Tarih 31 Ekim 2026.

Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Esendere bölgesinde bir askerimiz şehit oldu.

Adı Yusuf Sait Ünlü. Piyade Sözleşmeli Er.

Millî Savunma Bakanlığı, 7'nci Hudut Tugay Komutanlığı sorumluluk bölgesinde bir hudut geçiş olayına müdahale sırasında açılan ateşle yaralandığını, helikopterle Hakkâri Devlet Hastanesine kaldırıldığını ve yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadığını açıkladı.

Bir askerimizin şehit olduğunu biliyoruz. Nerede vurulduğunu, hangi hastaneye kaldırıldığını biliyoruz. Adını, memleketini, yarım kalan düğününü biliyoruz.

Bilmediğimiz, ölümüne neden olan ateşi kimin açtığı.

Sınırı geçmeye çalışanlar kimlerdi? Kaç kişiydiler? Silahlı bir örgütün mensupları mıydılar, kaçakçı mıydılar? Ateş hangi taraftan açıldı? Saldırganlar yakalandı mı?

Bakanlığın açıklamasında bu soruların hiçbirinin yanıtı yok.

Ama ortada Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırını korumakla görevli bir askerin ölümü var. Güvenlik gerekçesiyle açıklanamayacak bilgiler bulunabilir. Ancak bir askerin ölümüne yol açan saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiğinin açıklanmasını istemek de devlet sırrını talep etmek değildir.

Yusuf Sait Ünlü dört yıldır görev yapıyordu. Tayinine bir ay kalmıştı. Aralık ayında nikâhı, nisan ayında düğünü yapılacaktı.

Babası Latif Ünlü, "Hepsi mahşere kaldı," dedi.

Bir babanın bu sözlerinin üzerine ne söylenebilir?

Oğlunun düğününe hazırlanırken cenazesini karşılayan bir aileye, saldırganların kim olduğuna ilişkin hangi bilgi verildi? Kendilerine soruşturmayla ilgili açıklama yapıldı mı? Bilmiyoruz.

Tam da bu günlerde Abdullah Öcalan'ın İmralı'da yeni bir konuta taşındığı haberi geldi.

DEM Partili Mithat Sancar, Öcalan'ın yeni yerine geçtiğini açıkladı. Yeni yerin cezaevi yerleşkesi içerisinde olduğu belirtiliyor. Bu konut hangi kararla hazırlandı? Taşınma ne zaman ve kimin onayıyla gerçekleşti? Yeni koşulların hukuki dayanağı nedir?

Eski YARSAV Başkanı, hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun 2 Kasım 2026 tarihinde yaptığı açıklama ise tartışmaya hukuki bir boyut kazandırdı.

Eminağaoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Öcalan'ın cezası ancak yüksek güvenlikli cezaevinde infaz edilebilir. (5275 SY)

Öcalan, İmralı'da bu nitelikteki cezaevine EK BİNA adı altında YASA DOLANILARAK, bulunduğu yerden çıkarılmış, müstakil bir binaya taşınmıştır.

Kısaca Öcalan, FİİLEN TAHLİYE edilmiştir!”

Eminağaoğlu, açıklamasının devamında şu değerlendirmede bulundu:

“İşte Çerçeve Yasa'nın bir sonucu...

Çerçeve Yasa'ya evet diyen veya demeyen farketmiyor, bu duruma partilerin sözü yok mu!

Bu konu, Adalet Bakanı'nın, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü'nün doğrudan CEZAİ sorumluluğunu gerektiriyor!”

Bir hukukçunun, üstelik yıllarca yargı bağımsızlığı konusunda mücadele etmiş bir ismin ortaya attığı bu iddialar karşısında yetkililerin kamuoyunu aydınlatması gerekmez mi?

Türkiye yıllardır terörle mücadele ediyor. Bu mücadelede binlerce insan hayatını kaybetti. Şimdi yeni bir süreç yürütülüyor. Görüşmeler yapılıyor, açıklamalar geliyor, çeşitli düzenlemeler tartışılıyor.

Hangi kararların alındığını, bunların hangi hukuki çerçevede uygulandığını bilmek istiyoruz. Çünkü Türkiye'de terörün sona ermesi, herkesin yıllardır beklediği bir gelişme.

Yusuf Sait Ünlü'nün şehadetiyle Öcalan'ın yeni konutuna taşınması arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteren herhangi bir bilgi yok.

Ancak Öcalan'ın cezaevi koşullarına ilişkin gelişmeleri öğrenirken sınırda şehit edilen askerimize ateş açanların kimliğini öğrenemiyoruz.

Bu çelişkinin açıklanması gerekiyor.

Bir hudut geçişi sırasında askerimize ateş açılıyor. Geçişin niteliği, saldırganların kimlikleri ve olayın ardından yapılan işlemler konusunda kamuoyuna ayrıntılı bilgi verilmiyor.

Bir başka mesele de yıllardır tartışılan askerî hastaneler.

Yusuf Sait Ünlü yaralandıktan sonra helikopterle Hakkâri Devlet Hastanesine kaldırıldı. Yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

Yarasının niteliğini bilmiyoruz. Olay yerinde ilk müdahalenin ne kadar sürede yapıldığını, hastaneye ulaşmasının ne kadar sürdüğünü, hangi uzmanlık alanlarından hekimlerin tedaviye katıldığını da bilmiyoruz.

Bu bilgiler olmadan sağlık çalışanlarına yönelik bir ihmal suçlamasında bulunulamaz. Ancak askerî sağlık sisteminin bugünkü durumunu sorgulamak için bir ihmalin kanıtlanmasını beklemek de gerekmiyor.

