Türkiye aynı anda üç farklı alanda sınanıyor: güvenlik, ekonomi ve gündelik hayat. Son DEAŞ operasyonları ve yaşanan çatışma, derinleşen ekonomik daralma ve her krizde duran hayat, bu başlıkların birbirinden bağımsız olmadığını bir kez daha gösteriyor.
Türkiye bugün tek bir krizle değil, birbirini besleyen üç ayrı kırılganlık alanıyla karşı karşıya: güvenlik, ekonomi ve gündelik hayat. Bu başlıklar çoğu zaman ayrı ayrı ele alınıyor; oysa yaşananlar, aynı yapısal sorunun farklı yüzleri. Ülke, bir süredir yalnızca zor meselelerle değil, aynı anda derinleşen bir belirsizlik duygusuyla sınanıyor.
Son günlerde İstanbul ve Ankara merkezli olmak üzere birçok ilde düzenlenen geniş çaplı DEAŞ operasyonları, bu belirsizliğin en sert yüzlerinden biri olarak öne çıktı. Yüzü aşkın kişinin gözaltına alındığı operasyonlar sürerken, iki gün önce yaşanan silahlı çatışma, tehdidin hâlâ ne kadar canlı ve sahada karşılık üretebilir olduğunu gösterdi. Çatışma, güvenlik güçlerinin karşı karşıya kaldığı riskleri gözler önüne sererken, meselenin yalnızca istihbarat notlarından ibaret olmadığını da hatırlattı.
Akıllarını kiraya verenler üç polisimizin şehit olmasına ve yedi polisimizin yaralanmasını sebep oldu. Bu tür gelişmeler çoğu zaman “başarılı operasyon” başlığıyla geçiştiriliyor. Oysa asıl soru, bu yapıların hangi toplumsal ve ekonomik zeminlerde yeniden tutunabildiği. Güvenlik yalnızca kolluk gücüyle sağlanan bir alan değil; sosyal adalet, ekonomik umut ve toplumsal bağlarla doğrudan ilişkili bir mesele. Çatlaklar derinleştikçe, o boşlukları dolduracak yapılar da kendine alan buluyor.
Tam da bu noktada ekonomi başlığı öne çıkıyor. Son dönemde artan iflaslar, üretime ara veren fabrikalar ve TMSF aracılığıyla satışa çıkarılan şirketler, ekonomik daralmanın geçici bir dalgalanma olmaktan çıktığını gösteriyor. Resmî söylem “denge” ve “toparlanma” vurgusu yapsa da sahadaki tablo çok daha sert. İşini kaybeden işçiler, borçla ayakta kalmaya çalışan küçük esnaf ve geleceğini öngöremeyen gençler, bu sürecin en ağır yükünü taşıyor.
Ekonomik güvencesizlik yalnızca bireysel hayatları değil, toplumsal dayanıklılığı da aşındırıyor. Gelir adaletsizliği büyüdükçe, insanlar hayata daha dar bir pencereden bakıyor. Bu daralma, sosyal kopuşları ve radikalleşme risklerini besleyen bir zemine dönüşüyor. Güvenlik politikalarının neden yalnızca operasyonlarla sınırlı kalamayacağı sorusu da tam olarak burada anlam kazanıyor.
Tüm bu tabloya sertleşen doğa koşulları eklendiğinde kırılganlık daha görünür hâle geliyor. Yoğun kar yağışı nedeniyle birçok şehirde okulların tatil edilmesi, yolların kapanması ve ulaşımın aksaması, ilk bakışta olağan gelişmeler gibi sunuluyor. Ancak her yıl benzer manzaraların tekrar etmesi, kriz yönetimi kapasitesine dair ciddi soru işaretleri yaratıyor. Vatandaş için sorun karın yağması değil; kar yağdığında hayatın durması.
Doğa olayları, bir ülkenin kurumsal reflekslerini en çıplak hâliyle ortaya koyar. Ulaşımdan sağlığa, eğitimden barınmaya kadar birçok alan kısa sürede test edilir. Bu testten zayıf çıkan her yapı, toplumda “yalnız bırakılmışlık” hissini biraz daha derinleştirir.
Bu üç başlık birlikte okunduğunda tablo netleşiyor: Türkiye yalnızca güvenlik sorunu yaşayan ya da sadece ekonomik krizle boğuşan bir ülke değil. Asıl mesele, bu alanların birbirini besleyen bir kırılganlık döngüsüne dönüşmesi. Ekonomik istikrarsızlık güvenlik risklerini artırırken, güvenlik kaygıları ekonomik güveni zedeliyor; zayıflayan sosyal yapı ise en küçük krizde bile günlük hayatı felce uğratıyor.
Bugün atılan her adım, yapılan her operasyon, açıklanan her ekonomik program ya da alınan her yerel karar, toplumun ruh hâlinde karşılık buluyor. İnsanlar artık yalnızca “bugün ne oldu?” sorusunu değil, “yarın ne olacak?” sorusunu da daha yüksek sesle soruyor.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, gündemi parçalara ayırarak yönetmek değil; bu parçalar arasındaki bağı görebilen bütüncül bir yaklaşım. Çünkü güvenlik yalnızca sokakta, ekonomi yalnızca rakamlarda, hayat ise yalnızca hava durumunda sınanmıyor. Hepsi aynı anda, aynı toplumun üzerinde etkisini gösteriyor.