Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet Dersi Kapsamında Dr. Öğr. Üyesi Songül PEKTAŞ rehberliğinde hazırlanmıştır.
Bir çocuğun değeri gerçekten sınavda aldığı notlarla mı ölçülür?
Son yıllarda çocuklarımızın omuzlarına yüklenen en ağır yüklerden biri başarı kaygısı. Daha ilkokul sıralarındayken sınavlarla, testlerle, performans ölçümleriyle tanışıyorlar. Çocukluk, yavaş yavaş oyunla değil performansla anılmaya başlıyor. Sanki hayat bir yarış ve ne kadar erken başlarsan o kadar avantajlısın… Elbette her aile çocuğunun iyi bir gelecek kurmasını ister. Kim çocuğunun başarılı olmasını istemez ki? Ama bazen iyi niyetle kurulan cümleler, fark etmeden ağır bir baskıya dönüşebiliyor.
“Sana bu not hiç yakışmadı.”
“Bak arkadaşın senden daha yüksek almış.”
“Biraz daha çalışsaydın daha iyi yapardın.”
Bu sözleri motive etmek için söylüyoruz. Ama çocuğun iç dünyasında farklı bir anlam doğabiliyor. Çocuk zamanla şu düşünceye kapılabiliyor: “Başarılı olursam seviliyorum.” Ya da daha acısı: “Yetersizim.” Sürekli beklenti altında olmak çocuklarda kaygıyı artırıyor. Hata yapma korkusu büyüyor. Bazı çocuklar en küçük başarısızlıkta kendini değersiz hissedebiliyor. Bazıları ise ailesini hayal kırıklığına uğratmamak için duygularını bastırıyor. İçine kapanıyor, sessizleşiyor.
Sınavdan 95 alıp “Neden 100 olmadı?” diye ağlayan bir çocuk…
Belki notuna değil, beklentiyi karşılayamama korkusuna ağlıyordur. Oysa çocukluk biraz da denemek, yanılmak, düşmek ve tekrar kalkmak değil midir? Başarı sadece yüksek not almak değildir. Bir çocuğun merak etmesi başarıdır. Soru sorması başarıdır. Arkadaşlık kurması başarıdır. Bir konuda çaba göstermesi başarıdır. Ama biz çoğu zaman süreci değil sonucu görüyoruz. Karnedeki sayıya bakıyoruz. Süreçte gösterilen emeği, gelişimi, sabrı kaçırabiliyoruz. Her çocuğun öğrenme hızı farklıdır. İlgi alanları farklıdır. Yetenekleri farklıdır. Kimisi matematikte parlar, kimisi resimde. Kimisi hızlı öğrenir, kimisi zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılık bir eksiklik değil, çeşitliliktir. Belki de asıl durup düşünmemiz gereken soru şu: Çocuğumuzun mutlu ve kendine güvenen bir birey olması mı daha önemli, yoksa herkesten bir adım önde olması mı? Başarı elbette önemlidir. Ama sevgiyle desteklenmeyen başarı, çocukta derin bir boşluk bırakabilir. Sürekli kusursuz olması beklenen bir çocuk, hata yapmaktan korkar. Denemekten çekinir. Risk almaktan uzaklaşır. Oysa öğrenme tam da hata yaparak gerçekleşir.
Eğer çocuklara “yanlış yapmamalısın” mesajını verirsek, belki de fark etmeden onları denemekten vazgeçen bireyler haline getiririz. Çocukların en çok ihtiyacı olan şey kıyaslanmak değil, anlaşılmaktır. Yargılanmak değil, desteklenmektir. Baskı görmek değil, güven duymaktır. Sevgi, başarıya bağlı olmamalıdır. Çünkü çocuk, notlarından önce insandır.
Unutmayalım: Sevgi, destek ve güven duygusu olmadan kazanılan başarı, dışarıdan parlak görünebilir; ama içeride bir boşluk bırakabilir…