2016 yılında Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve askerî hastaneler Sağlık Bakanlığına devredildi. Askerî sağlık hizmetlerinin kurumsal yapısı değiştirildi.

Aradan on yıl geçti.

Bugün askerî hastanelerin yeniden açılması tartışılıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de askerî hastanelerin yeniden yapılandırılmasını gündeme getirdi.

İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün verdiği soru önergesine Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler'in ekim ayında verdiği yanıtta, beş hastanenin yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri personeline hizmet verecek şekilde planlandığı belirtildi. Ancak askerî hastanelerin yeniden açılıp açılmayacağına ilişkin açık bir takvim ortaya konulmadı.

Madem böyle bir ihtiyaç var, on yıldır ne yapılıyor?

GATA'nın yıllar içinde oluşturduğu harp cerrahisi birikimi nasıl korundu? Çatışma bölgelerinde ağır yaralanan askerlere müdahale edecek uzmanlar nerede, hangi koşullarda yetiştiriliyor? Askerî hastanelerin kapatılmasının sonuçları üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapıldı mı?

Yapıldıysa sonuçları nerede?

Devlet hastanelerinde çalışan hekimlerin mesleki yeterliliğini tartışmıyoruz. Savaş ve çatışma yaralanmalarının kendine özgü koşulları, bu alanda yetişmiş sağlık personelinin deneyimi ve askerî sağlık organizasyonunun sürekliliği üzerinde duruyoruz.

Yusuf Sait Ünlü'nün ölümünün askerî hastanelerin kapatılmasıyla ilişkili olduğunu gösteren bir bilgi bulunmuyor. Ancak askerî hastanelerin yeniden açılmasının tartışıldığı bir dönemde, bu kurumların neden kapatıldığını ve bugünkü ihtiyaçların nasıl karşılandığını sormak gerekiyor.

Şehidimizin ardından sosyal medyada yaşananlar da üzerinde durulması gereken ayrı bir mesele.

Yusuf Sait Ünlü'nün hatırasına, Türk bayrağına ve nişanlısına yönelik hakaret içerikli paylaşımlar nedeniyle M.B.Y. adlı şüpheli yakalandı ve tutuklandı.

Bir insanın ölümünün ardından ailesinin acısını hedef alan bu ifadeler, toplumda tepki doğurdu.

Şüphelinin kısa sürede tespit edilerek adli makamlara teslim edilmesi önemli. Ancak insan ister istemez başka bir sorunun yanıtını da arıyor.

Şehidimize hakaret eden kişi yakalandı. Peki, şehidimize ateş açanlar?

Sosyal medyada işlenen bir suçun soruşturulmasıyla sınır hattındaki silahlı bir olayın araştırılması aynı koşullarda yürütülmez. Yine de saldırganların belirlenip belirlenmediğini, soruşturmanın hangi aşamada olduğunu öğrenmek istiyoruz.

Uzun zamandır eskisi kadar sık şehit haberi duymuyoruz. Terörün sona erdiğinin, silahların susacağının, Türkiye'nin artık barışa yaklaştığının söylendiği günlerden geçiyoruz. İnsanlar yıllar sonra bu haberlerin bir daha gelmeyeceğine inanmak istiyor.

Tam da böyle bir dönemde Yusuf Sait Ünlü'nün şehadet haberi geldi.

Türk bayrağına sarılı bir tabut daha, evladını toprağa veren bir aile daha...

Üstelik bu kez ölümüne neden olan ateşin kim tarafından açıldığına ilişkin sorular da yanıtsız.

Barıştan söz edilen bir ülkede, sınırda görev yapan bir askerin ölümünün nasıl gerçekleştiği konusunda açıklık sağlanması gerekmez mi?

Yusuf Sait Ünlü'nün ailesi için hayat artık eskisi gibi olmayacak. Babasının aralık ayında beklediği nikâh, nisan ayında hazırlığını yaptığı düğün gerçekleşmeyecek.

Millî Savunma Bakanlığının yanıtlaması gereken sorular var.

Yusuf Sait Ünlü'ye ateş açanlar kimlerdi? Kimlikleri belirlendi mi? Hudut geçişinin niteliği neydi? Olayla ilgili soruşturma hangi aşamada? Saldırganlar hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı?

Askerî sağlık sisteminin yeniden yapılandırılması için yürütülen çalışmalar ne durumda? Askerî hastanelerin yeniden açılması konusunda alınmış somut bir karar var mı?

Öcalan'ın yeni koşullarına ilişkin düzenlemelerin hukuki dayanağı ve yürütülen sürecin sınırları konusunda da yetkililerin kamuoyunu bilgilendirmesi gerekiyor.

Şehitlerimizin ardından yapılan törenler, verilen mesajlar, söylenen sözler elbette önemli. Fakat bir askerin hayatını korumak, yaralandığında gerekli sağlık hizmetini sağlamak, ölümüne yol açan olayları aydınlatmak ve sorumlular hakkında işlem yapmak da devletin görevi.

Yusuf Sait Ünlü'nün ailesine oğullarını geri vermek mümkün değil.

Ama ölümünün nasıl gerçekleştiğini açıklamak, saldırganların kimliğini ortaya çıkarmak ve soruşturmanın sonucunu kamuoyuyla paylaşmak mümkün.

Bir şehidin ardından yalnızca başsağlığı dilemek yetmez.

Yusuf Sait Ünlü'yü kim vurdu?

Ve bu ölümün hesabını kim verecek?