Bu dünyada bazı insanlar vardır…
Kıskançlığı karakter sanır, başkasının huzuruna göz diker, iffeti zayıflık zanneder, nefsinin peşinden giderken kendini özgür sanır.
Kuralsız yaşamayı güç, arsızlığı cesaret, sınır tanımamayı üstünlük sayar.
Ve çoğu zaman şöyle düşünürler:
“Kim gördü?”
“Kim bilecek?”
“Yanıma kaldı.”
Oysa insanın en büyük yanılgısı, yalnız görünen dünyayı gerçek sanmasıdır.
Çünkü hayatın bir de sessiz tarafı vardır.
Gözle görülmeyen, dille anlatılmayan, ama kusursuz işleyen bir tarafı…
Orada gösteriş işlemez.
Yalan tutunamaz.
Maske düşer.
İnsan, herkesten önce kendisine görünür.
Kimi cezasını mahkemede değil, huzursuzlukta çeker.
Kimi yalnızlıkta.
Kimi sahip olduklarının tadını alamayarak.
Kimi kalabalıklar içinde kimseye güvenemeyerek.
Çünkü insan dışarıdan kaçabilir…
Ama kendi içinden kaçamaz.
Temiz kalmaya çalışanlar bazen sorar:
“Neden kötüler rahat?”
“Niçin zalimler gülüyor?”
“Nasıl oluyor da kirlenenler yükseliyor?”
Cevap şudur:
Her yükseliş kazanç değildir.
Her gülüş huzur değildir.
Her sessizlik masumiyet değildir.
Bazı hesaplar hemen görülmez.
Bazı cezalar alkışların arasında başlar.
Bazı çöküşler, zirvede yaşanır.
Bu yüzden insan, başkasının cezasına memur olmamalıdır.
Kinle kirlenmemeli, öfkeyle benzememeli, karanlığa bakarken kendi ışığını söndürmemelidir.
Çünkü asıl zafer, düşmanı yenmek değil;
Onun gibi olmadan yaşamaktır.
Ve unutulmamalıdır:
Bu dünyada kapanmayan dosyalar vardır.
Bir de görünmeyen mahkeme…
Orada hiçbir şey kaybolmaz.