İnsan garip bir varlıktır.
Kendisinden doğanı saklar, sonra da hakikati aramaya çıkar.
Topraktan yaratılmıştır ama çamurdan utanır.
Bedenle var olur ama bedeni küçümser.
Kadından doğar ama kadının doğallığından rahatsız olur.
Sen hakikati gül suyunda arıyorsun; oysa hayat bazen kan kokar.
Bugün insanlık, doğalı unuttuğu kadar yoruldu. Kusursuzluk putuna secde eden çağımız; teri, gözyaşını, kırışıklığı, yaş almayı ve kadın bedeninin kadim ritmini saklanacak kusur sandı. Oysa gizlenen şey ayıp değil, hayattır.
Kadının döngüsü yalnızca biyolojik bir hadise değildir. O, zamanın bedende attığı imzadır. Ay nasıl eksilir, büyür ve yeniden doğarsa; kadın da kendi iç göğünde her ay yeniden şekillenir. Kan, yalnızca kan değildir. Bazen bitenin vedası, bazen yeninin habercisidir.
Ne acıdır ki insan, kendisini dünyaya getiren kapının ritminden utanacak kadar yabancılaştı kendine.
Kirli olan beden değil, bakıştır.
Çünkü mesele kan değil; ona yüklenen korkudur. Mesele beden değil; bedene bakan zihnin yarasıdır. Mesele kadın değil; kadını anlamaktan kaçan çağın eksikliğidir.
Aşk da burada sınanır zaten.
Sevgi; yalnızca güzel kokular arasında, kusursuz ışıklarda ve hazırlanmış anlarda kolaydır. Gerçek sevgi ise hayatın ham hâline değebilmektir. İnsan sevdiğinin yalnızca parlayan yüzünü değil, gölgesini de sevebiliyorsa sevgidir bu.
Bugün ilişkilerin çoğu bu yüzden yoruluyor. Herkes vitrin istiyor, kimse hakikat istemiyor. Herkes estetik bir masal arıyor, kimse insan gerçeğine tahammül etmiyor.
Oysa hakikat steril değildir.
Doğumda kan vardır.
Şifada gözyaşı vardır.
Aşkta kırılganlık vardır.
Yakınlıkta çıplaklık vardır.
Biz, yaratılışın mucizesini utanılacak şeylere çevirdik.
Ve sonra sevgisizlikten şikâyet ettik.
Bilinsin ki:
Hayatı yalnızca cilalı hâliyle sevenler, aşkı hiç tanımamıştır.
Çünkü aşk, kusursuzu aramak değil; gerçeğe yaklaşabilme cesaretidir.
Sen temiz sandığın şeylerin çoğu sahte, kirli sandığın şeylerin çoğu hakikattir.