Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet dersi kapsamında Dr. Öğr. Üyesi Songül PEKTAŞ rehberliğinde hazırlanmıştır.

Son zamanlarda nereye baksak aynı cümleyi duyuyoruz: “Bu çocuklar ekran başından kalkmıyor.” Tabletler, telefonlar, oyunlar… Evet, artık hayatımızın tam ortasındalar. Ama belki de asıl sormamız gereken soru şu: Çocuklarımız ekranla baş başa kaldığında gerçekten yalnız mı kalıyorlar?

Çoğu zaman çözümü yasaklamakta arıyoruz. Süreyi kısıyoruz, cihazı elimizden alıyoruz, hatta bazen tamamen kaldırıyoruz. Kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede başka bir sorun ortaya çıkabiliyor: Çocuk, kontrol edildiğinde değil; anlaşılmadığında uzaklaşıyor.

Çünkü dijital dünya çocuklar için sadece bir eğlence alanı değil. Aynı zamanda sosyalleştikleri, meraklarını giderdikleri ve kendilerini ifade ettikleri bir alan. Biz bu dünyayı tamamen yok saydığımızda, aslında onların bir parçasını da görmezden gelmiş oluyoruz.

Ama burada çok ince bir çizgi var. Rehberlik etmeden tamamen özgür bırakmak da en az yasaklamak kadar riskli. Çünkü çocuk, karşısına çıkan her içeriği doğru şekilde değerlendiremez. Ne izlediğini, ne oynadığını ve kimlerle iletişim kurduğunu anlamlandırmak için hâlâ bir yetişkinin desteğine ihtiyaç duyar. İşte dijital ebeveynlik tam da burada başlıyor. Bu; sürekli denetlemek ya da baskı kurmak değil, çocuğun yanında olabilmek demek.

“Ne izliyorsun?” diye sorgulamak yerine, “Gel birlikte bakalım mı?” diyebilmek…

Bazen oynadığı bir oyuna dâhil olmak, bazen izlediği bir video hakkında sohbet etmek… Küçük gibi görünen bu anlar aslında büyük bir bağ kuruyor. Çünkü çocuk, yargılanmadan konuşabildiğini hissettiğinde yaşadığı sorunları da daha rahat paylaşabiliyor. Unutmamak gerekir ki çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı örnek alır. Biz sürekli telefona bakarken ondan ekranı bırakmasını beklemek çok da gerçekçi olmaz. Dijital denge önce yetişkinin hayatında kurulmalıdır.

Elbette sınırlar gereklidir. Ama bu sınırlar net, tutarlı ve anlaşılır olmalıdır. “Çünkü ben öyle istiyorum” yerine nedenleri açıklanan kurallar çocuk için daha anlamlıdır. Üstelik bu kurallar sadece çocuk için değil, tüm aile için geçerli olduğunda daha etkili olur. Belki de mesele ekran süresi değil; ekranın içeriği ve o sürenin nasıl paylaşıldığıdır. Çünkü çocuk saatlerce bir şey izleyebilir ama asıl soru şudur:

“İzlediği şeyle yalnız mı büyüyor, yoksa bizimle mi?”

Dijital dünya artık hayatın dışında değil. Bu yüzden çocukları bu dünyadan tamamen uzaklaştırmak yerine, onlara bu dünyanın içinde güvenli ve bilinçli şekilde nasıl var olacaklarını öğretmemiz gerekiyor. Çünkü ekranın arkasında sadece bir kullanıcı değil; anlaşılmayı bekleyen bir çocuk var…