10 Ocak’ta sadece hatırlanmak yetmez; birlikte hissetmek gerekir. Paranın ölçemeyeceği şeyler de var.

Her yıl 10 Ocak geldiğinde Kahramanmaraş’ta görev yapan biz gazeteciler için alışıldık ama değerli bir gelenek yaşanırdı. Kurumlar bizi hatırlar, davet eder, bir masa etrafında toplanır, sektörün artısını eksisini konuşurduk. Sohbetler samimiydi, yüzler tanıdıktı. O gün yalnızca bir “kutlama” değil, aynı zamanda gazeteciliğe dair ortak bir dertleşmeydi. Hatırlanmanın verdiği değer, belki de yıl boyunca yaşadığımız tüm yorgunlukların üzerine bir yumuşaklık serperdi.
Ama son birkaç yıldır o masa daha boş, o toplantılar daha sessiz. Neden mi? Çünkü bazı meslek büyüklerimiz —ki saygımız baki— kurumlara gidip açıkça şu cümleyi kuruyor:
"Bize yemek vermeyin, para verin."
Bu cümleyle birlikte ne değişti biliyor musunuz? Artık birçok kurum o günü kutlamaya bile çekinir oldu. Birliktelikler faturalara, kutlamalar pazarlığa dönüştü. Oysa biz, yani bu şehirde gerçekten emek veren gazeteciler, o masalarda sadece yemek yemiyorduk. O masalarda ortak hikâyelerimizi, sorunlarımızı, geleceğimizi konuşuyorduk. O gün, “biz gazeteciyiz” duygusunu en güçlü hissettiğimiz gündü.
Mesleği Tek Kişiye İndirgeyemezsiniz
Meslek büyüklerimizin bu yaklaşımını eleştirirken, saygıyı elden bırakmadan sormak istiyorum:
Siz kendi adınıza mı konuşuyorsunuz, yoksa tüm meslektaşlar adına mı? Çünkü bu şehirde tek başına gazetecilik yapılmıyor. Kurumlara çalışan sağlayan, genç gazetecilere istihdam sunan yapılar var. Onların motivasyonu, onlara duyulan değerle artıyor. Bu değer ise parayla ölçülen bir şey değil.
O günün amacı yemek yemek değil, hatırlanmak. Topluca o masaya oturup, “evet bu şehirde gazetecilik var” demek. Peki, o günü bir zarfa indirgerseniz, geriye ne kalır? Samimiyet mi? Anlam mı?
Birlikte Olmanın Değeri Unutulmamalı
Bu yüzden, 10 Ocak’ı bir ödeme günü değil, bir dayanışma günü olarak görmeliyiz. O sofralar, o buluşmalar gazeteciliğin ruhunu yaşatan yerler. Belki de bir stajyerin ilk defa bir kurum müdürüyle tanıştığı, genç bir muhabirin cesaret bulduğu anlardır onlar. Para ise gelir geçer, ama o bağlar, o anılar kalır.
Bu noktada, sadece gazetecilere değil, kurumlara da bir çağrım var:
Lütfen o günü kutlamaktan vazgeçmeyin. Sadece bir tabak yemek ya da bir küçük jest bile, bu mesleğe emek veren herkes için kıymetlidir. Önemli olan o gün “sizi unutmadık” diyebilmek.