Bir vatandaş yatırım fonuna para yatırırken Sermaye Piyasası Kurulu'nun kapısını çalmaz.

Fon yöneticisinin geçmişini araştıracak bir istihbarat örgütü de kurmaz. Portföydeki her şirketin bilançosunu incelemez, hisselerin fiili dolaşım oranını hesaplamaz, fonun likidite riskini ölçmez.

Çünkü vatandaşın yapamadığı bütün bunları yapmak için kurumlar vardır.

Kurallar bunun için vardır.

Denetim bunun için vardır.

Bugün yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonu tasfiye sürecinde.

Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine dayanılarak SPK'nın açıkladığı tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758.[1]

Neredeyse yarım milyon insan.

Tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğü ise basına yansıyan verilere göre yaklaşık 18 milyar dolar düzeyinde.[2]

Şimdi yatırımcıya tasfiyenin nasıl yapılacağı, fon varlıklarının nasıl satılacağı, parasını hangi şartlarda alacağı anlatılıyor.

Ben başka bir şeyi merak ediyorum.

Buraya nasıl geldik?

Çünkü Sermaye Piyasası Kurulu'nun kendi açıklamasına bakarsanız, sorun 17 Eylül 2026 sabahı ortaya çıkmadı.

SPK, bazı yatırım fonlarının fiili dolaşım oranı düşük hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu 2025 yılının son çeyreğinde gözlemlediğini söylüyor.[3]

Yani alarm çalmıştı.

2 Aralık 2025'te mesele Finansal İstikrar Komitesinin gündemine geldi.

3 Aralık'ta SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturuldu.

18 Aralık'ta nitelikli yatırımcı olabilmek için gereken finansal varlık tutarı 1 milyon liradan 10 milyon liraya çıkarıldı.[4]

28 Ocak 2026'da hazırlanan taslak Hazine ve Maliye Bakanlığına gönderildi.

Şubat ayında sektörün görüşleri alındı.

Sonraki aylarda TEFAS'ın işleyişi ve fonların değerleme yöntemlerine ilişkin düzenlemeler yapıldı.

28 Ağustos 2026'da kapsamlı rehber yayımlandı.[5]

17 Eylül'de ise yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonu tasfiye sürecine alındı.

Takvimi bir kez daha okuyun.

Risk görülüyor.

Komite toplanıyor.

Çalışma grubu kuruluyor.

Tedbirler alınıyor.

Taslaklar hazırlanıyor.

Sektör görüşleri alınıyor.

Rehber yayımlanıyor.

Sonra 131 fon tasfiye ediliyor.

O hâlde soruyu doğru sormamız gerekiyor.

SPK hiçbir şey yapmadı diyemeyiz.

Yaptı.

Peki yapılanlar neden yetmedi?

RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?

Tasfiye kapsamındaki Pusula Portföy'ün PRY kodlu para piyasası fonuna bakalım.

Eylül 2025 sonunda fonun büyüklüğü yaklaşık 10,5 milyar liraydı. Yatırımcı sayısı 12 bin 265'ti.

Ağustos 2026 sonunda aynı fon yaklaşık 110,3 milyar liralık büyüklüğe ulaşmıştı. Yatırımcı sayısı ise 52 bin 183'tü.[6]

Yaklaşık on bir ay içerisinde fonun büyüklüğü on kattan fazla, yatırımcı sayısı dört kattan fazla artmıştı.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Bu rakamlar tek başına PRY'nin, SPK'nın 2025'in son çeyreğinde sözünü ettiği olağandışı işlemlerin faili olduğunu göstermez. Böyle bir iddiada bulunmak için elimizde yeterli veri yok.

Ama başka bir şeyi gösteriyor:

Düzenleyici kurumların fon piyasasındaki riskleri incelemeye başladığı dönemde sistemin bazı bölümleri büyümeye devam ediyordu.

Vatandaş para yatırıyordu.

Fonlar büyüyordu.

Yeni yatırımcılar geliyordu.

