İnsan, bazen bir duygunun eksik olduğunu bilmez.

Ta ki içindeki sessizliği, bir başkasının sesi doldurana kadar. O an “aşk” dediğimiz şey, çoğu zaman bir karşılaşmadan çok, uyumsuz bir akordun geçici olarak tutmasıdır.

Psikoloji bu durumu soğukkanlı bir terimle açıklar: eksik duyguları tamamlama eğilimi.
Müzik ise daha dürüst konuşur: Yarım kalan melodiler, başka enstrümanların peşine düşer.

Zihnin Akortsuzluğu
Her insanın iç dünyasında bir ton merkezi vardır. Çocuklukta yeterince duyulamayan bir “do”, bastırılmış bir “la” ya da hep yarım bırakılmış bir “mi”… Beyin, bu eksik notaları hatırlar. Hatta onları unutmamak için sürekli aynı melodiyi tekrar eder.

Gestalt psikolojisinin “tamamlama ilkesi” tam da burada devreye girer. Zihin, yarım kalan melodilere tahammül edemez. Eksik olan sesi, dışarıda arar. Bu yüzden bazı insanlara açıklayamadığımız bir yakınlık duyarız. Aslında yakınlaştığımız kişi değil, onun çıkardığı tanıdık sestir.

Aynı Nakaratı Tekrar Tekrar Söylemek
Bağlanma kuramına göre, çocuklukta kurulan duygusal ritim, yetişkinlikteki ilişkilerin temposunu belirler. Güvensiz bağlanma, müzikte sürekli geciken bir ritim gibidir; ne zaman geleceğini bilirsin ama asla tam zamanında gelmez.

Bu yüzden bazı insanlar hep aynı ilişkileri yaşar. Sözler değişir, yüzler değişir ama nakarat aynıdır. Çünkü beyin, tanıdığı melodiyi “doğru parça” sanır. Acı bile olsa…
Bilim buna alışkanlık, müzik ise tekrar eden motif der.

Başkasının Enstrümanıyla Çalmak
Bir ilişkide, birinin eksik notalarını diğerinin tamamlamaya çalışması ilk başta büyüleyicidir. Piyano sustuğunda keman devreye girer. Boşluk dolmuş gibi hissedilir. Ama bir süre sonra fark edilir ki bu bir senfoni değil, tek taraflı bir performanstır.

Nörobilimsel çalışmalar, bu tür ilişkilerde beynin ödül merkezlerinin yoğun çalıştığını gösterir. Yani kişi, tamamlandığını değil, alıştığı bir melodiyi duyduğunu sanır. Oysa bir insan, başka bir insanın eksik duygularını sonsuza kadar taşıyamaz. Hiçbir enstrüman, orkestranın tamamı olamaz.

Gerçek Uyum Nerede Başlar?
Psikolojinin müziğe fısıldadığı en net cümle şudur:
Uyum, eksikliği kapatmakla değil, farklılığı kabul etmekle başlar.

Kendi iç sesini tanıyan insan, başkasının melodisini bastırmaz. İlişki, bir “tamamlama çabası” olmaktan çıkar; iki ayrı melodinin aynı anda var olabildiği bir armoniye dönüşür.

Belki de mesele tamamlanmak değildir.
Belki mesele, kendi iç müziğini duymayı öğrenmektir.

Çünkü kendini dinleyebilen insan, başkasını susturmaya ihtiyaç duymaz.