Bazı ülkelerde hukuk terazidir; bazı ülkelerde ise ayna. Bizde ise bir süredir kimlerin aynaya baktığı,kimlerin aynanın kırıkları üzerinde yürüdüğü konuşuluyor.

Hukuk bir binaya benzerdi eskiden. İçeri giren herkesin başını eğdiği, sesini kıstığı, cümlelerini tartarak kurduğu bir yerdi. Şimdi o bina hâlâ ayakta ama kapıları herkese aynı şekilde açılmıyor. Kimi içeri davetle giriyor, kimi kapının önünde yıllarca bekletiliyor.

Yargı paketleri binaya yapılan birer tamirat gibi sunuluyor: Duvarlar boyanıyor, pencereler değişiyor, tabelalar yenileniyor. Ama binanın sarsılan temeli konuşulmuyor. Tıpkı deprem sonrası ağır hasarlı binaların hafif hasarlı binalara çevrilmesi gibi sessizlik tercih ediliyor. Halbuki temel çatlaksa, en özenli tadilat, en parlak boya bile gerçeği gizleyemez.

Toplumun adaletle kurduğu ilişki artık hukuki değil, duygusal. İnsanlar kanun maddelerini değil, kanun maddelerinin getirdiği sonuçları izliyor. Hukukun estirdiği rüzgâr birilerini serinletirken, diğerlerini uçurumdan aşağı itiyorsa, mesele havanın durumu değil, rüzgârın yönünü kimlerin belirlediğidir.

“Af yok” denildiği hâlde bazı kapılar sessizce açılıyor. Anahtarın kimde olduğu sorusu ise cevapsız bırakılıyor. Toplumda yaşananlar karşısında oluşan sessizlik, bize en güçlü çıkan sesten çok daha fazla şey anlatıyor. Çünkü adalet bazen verilen kararlarla değil, bulunulmayan açıklamalarla bozulur.

Hukuk eşit olmadığında, toplum kendi terazisini kurar. O terazide hak değil, güç tartılır. Kim ne kadar yalnız, kim de ne kadar kalabalıksa ona göre hüküm verilir. Böyle zamanlarda adalet sarayları yükselir ama mülkün temeli çöker.

Bir ülkede insanlar “haklı mıyım?” diye sormayı bırakıp “başım derde girer mi?” diye soruyorsa, o ülkede hukuktan bahsedilemez. Uygulamaların korku ürettiğinden bahsedilir. Korku ise düzen kurmaz; sadece sessizlik ve itaat sağlar.

Asıl mesele şudur:

Adalet, herkes için aynı anda var mıdır, yoksa kişiye özel olarak sırayla mı dağıtılır?

Eğer adalet, toplum içindeki insanlardan bazılarına uğrayıp bazılarına uğramıyorsa, o toplumda adaletten değil, lütuftan söz edilir. Lütuf ise hukuku tanımaz, iktidarla arası yakındır.

Bir toplum aynaya baktığında eşitlik göremiyorsa, o aynayı temizlemek yetmez, dökülen sırlarını onarmak, kırıklarını tamir etmek gerekir. Aksi halde her yeni yargı paketi, yalnızca bir kısım yansımanın işine yarar.

Ve adalet, bir gün herkese lazım olur!