Sonunda 17 Eylül geldi.

131 fon.

455 bin 758 yatırımcı.

Yaklaşık 18 milyar dolarlık bir yapı.

Şimdi şu rakamları da öğrenmek istiyorum:

SPK'nın riski gözlemlediğini söylediği 2025'in son çeyreğinde bugün tasfiye edilen 131 fonda kaç yatırımcı vardı?

Fonların toplam büyüklüğü ne kadardı?

O tarihten 17 Eylül 2026'ya kadar bu fonlara kaç yeni yatırımcı girdi?

Ne kadar yeni para yatırıldı?

Bu rakamların kamuoyuna açıklanması gerekir.

Çünkü ancak o zaman riskin tespit edildiği tarihle tasfiye kararı arasında ne yaşandığını gerçekten anlayabiliriz.

BAZI ŞİRKETLER SPK'NIN RADARINDAYDI

Mesele yalnızca genel piyasa göstergelerinden de ibaret değil.

SPK'nın kendi bültenlerini geriye doğru taradığınızda bugün tasfiye kapsamındaki bazı portföy şirketlerinin daha önce Kurul incelemesine konu olduğunu görüyorsunuz.

Örneğin Pardus Portföy.

SPK'nın 2026/39 sayılı bültenine göre şirketin yönettiği bir fon hakkında yapılan incelemede, fon portföyünün 22-31 Temmuz 2024 tarihleri arasında mevzuatta belirtilen yatırım sınırlamalarına uygun yönetilmediği tespit edildi.

Şirkete 3 milyon 81 bin 378 lira idari para cezası verildi.

Aynı incelemede şirketin iç kontrol sistemine ilişkin bazı yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle 3 milyon 81 bin 378 lira daha ceza uygulandı.[7]

Yaklaşık 6,2 milyon lira.

Aynı SPK bülteninde Tera Portföy de bulunuyor.

Tera Portföy Birinci Serbest Fon'un katılma paylarının, Kurul onayı alınmaksızın yapılan izahname değişikliğinin ardından 7 Temmuz 2025'ten itibaren TEFAS'ta işlem görmesi nedeniyle şirkete 4 milyon 435 bin lirayı aşan idari para cezası verildi.[8]

Burada da altını çizelim:

Bu ihlallerin bugün yaşanan tasfiye sürecinin nedeni olduğunu söylemiyorum.

Elimizde böyle bir sonuca varmamızı sağlayacak belge yok.

Ama şu artık belgeli bir gerçek:

Bugün fonları tasfiye edilen bazı şirketler tasfiye kararından önce de SPK'nın radarındaydı.

İncelenmişlerdi.

Mevzuata aykırılıklar tespit edilmişti.

Cezalar verilmişti.

O zaman mesele yalnızca "Devlet biliyor muydu?" sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Bildiği şeylerden sonra ne yaptı?

Bir portföy yönetim şirketinde yatırım sınırlamalarına aykırılık tespit edildiğinde sonraki denetim nasıl yürütüldü?

İç kontrol sistemine ilişkin eksiklik nedeniyle ceza verilen bir şirket üzerindeki gözetim artırıldı mı?

Artırıldıysa sonuçları ne oldu?

Artırılmadıysa neden?

Bunlar suçlama değil.

Bunlar cevap bekleyen sorular.

YATIRIM RİSKİ BAŞKA, SİSTEMİK RİSK BAŞKA

Burada kolay bir itiraz yapılabilir:

"Yatırım yapan insan risk aldığını bilmiyor mu?"

Elbette biliyor.

Sermaye piyasasında kâr garantisi yoktur.

Bir hisse düşebilir.

Faiz değişebilir.

Fon zarar edebilir.

Yanlış yatırım kararının bedelini devletin karşılamasını beklemek başka bir tartışmadır.

Fakat burada çok önemli bir çizgi var.

Yatırımcının aldığı risk ile sistemin taşıdığı risk aynı şey değildir.

