Haritaya bakıldığında incecik bir çizgi.
Gerçekte ise dünyanın gırtlağı desek yeridir. Nereden mi bahsediyorum? Tabii ki Hürmüz Boğazı’ndan…
Günde yaklaşık 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürünü, hatırı sayılır miktarda doğalgaz ve LNG’nin geçtiği daracık bir su yolu. Küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri buradan akıyor.
Halk olarak enerjinin nereden geldiğinin, kaynağının neresi olduğunun çoğu zaman farkında değiliz. Musluk açılıyor, arabalar çalışıyor, ışıklar yanıyor. Akış kesilmediği sürece de kimsenin aklına Hürmüz Boğazı gelmiyor.
Şimdi düşünelim: İran bu boğazı tamamen kapatırsa ne olur?
Önce piyasalar tedirginleşir, ardından petrol fiyatları uçar. O uçan fiyat önce benzin pompasında, ardından market raflarında, en nihayetinde doğalgaz ve elektrik faturalarında belirir.
Hiç aklınıza gelmeyen bu jeopolitik dar geçit, birdenbire mutfak masanıza oturur. Üstelik sadece bizim değil, tüm dünyanın mutfak masasına.
İran henüz resmi olarak “boğazı kapattık” demedi ama fiilen ne yaptı? Geçişleri durdurdu.
Hürmüz Boğazı haritada hâlâ açık görünüyor, ama pratikte dünya nefesini tutmuş durumda. Gemiler bekliyor, rotalar değişiyor, bazıları hiç geçemiyor. Sigorta şirketleri risk üstlenmiyor, navlunlar fırlıyor, petrol ve LNG fiyatları hızla yükseliyor.
Günlük 20 milyon varil petrolün geçiş yaptığı bu dar çizgi, küresel enerji piyasasının kalbi. Her kıvılcım sadece Hürmüz’ü değil; Avrupa’dan Asya’ya, Kuzey Amerika’dan Afrika’ya uzanan ekonomik damarları yakıyor.
Jeopolitik bir güç gösterisi gibi görünse de bedeli en çok sıradan insanlar ödüyor: Enerji faturaları artıyor, üretim gecikiyor, kırılgan ekonomiler sarsılıyor. Bir ülke boğazı sıkıyor, dünya nefessiz kalıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bu hesap edilmemiş saldırısının sonuçlarına sadece kendi halkları ve müttefikleri değil, tüm dünya katlanıyor.
Kâğıt üzerinde “bölgesel gerilim” yazılan durum, gerçekte küresel bir sarsıntı!
Ama bütün bu büyük başlıkların altında daha basit bir gerçek var:
Enerji pahalanınca hayat pahalanır.
Hayat pahalanınca huzur azalır.
Bu durumdan en çok etkilenenler:
Kırılgan ekonomiler, borçlu ülkeler, zaten enflasyonla boğuşan toplumlar.
Jeopolitik hamleler genelde güç gösterisi olarak anlatılır.
Oysa çoğu zaman bir tür rehin alma biçimidir.
Hürmüz kapanırsa dünya durmaz belki. Ama sendeler!
Ve biz yine ekran başında petrol grafiğinin yükselişini izleriz:
Bir çizgi daha yukarı.
Bir maliyet daha fazla.
Haritalardaki çizgiler bazen kaderdir.
Ve bazı dar geçitler, insanlığın boğazını tıkayabilir.
Mesele sadece enerji değil.
Mesele, birbirine bu kadar bağımlı bir dünyanın tek bir dar noktadan nefes alıyor olmasıdır.
Boğaz sıkıldığında nefes sadece piyasadan çekilmez; hayattan da çekilir.
Umarım dünya ülkeleri bir an önce gerilimi düşürmek ve savaşı durdurmak için somut adımlar atar. Çünkü bu kriz uzarsa faturayı hepimiz öderiz.