Bundan birkaç yıl önce Kuşadası’na yerleşen İsveç vatandaşı bir kişiyle, Yerel bir basın mensubu röportaj yapmıştı. Bunu yazılı basından okumuştum. Soru şu şekildeydi: “Neden burayı tercih ettiniz?”

Cevap ise şöyleydi: “Bizim ülkemizde ekmeğin, benzinin ve diğer ihtiyaç maddelerinin fiyatı hiç değişmez. Burada ise öyle değil. Burada her şeyin fiyatı sürekli değişiyor. Bu heyecan veriyor. Bu da bana iyi geliyor.”

Bana sorarsanız dünyanın en iyi ülkesi bizim ülkemizdir. Evet, İsveç gibi değiliz ama burada bir heyecan var. Bu da bizde çalışma azmini ve sahiplenme duygusunu öne çıkarıyor. Örneğin İran’da yaşanan bir savaş, sanki bizim ülkemizde oluyormuş gibi yakından takip ediyoruz. Bu duyarlılık her ülkede yok. Ancak biz, komşumuzda yaşanan bir savaşı kendi savaşımız gibi hissediyoruz.

Irak–İran Savaşı, Suriye iç savaşı, şimdi ABD–İsrail–İran gerilimi, ayrıca İsrail–Lübnan çatışması ve dört yıldır devam eden Rusya–Ukrayna Savaşı…

İbn Haldun’un “coğrafya kaderdir” sözü, toplumsal yapıların fizikî çevreden bağımsız olamayacağını anlatır. Ancak bu, kadercilikten ziyade şartların etkisini ifade eder.

Özetle; coğrafya başlangıç şartlarını ve imkânları belirleyen önemli bir faktör olsa da, nihai belirleyici unsur insanın çabası ve tercihidir.

Şöyle bakıldığında, tüm savaşların bu coğrafyada yoğunlaştığını gördüğümüzde, temel mesele bölgemizdeki bazı devletlerin petrol gelirlerine sahip olmasıdır. Başta süper güçler olmak üzere tüm gözler bu ülkelerin petrol kaynakları ve gelirlerindedir. Petrol gelirine dayalı yapının, bazı ülkelerde tembelliğe ve şımarıklığa yol açtığını söylemek yanlış olmaz. Petrol gelirlerinin ülkelerin gelişimine yeterince aktarılmadığı da görülmektedir.

Bugün topyekûn millet olarak birlik ve beraberliğin, aynı duyguları paylaşmanın, tasada ve sevinçte bir olmanın, “ben” yerine “biz” demenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ülke olarak elbette olumsuz gelişmeler de var. Ekonomik sorunlar bunlardan biridir. Ancak en azından savunma sanayi başta olmak üzere birçok alanda önemli sanayi yatırımlarımız bulunmaktadır.

İstanbul’da düzenlenen savunma sanayi fuarı, gerçekleşen yeni buluşlar ve yatırımlarla dünyanın dikkatini üzerimize çekmiştir. Bugün savaşların dışında kalarak birbirimizin varlığını kutluyoruz. Var olma ve özgürlük güneşinin doğuşunu selamlıyoruz.

Bu gelişmeler düşmanlarımızı hayret içinde bırakırken, dost ülkeler tarafından da takdirle karşılanmaktadır. Açıkçası düşmana korku, dostlara ise mutluluk vermiştir.

Diğer taraftan, çağın işgalcilerine karşı ecdadımızdan miras kalan bu ülkeyi savunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Bugün, ülkemizin istiklal kıvılcımının ateşlenmesini; işgal edilmiş, acı dolu Anadolu halkının ruhunun özgürlük türküsüne dönüşmesini ve bunun doğurduğu sevinci yaşıyoruz.

Bizim sosyal ve siyasal gelişme sürecimizde iki tarihsel özellik öne çıkar. İlki, sosyal bütünün “merkez” olarak adlandırılabilecek kesimi ile onun dışında kalan “çevre” arasındaki ilişkidir. Bu yapı, Batı Avrupa’nın gelişim sürecinden oldukça farklıdır ve uzun yıllar bu farklılığını korumuştur.

İkinci tarihsel özellik ise devlete olan bağlılığımızdır. Uzun yıllar boyunca siyaset, devlet merkezli bir alan olarak görülmüş; siyasi kadroların kendi iç meselesi ve özel alanı olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle siyaset, Batı Avrupa’dan farklı olarak merkezdeki siyasi partilerin kendi iç kanatları arasındaki mücadele şeklinde gelişmiştir.

Söz konusu iki tarihsel özellik, yukarıda basitleştirerek anlattığımız kadar yalın değildir; farklı toplumsal dinamiklerin dengeleri her zaman etkili olmuştur. Ancak merkez–çevre ilişkisi ve siyasetin bu yapısı, hem belirleyici olmuş hem de günümüze ve geleceğe güçlü etkiler bırakmıştır.

Bir başka özelliğimiz de her gün heyecan dolu bir yaşam sürmemizdir.