Çocuklar, Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği büyük bir nimet aynı zamanda bir emanettir. Onlar; Kur’an’ın ifadesiyle ‘dünya hayatının süsüdür’ , Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in diliyle de amel defterimizi açık tutacak iyilik ve hayır kaynağımızdır.”

Çocukları yetiştirmek ,eğitim ve öğretimini sağlamak, onları; Allah ve Resulünün sevgisiyle büyütmek, hayatlarını güzel ahlakla süslemek ailelerin, toplumun, ilgili bütün kurum ve kuruluşların en başta gelen sorumluluğudur. Allah Resul’ünün (s.a.v), “Çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır.” buyurarak bu sorumluluğu bizlere hatırlatmaktadır.

Evlatlarımızın dünyevî başarıları için çaba sarf etmek ne kadar önemli ise, onlara helal ve

haram duyarlılığı kazandırmak, onları günahlardan korumak da bir o kadar önemli ve değerlidir. Peygamberimiz (s.a.v), “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” Buyurmuştur.

Günümüzde, İçinde yaşadığımız çağda çocuklarımız ve gençlerimiz her zamankinden daha fazla tehdit altındadır. Batıl ideolojiler, seküler hayat tarzı dayatmaları, ahlaki değerlerimizi yozlaştırma, gençlerimizi milli ve manevi değerlerimizden uzaklaştırmak için çalışılmaktadır. . Bütün bu olumsuzluktan uzak durmak için çocuklarımızı ve gençlerimizi, Yüce Rabbimizin, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...” emri gereğince her türlü zararlı akımdan ve alışkanlıktan korunmalıdır. Dinine, vatanına ve milletine bağlı İyi bir insan olarak yetiştirilmelidir.

ÇOCUKÇA BAKMAK

Çocuklar dünyaya göründüğü gibi bakarlar. Onlarda soyut değerler tam anlamını bulmaz. Sözcükler temel anlamı ile algılanır, eş anlam, teşbih, benzetme, eş sesli vb. tanımlarının onun dünyasında yeri yoktur. Söylediğiniz bir şeyin onların zihninde anlamı tektir.

Bir baba anlatır. Bir yaz günü, küçük kızımla beraber (o zamanlar 4-5 yaşlarında) gezmeye gidecektik. Giymesi için yazlık bir elbise verdim. "Ben onu giymem" dedi. "Ne giyeceksin?!" dedim. Gitti en kalın kazaklarından birini getirdi. Onu giymek istiyormuş. Hem yaz mevsimi hem de hava oldukça sıcak. "O olmaz, ama diğer ince kıyafetlerinden birini seçebilirsin" dedim. Tutturdu "onu giyeceğim" diye. Neden giymemesi gerektiğini anlattım ama çocuk aklı işte "olmaz" diyor başka bir şey demiyor.

Ne yapıp edip giydirdim ama surat bir karış. Beni ikna edemeyince "ağlama" silahını kullanmaya başladı. Anneleri yola getirmenin en kestirme yolu. Hazırlandım, çıkmak üzereyiz ama o gözüme baka baka ağlıyordu. Baktım olmayacak, silahını ona çevirdim. "Sen bu şekilde ağlarken evden çıkamayız, eğer susarsan gideriz." dedim ve oturdum.

O ağlıyor ben bekliyordum ve aynı cümleyi kurdum: "Eğer SUSARSAN gideriz, yoksa kalırız." Gezmeyi sevdiğini biliyorum, hele oraya giden diğer arkadaşlarıyla oynama isteği...Bana göre ağlamayı bırakacak ve evden çıkacağız, biraz sabır.

Nihayet durdu ve "anne SUSADIM" dedi gülerek.

- Nee?!

- SUSADIM!

Biraz şaşırdım. Sonra jeton düştü. Hani "susarsan" gideriz, demiştim ya o da "susamış"

Şaşkınlığımı ona çaktırmadan ve başka bir şey sormadan kalktım, bir bardak su verdim. İçti, yüzüme bakıp "hadi yine iyisin, sen kazandın" der gibi güldü. Ben de ona güldüm.

- Suyunu da içtiğine göre hadi gidelim, dedim.

- Tamam, dedi ve evden çıktık.

Hem susmuş, hem su içmişti :Maksat hasıl oldu ya, gerisi önemli değil.

Düşünü yorumda bazen bizim kafanın da rahat olması için; hayata onlar gibi bakmamız, derinlere dalmamamız gerekiyor. Yoksa ömür tükeniyor, dert bitmiyor. O niye şöyle, bu niye böyle, neden benim başıma geldi diye kendi kendine düşün dur.

İmtihan dünyası değil mi, sorular kolay yerden çıkarsa ne âlâ, zorlanırsan da dua et, yalvar Allah'a. Elbette O bir çıkış yolu gösterir. Çünkü "her zorlukla beraber bir kolaylık vardır".

İnsanları da fazla sorgulama. Kendi haline bırak. Gördüğün her şeyin arkasında yaşananları bilemezsin. Yanlış anlayabilir, farklı bir yorum yapabilirsin.

kafana bere tak, toka, gözlük başörtüsü, şal tak ama içinden çıkamayacağın şeyleri takma!

Bazı şeyleri Allah'a bırak. O gerekeni yapar. Şairin dediği gibi “Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.”