Uzaya bakarken en çok sorduğumuz soru genelde “Orada ne var?” olur. Oysa belki de daha tuhaf olan şudur: Orada zaman var mı? Dünya’da zamanı saatlerle, takvimlerle, sabah ve akşamla ölçeriz. Güneş doğar, batar; biz buna “zaman geçti” deriz. Peki hiçbir şeyin olmadığı bir boşlukta, zaman gerçekten akıyor mu?

Fizik bu noktada sezgilerimizi ters yüz eder.

Newton’a göre zaman evrenseldi. Boşlukta da, maddede de aynı hızda akar, kimseyi beklemezdi. Evrenin bir yerinde saat tık tık işlerken, başka bir köşede de aynı şekilde ilerlerdi. Yani boşlukta da zaman vardı; sadece seyredecek kimse yoktu.

Ama Einstein bu tabloyu bozdu.

Görelilik kuramıyla birlikte zaman, mutlak olmaktan çıktı. Artık zaman; maddeye, hıza ve kütleçekimine bağlıydı. Büyük bir kütlenin yakınında zaman yavaşlıyordu. Çok hızlı hareket eden biri için zaman, yerinde duran birine göre daha farklı akıyordu. Bu durumda akla şu soru geliyor: Eğer boşlukta ne madde var, ne kütle, ne de hareket… O zaman zamanı yavaşlatan ya da hızlandıran ne olacak?

Belki de zaman, yalnızca etkileşim varsa vardır.

Fizikte “boşluk” dediğimiz şey bile aslında tam anlamıyla boş değildir. Kuantum alan teorisine göre boşluk, sanal parçacıkların anlık var olup yok olduğu bir kaynaşma alanıdır. Yani mutlak sessizlik yoktur; sadece algılayamadığımız bir hareket vardır. Bu mikro düzeydeki titreşimler, zamanın da bir şekilde “işlediğini” düşündürür.

Ancak zamanın ölçülebilmesi için bir değişim gerekir. Değişim yoksa, zaman da anlamsızlaşır. Bir saat düşünün: Akrep ve yelkovan duruyorsa, saate bakmanın bir anlamı kalır mı? Boşlukta hiçbir olay olmuyorsa, zamanın aktığını söylemek ne kadar mümkündür?

Belki de zaman, var olan şeylerin hikâyesidir.

Bir yıldız doğar, yanar ve söner; biz buna milyarlarca yıl deriz. Bir parçacık titreşir; biz buna an deriz. Eğer anlatılacak bir hikâye yoksa, zaman da yalnızca teorik bir kavram olarak kalır. Boşlukta zaman vardır belki, ama fark edilmeden, ölçülmeden, yaşanmadan…

Bu soru sadece fiziğin değil, insanın da sorusudur. Çünkü insan için zaman, yaşananla anlam kazanır. Beklerken uzar, mutlu anlarda kısalır. Demek ki zaman, yalnızca evrende değil, zihinde de şekillenir.

Belki de doğru soru şudur: Boşlukta zaman var mı?
Yoksa zaman, ancak bir şey olduğunda mı başlar?

Ve belki de evren, bize şunu fısıldıyordur: Zaman, dolu olanın değil; fark edilenin ölçüsüdür.