Nitekim SPK da yaptığı açıklamada düzenlemelerin amaçlarından birini fon piyasasında ortaya çıkabilecek "sistemik riskin" finansal istikrara etkisinin önlenmesi olarak açıklıyor.[5]

İşte üzerinde durmamız gereken kelime budur:

Sistemik risk.

Vatandaş parasını yatırırken bu riskten haberdar mıydı?

Telefonundaki yatırım uygulamasını açtığında karşısına "Dikkat, düzenleyici kurumlar bu alanda sistemik risk ihtimalini inceliyor" şeklinde bir uyarı çıktı mı?

Fonlar alınmaya devam edildi.

Para yatırılmaya devam edildi.

Sistem çalışmaya devam etti.

Sonra aynı vatandaşın karşısına bu kez "tasfiye" kelimesi çıktı.

İşte benim itirazım burada başlıyor.

Vatandaşın bilmediğini devlet biliyorsa bilgi eşitsizliğinin bedelini neden vatandaş ödüyor?

SEKTÖRÜ MÜ, YATIRIMCIYI MI RAHATSIZ ETMEMEK?

Bir başka tarih özellikle dikkat çekici.

5 Aralık 2025.

Dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül, fon sektörüne ilişkin düzenlemelerden söz ederken bunları zamana yayarak hayata geçirmeyi tercih ettiklerini anlatıyordu.

Yaklaşımını, yatırımcı menfaatini korurken sektörün işleyişini de gözetmek şeklinde ifade ediyordu.[9]

Tek başına bakıldığında anlaşılabilir bir yaklaşım.

Düzenleyici kurumlar piyasalarda ani şok yaratmak istemez.

Fakat bugün, aylar sonra ortaya çıkan tabloya bakınca bu yaklaşımı yeniden düşünmek zorundayız.

Sektörü rahatsız etmemek ile yatırımcıyı korumak arasında bir denge kurulmaya çalışıldıysa bu denge doğru yerde mi kuruldu?

Çünkü bugün rahatsız olan sektör değil.

Parasının akıbetini bekleyen vatandaş.

Tasfiyenin ne zaman biteceğini bilmeyen yatırımcı.

Başlangıçta üç ay olarak öngörülen tasfiye süresinin altı aya kadar uzatılmasının ne anlama geldiğini anlamaya çalışan yüz binlerce insan.[10]

DEVLETİN BİLDİĞİNİ VATANDAŞ NEDEN BİLMİYORDU?

Belki de bütün dosyanın özeti bu tek soruda yatıyor.

Vatandaş yatırım yaparken yalnızca fon yöneticisine güvenmedi.

Bankasının ya da aracı kurumunun ekranında gördüğü, TEFAS üzerinden işlem gören, SPK düzenlemelerine tabi bir sisteme güvenerek parasını yatırdı.

Devlet ona "zarar etmeyeceksin" garantisi vermedi.

Vermemeli de.

Fakat devletin başka bir sorumluluğu var:

Piyasanın adil, şeffaf ve güvenilir işlemesini sağlamak.

Manipülasyona karşı mücadele etmek.

Sistemik riskleri zamanında sınırlamak.

Yatırımcıyı kendisinin göremeyeceği tehlikelere karşı koruyacak kuralları koymak ve uygulamak.

Bugün yapılan tasfiye işlemleri yatırımcıların haklarını mümkün olduğunca korumak açısından elbette gerekli.

Ama tasfiye son aşamadır.

Ben ilk aşamayı soruyorum.

Risk ne zaman görüldü?

Görüldükten sonra ne yapıldı?

Alınan tedbirler neden yeterli olmadı?

Risk tespit edildikten sonra tasfiye kapsamındaki fonlara kaç yeni yatırımcı girdi?

Bu insanların yatırdığı para ne kadardı?

Ve en önemlisi:

Devletin bildiğini vatandaş neden bilmiyordu?

Bu soruların cevaplarını öğrenmek neredeyse yarım milyon yatırımcının hakkıdır.

