Sabah kahvesini hep aynı fincanda içenler bilir.
O fincan kırıldığında gün biraz eksik başlar.
Mantıksız gibi görünür ama tanıdıktır.
İşte ritüeller tam da bu tanıdıklık duygusuyla çalışır.
Bilim, ritüelleri insan beyninin belirsizlikle baş etme yöntemi olarak açıklar.
Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, ritüellerin gerçek bir kontrol sağlamasa bile kişide güçlü bir kontrol hissi yarattığını gösteriyor.
Ve beyin için çoğu zaman bu his, gerçeğin kendisinden daha rahatlatıcıdır.
Beyin kontrol edemediği durumlar arttığında, küçük ama tekrarlı davranışlarla denge kurmaya çalışır.
Aynı saatte yapılan bir hareket, aynı sırayla yürüyen bir alışkanlık…
Nörobilim çalışmalarına göre bu tekrarlar, beynin alarm merkezi olan amigdalanın daha az çalışmasına neden olur.
Yani ritüel sırasında beyin şunu söyler:
“Burası tanıdık, panik yok.”
Bu yüzden ritüeller özellikle stresli dönemlerde çoğalır.
Sınavdan önce aynı kalemi kullanmak,
zor bir konuşmadan önce derin nefes alıp belli bir cümleyi tekrarlamak,
yas dönemlerinde yapılan sembolik davranışlar…
Bunlar batıl inanç değil, duygusal düzenleme araçlarıdır.
Columbia Üniversitesi’nin yas üzerine yaptığı araştırmalar, ritüellerin kayıp sonrası iyileşmeyi hızlandırmadığını ama anlam üretimini kolaylaştırdığını ortaya koyuyor.
Acı geçmez; fakat ritüel sayesinde şekil değiştirir.
İnsan, başına geleni bir çerçeveye yerleştirerek dağılmaktan korunur.
Kültürel ritüeller de bireysel olanlardan farklı çalışmaz.
Bayram sofraları, cenaze törenleri, ortak dualar, marşlar…
Sosyal psikolojiye göre bu tür ortak tekrarlar, oksitosin salgısını artırır.
Yani ritüel sadece bireyi değil, toplumu da sakinleştirir.
Yük paylaşılır, yalnızlık azalır.
Bilim ritüellerle batıl inançlar arasında da net bir ayrım yapar.
“Bu kalemle kesin kazanırım” bir batıl inançtır.
“Bu kalem beni sakinleştiriyor” ise psikolojik bir gerçektir.
Ritüel, sonucu değil; duyguyu düzenler.
Ancak ritüellerin iyileştirici gücü, esnek oldukları sürece geçerlidir.
Katılaştıklarında, değişime kapandıklarında,
rahatlatmak yerine baskı üretirler.
Bilim burada ince bir çizgi çizer:
Ritüel rahatlatır, takıntı hapseder.
Modern insan ritüellerini kaybetmiş değildir, sadece dönüştürmüştür.
Telefonu sürekli kontrol etmek,
aynı saatlerde sosyal medyada dolaşmak,
güne aynı haber akışıyla başlamak…
Stanford Üniversitesi’nin dikkat çalışmaları, bu tür dijital tekrarların
sakinleştirmek yerine beyni daha fazla uyardığını gösteriyor.
Belki de bu yüzden bu kadar yoruluyoruz.
Çünkü bizi gerçekten sakinleştiren ritüellerle,
sadece oyalayan alışkanlıkları birbirine karıştırıyoruz.
Ritüeller hayatı kontrol etmek için değil,
hayat kontrolsüzleştiğinde tutunacak bir ritim bulmak içindir.
İnsan, biraz da tekrar eden anlamlarla ayakta kalır.