Uluslararası ilişkileri düzenleyen başlıca kuruluşların; siyasi, ekonomik, güvenlik ve insani alanlarda faaliyet gösteren BM, NATO, AB, IMF ve OECD gibi kuruluşlarla daha müreffeh ve daha güvenli bir dünya hedeflenmiştir. Bu örgütler aracılığıyla, ülkeler arası işbirliğini, hukuku, güvenliği ve ekonomik kalkınmayı sağlamak amacıyla normlar, antlaşmalar ve projeler geliştirerek daha düzenli, barışçıl, özgürlükçü ve zengin bir dünya oluşturabilmektir.
Barışı Koruma Operasyonları kavramı, ilk kez 1948 yılında, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararla, Orta Doğu’da ateşkesin muhafazası için oluşturulmuş, böylece çatışmaların önlenmesi ve kriz yönetimi için önemli bir araç olarak gündeme gelmiştir. Aradan geçen zaman içinde, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, çatışmaların doğasında meydana gelen değişikliklere paralel olarak, Barışı Koruma Operasyonlarının kapsamı, amaçları, niteliği değişmiş ve genişlemiştir. Çatışmaların önlenmesinden kalıcı barışın tesisi ve sürdürülmesine kadar uzanan geniş yelpazedeki faaliyetler, bu operasyonların içine dâhil edilmiştir. Buna bağlı olarak, askeri birliklerin yanı sıra önemli sayıda sivil personel ve polis gücü de operasyonlara katılmaya başlamıştır.
Dünya barışını sağlamak üzere Birleşmiş Milletler (BM) kurulmuştur. BM günümüzde 193 üye ülkeden oluşmaktadır. Bu ülkelerin hepsi BM Genel Kurulu’nda temsil edilir. BM’de özel güce sahip 5 ülke, BM içinde en güçlü yetkiye sahip olan Güvenlik Konseyi daimi üyeleri şunlardır: Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa’dır. Bu 5 ülke veto hakkına sahiptir ve savaş, yaptırım veya barış gücü kararlarını engelleyebilir veya kabul edebilir. Ortadoğu’da İsrail’in kurulduğundan bu yana adeta kuduz köpek gibi Müslüman ülkelere (Filistin, Lübnan, Yemen, Ürdün, Suriye ve Mısır) sürekli saldırmış, masum kadın ve çocuk demeden binlerce insanı katletmiştir. BM, İsrail üyesi olduğu halde bu devletin katliamlarını durduramamıştır. BM’nin 5 asil üyesi de İsrail’in bu insanlık katliamına seyirci kalmıştır. Aslında Türkçemizde bu yaman çelişkiyi güzel ifade eden vecize bir söz var” Balık baştan kokar”. Bugün yaşanan savaşların temelinde bu BM kurucu üyesi ABD, Rusya ve Çin yok mu? Niçin ABD’nin dışındaki 4 asil üye devletler İsrail’in katliamlarına ses çıkaramıyor? Çünkü dünyada en çok savaş çıkaran ülkelerin başında İsrail, ABD, Rusya gibi emperyalist ülkeler gelmektedir.
Uluslararası savaşları önlemek, arabuluculuk yapmak veya yaptırım uygulamak amacıyla kurulmuş başlıca uluslararası kuruluşlar şunlardır:
1. Birleşmiş Milletler (BM); Dünyadaki en önemli uluslararası barış kuruluşudur. 1945’te kurulmuştur. Savaşları önlemek, barışı korumak ve uluslararası güvenliği sağlamak amacı vardır. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırım kararı alabilir (ekonomik yaptırım, barış gücü gönderme vb.).
2. Uluslararası Adalet Divanı; Devletler arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözen mahkemedir. BM’nin yargı organıdır.
3.Uluslararası Ceza Mahkemesi; Soykırım, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyen bireyleri yargılar. Devletleri değil, kişileri yargılar.
4. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO); Askerî bir ittifaktır. Üye ülkelerden biri saldırıya uğrarsa diğerleri savunmaya katılabilir.
5. Avrupa Birliği; Üye ülkelerle ilgili ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulayabilir. Uluslararası krizlerde diplomatik rol oynayabilir.
6.Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT); Avrupa, Orta Asya ve Kuzey Amerika’da güvenlik, seçim gözlemi ve çatışma önleme faaliyetleri yürütür.
Dünya da barış, güven ve uluslararası hukuku tesis etmede maalesef yukarda bahsedilen kurumlar veya örgütler üzerine düşen görevleri yerine getirememiştir. En güçlü yaptırım yetkisine sahip kurum Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dahi İsrail-ABD’nin İran’a haksız ve hukuksuz saldırıları karşısında atıl duruma düşmüştür. 28 Şubat 2026 tarihinde İsrail-ABD birlikte saldırıya başlamıştır. Oysa biryandan da ABD-İran ile Cenevrede Nükleer silahlanma konusunda uzlaşı noktasına gelmişken bir anda Trump İran’a saldırı kararı aldı. Bu kararın arkasında maalesef Netanyahu var. Oysa dünyada nükleer silaha sahip olduğu bilinen 9 ülke mevcut, bunlar; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin, Fransa, Birleşik Krallık, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore. Bu ülkelerin diğer ülkelerden ayrıcalığı neyde bunlar nükleer silaha sahip olabilirken diğer ülkeler olamıyor? Bu çifte standart değil mi? Ayrıca Nükleer silah konusunda bir Uluslararası örgüt var. Bu örgütün amacı dünya üzerinde her yerde her türlü nükleer denemeyi yasaklayarak, yeni nükleer silahların üretilmesini ve mevcut silahların geliştirilmesini önlemeyi amaçlamaktadır. İsrail-ABD nükleer silahlanmayı bahane ederek İran’la savaşa girmesi bu örgütün Nükleer Enerji Ajansı (NEA) görev alanına da müdahale etmektedir. Yani bu NEA’yı tanımamaktır. Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması (CTBT), halihazırda 183 ülke imzalamış ve 164 ülke onaylamıştır. Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için CTBT’yi onaylaması gereken 44 ülkeden (Annex II ülkeleri) sekizi (ABD, Çin, İran, Mısır, İsrail, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore) henüz onay işlemlerini tamamlamamıştır.
Ülkelerin nükleer silah geliştirmesini ve kullanımını denetleyen en önemli uluslararası kuruluşların başında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) gelir. Bu Ajansın amacı; Nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılmasını sağlamak, Ülkelerin nükleer silah geliştirmesini denetlemek, Nükleer tesisleri denetlemek ve raporlamaktır. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ile Nükleer silahların yeni ülkelere yayılmasını önlemek, Nükleer silahsızlanmayı teşvik etmek ve Nükleer enerjinin barışçıl kullanımını desteklemektir.
Dünya ülke liderleri içerisinde Uluslararası ilişkileri, Uluslararası hukuk normları, adaleti, saygıyı hiçe sayanların başında Netanyahu gelmektedir. Bu insanlığın yüz karası olan, terörist ruhlu insanlığın başına bela olmuş durumdadır. Dünyanın en tehlikeli ikinci sırada lideri Trump gelmektedir. Trump da Uluslararası ilişkileri, hukuku, adaleti, saygıyı hiçe sayanların başında gelmektedir. Tüm dünyanın gözü önünde Trump’ın BM, NPT, Uluslararası Adalet Divanı gibi kurumları hiçe saymıştır. Tam bir haydut mantığıyla dünyaya hükmetmeye çalışıyor. Dünyanın en tehlikeli üçüncü sırada lideri Putin gelmektedir. Putin’de Afirka’da, Afganistanda, Irak’ta ve çevre ülkelerinde emperyalist ruhla komşu ülkelere korku yaymaktadır.