABD’nin teklifine “tamamen kabul edilemez” diyor. Boğazın tam kontrolünü ve tazminat istiyor. Trump karşılığında “oyun oynuyorlar” diyerek kestirip atıyor. Sonuçta olan yine insanlara oluyor! Petrol fiyatları tırmanışta, küresel tedarik zinciri geriliyor. Atılacak bir yanlış adım, 70’lerden beri görülmemiş bir enerji krizine kapı aralayabilir. Savaşın başladığı ilk hafta da yazmıştım, Hürmüz Boğazı sadece bölgesel bir mesele değil; dünya ekonomisinin can damarı. Boğazı tıkayan elleri tüm dünya halkları kendi boğazında hissediyor.

Lübnan cephesine baktığımızda tablo pek iç açıcı değil. Nisan ortasında ilan edilen ve birkaç kez uzatılan ateşkes, mayıs ortasına kadar dayanmaya çalışıyor ama sahada işler karışık. İsrail kudurmuş bir köpek gibi saldırmaya devam ediyor. Buna rağmen Hizbullah’ın “dikkatliyiz” mesajları ve sivillerin acısı devam ediyor. Washington’da görüşmeler sürerken, İran’ın vekil gücü Hizbullah’ın zayıflaması hem Tel Aviv’in hem Tahran’ın hesaplarını doğrudan etkiliyor. Lübnan halkı ise yıllardır bu yangının bedelini ödüyor.

Ukrayna tarafında ise Putin’in 9 Mayıs Zafer Günü’ndeki “konu bitiyor” mesajı dikkat çekiciydi. Kısa süreli ateşkesler devrede, esir takası konuşuluyor. Trump’ın arabuluculuğuyla üçüncü ülkede görüşme ihtimali var. Rusya için savaşın maliyeti ağırlaşırken, ABD’nin Orta Doğu’ya odaklanması Moskova’ya biraz nefes aldırmış gibi görünüyor. Ama “zafer” naralarıyla “barış” sinyalleri arasındaki mesafe hâlâ epey geniş.

Asıl mesele şu; Üç gelişmede de şahit olduğumuz savaşlar aslında klasik büyük güç rekabetinin bambaşka versiyonu. ABD, Trump’la hem Orta Doğu’da askeri-diplomatik hamleler yapıyor hem de Ukrayna’da arabuluculuk rolünü öne çıkarıyor. Rusya ve İran ise zaman kazanma ve pozisyon koruma peşinde.

Tarih tekerrürden ibaret! “Kırılgan ateşkesler” bize çok tanıdık geliyor. Genelde tarafların yeniden silahlanıp mevzi almak için kullanıldığı taktiklerdir bu molalar. Enerji fiyatlarından gıda güvenliğine, göçten silahlanmaya kadar her şey birbirine bağlı. Türkiye gibi kritik bir coğrafyada duran bir ülke için bu dönem hem risk hem fırsat demek. Enerji rotaları, savunma sanayi iş birlikleri ve diplomatik manevra kabiliyeti her zamankinden önemli.

Dünya “sonsuz savaş” yorgunluğu yaşıyor. Sokaktaki insan, çiftçi, sanayici, ev hanımı… Hepsi aynı şeyi hissediyor: “Artık bitsin şu gerilim.” Ama barış, sadece ateşkes imzalamakla olmuyor. Adil, sürdürülebilir ve karşılıklı güvene dayalı bir düzen lazım. Aksi takdirde bugün verilen molalar, yarının daha büyük patlamalarına zemin hazırlayacak!

Diplomatlar masada, liderler ekranlarda konuşadursun; asıl yük yine bize, sıradan insanların sırtına biniyor.