Çünkü denetim yalnızca ihlali bulup ceza yazmak değildir.

Ceza, geçmişte yapılanın karşılığıdır.

Denetimin asıl değeri gelecekte olacak olanı önleyebilmesidir.

Devletin görevi yangın çıktıktan sonra itfaiye göndermek değildir.

Asıl görev yangını önlemektir.

Hele dumanı aylar öncesinden görmüşse.

DİPNOTLAR

[1] Sermaye Piyasası Kurulu, "Tasfiye Konusu Fonlardaki Yatırımcı Sayısına İlişkin Açıklama", Eylül 2026. MKK verilerine göre tasfiye kapsamındaki fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunduğu açıklandı.

[2] Reuters, 24 Eylül 2026. Tasfiye kapsamındaki 131 yatırım fonunun toplam varlık büyüklüğünün yaklaşık 18 milyar dolar düzeyinde olduğu bildirildi.

[3] Sermaye Piyasası Kurulu, "Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenleme Sürecine İlişkin Açıklama", 18 Eylül 2026. SPK, bazı fonların fiili dolaşım oranı düşük paylarda şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun 2025 yılının son çeyreğinde gözlemlendiğini açıkladı.

[4] SPK düzenlemeleri kapsamında nitelikli yatırımcı olabilmek için aranan finansal varlık tutarı Aralık 2025'te 1 milyon TL'den 10 milyon TL'ye yükseltildi.

[5] Sermaye Piyasası Kurulu, "Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenleme Sürecine İlişkin Açıklama", 18 Eylül 2026. Açıklamada çalışma grubunun oluşturulması, taslak hazırlığı, sektör görüşlerinin alınması ve 28 Ağustos 2026'da yayımlanan rehbere ilişkin süreç ile düzenlemelerin sistemik risklerin önlenmesine yönelik amacı aktarılmaktadır.

[6] PRY-Pusula Portföy Para Piyasası Fonu tarihsel fon verileri. Eylül 2025 sonunda yaklaşık 10,5 milyar TL fon büyüklüğü ve 12.265 yatırımcı; Ağustos 2026 sonunda yaklaşık 110,3 milyar TL fon büyüklüğü ve 52.183 yatırımcı. Veriler yalnızca söz konusu dönemde fonun büyümesinin ölçeğini göstermek amacıyla kullanılmıştır; SPK'nın belirttiği olağandışı işlemlerin PRY tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin bir iddia içermemektedir.

[7] Sermaye Piyasası Kurulu, 2026/39 sayılı SPK Bülteni. Pardus Portföy Yönetimi AŞ hakkında yapılan incelemede yatırım sınırlamalarına uyulmaması ve iç kontrol sistemine ilişkin yükümlülükler nedeniyle ayrı ayrı 3.081.378,30 TL idari para cezası uygulanmıştır.

[8] Sermaye Piyasası Kurulu, 2026/39 sayılı SPK Bülteni. Tera Portföy Yönetimi AŞ'ye Tera Portföy Birinci Serbest Fon'a ilişkin izahname değişikliği ve TEFAS işlemleri nedeniyle 4.435.027,79 TL idari para cezası uygulanmıştır.

[9] Sermaye Piyasası Kurulu, 5 Aralık 2025, dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül'ün TKYD 5. Portföy Yönetimi Zirvesi konuşması. Fon sektöründeki düzenlemelerin zamana yayılarak uygulanması ve yatırımcı menfaatleri ile sektör işleyişinin gözetilmesine ilişkin değerlendirmeler.

[10] Sermaye Piyasası Kurulu, Eylül 2026, tasfiye süresine ilişkin açıklama. Tasfiye süresinin üst sınırı, fon varlıklarının uygun piyasa koşullarında elden çıkarılmasına imkân sağlanması amacıyla üç aydan altı aya çıkarılmış; bunun tasfiyenin zorunlu olarak altı ay süreceği anlamına gelmediği belirtilmiştir.