Bazen şehirlerin kalabalığında, beton binaların arasında yürürken çevreme bakıyorum da; ne kadar büyük bir kibirle kuşatılmışız… Yüksek gökdelenler inşa ettik, nehirlerin yataklarını büktük, dağları delip tüneller açtık. Teknoloji adını verdiğimiz o parıltılı zırhın arkasında kendimizi doğanın tek efendisi, gezegenin mutlak hakimi ilan ettik. Sanıyoruz ki kontrol bizde. Sanıyoruz ki doğa, üzerine çimentolar döktüğümüz, madenlerini yağmaladığımız pasif bir dekor parçası.
Peki, ya bu sadece devasa bir yanılsamaysa? Ya bir sabah doğa, bu umursamazlığımıza karşı savunmada kalmaktan vazgeçip bize aktif ve koordineli bir savaş açsaydı?
Benim cevabım net ve bir o kadar ürkütücü: Birkaç hafta, belki de sadece birkaç gün.
Biz insanlar doğaya verdiğimiz zararı bir "savaş" olarak adlandırmayı seviyoruz. Ama bu tam bir özgüven zehirlenmesi. Çünkü gerçekte doğa henüz bizimle savaşmaya başlamadı bile; sadece rahatsız bir uyku sırasında üzerindeki yükü hafifçe sallıyor.
Gelin küçük bir bilimsel düşünce deneyi yapalım. Bir sabah uyandığımızda doğanın "ateşkesi" bozduğunu düşünün.
İlk darbe mikro dünyadan gelsin. Okyanuslarda gözümüzle bile göremediğimiz fitoplanktonlar.. ki soluduğumuz oksijenin yaklaşık %50’sini üreten devasa bir gizli fabrikadır fotosentez yapmayı aniden durdursun. Bize hep Amazon Ormanları’nın "dünyanın akciğerleri" olduğu öğretildi, oysa asıl ciğerlerimiz mavi sulardadır. Fitoplanktonlar faaliyetlerini kestiği an, küresel oksijen seviyeleri düşmeye başlar. En gelişmiş sığınaklarımız, milyar dolarlık yaşam destek ünitelerimiz kaç kişiyi ve ne kadar süre yaşatabilir?
Hemen ardından gıda zincirine bakalım. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, küresel ölçekte tükettiğimiz gıda ürünlerinin %35’i arılar ve diğer tozlaştırıcı böceklerin varlığına bağlı. Eğer doğa, bu minik askerlerini birkaç haftalığına "greve" yollarsa ne olur? Dünya genelindeki meyve, sebze ve yemiş üretimi doğrudan çöker. Geriye sadece rüzgarla tozlaşan buğday ve mısır gibi birkaç temel tahıl kalır ki, onların da kuraklık ve ani iklim dalgalanmaları karşısındaki kırılganlığı ortadadır.
Biyolojide "trofik çöküş" (trophic cascade) denen bir kavram vardır. Ekosistemdeki tek bir halkanın kopması, domino taşları gibi tüm sistemi devirir. Çin’de 1950’lerin sonunda yaşanan "Dört Zararlı Kampanyası"nı hatırlayın: Serçelerin ürünleri yediği gerekçesiyle milyonlarcası avlandı. Sonuç ne mi oldu? Serçeler yok olunca çekirge ve böcek nüfusu patladı, tarihin en büyük kıtlıklarından biri yaşandı ve tensel olarak on milyonlarca insan hayatını kaybetti. Doğadan tek bir parçayı koparmanın bedelini tarih bize kanla ödetti. Doğanın bu hamleyi bilerek ve her alanda aynı anda yaptığını bir hayal edin…
Küresel tedarik zincirlerimiz son derece hassas bir dengeye dayanıyor. Yalnızca birkaç derecelik küresel sıcaklık artışı bile tarım kuşaklarını kaydırmaya, fırtınaları yıkıcı hale getirmeye ve virüslerin mutasyon hızını artırmaya yetiyor. Virüsler, aşırı hava olayları, yükselen denizler ve çöken toprak verimliliği aynı anda üstümüze gelseydi; insanlığın beton şehirleri birkaç gün içinde elektriksiz, gıdasız ve içme susuz birer açık hava hapishanesine dönüşürdü.
İşin en acı verici tarafı şu: Doğanın bizi yenmek için devasa ordulara, lazerlere ya da stratejilere ihtiyacı yok. Sadece birkaç günlüğüne cömert olmaktan vazgeçmesi yeterli.
Bizler doğayı yok ettiğimizi, onu "yendiğimizi" sanırken aslında sadece kendi yaşam destek ünitemizin kablosunu kesiyoruz. Gezegenin insana ihtiyacı yok. İnsan türü haritadan silinse, doğa birkaç yüzyıl içinde yaralarını sarar, beton şehirlerimizin arasından yeşillikler fışkırır ve hayat kendi dengesinde akmaya devam eder. Ama bizim doğaya her an, aldığımız her nefeste ihtiyacımız var.
Bu yüzden doğaya karşı kazanılacak bir "zafer" yoktur. Çünkü doğaya karşı kazanılan her zafer, insanlığın kendi intihar fermanını imzalamasından başka bir şey değildir. Hayatta kalmamızın tek yolu hükmetmeye çalışmak değil, boyun eğip o muazzam dengenin bir parçası olmayı yeniden öğrenmektir.
Çünkü doğa bizimle gerçekten savaşmaya karar verirse, mağlubiyetimiz sadece saatler sürer.
Kahramanmaraş
Ekonomi
Gündem
Asayiş
Bilim
Güncel
Kültür
Spor
GÜNDEM
Magazin
Genel
Eğitim
HABER
Doğa Bizimle Savaşsaydı İnsanoğlu Ne Kadar Dayanabilirdi?
Büşra KIRDÖK
Yorumlar
Trend Haberler
Dr. Öğr. Üyesi Ayça Kübra Hızarcı Kimdir, Neden Öldü? Ölüm Nedeni Nedir?
876’şar yılla yargılanırken 8 yıl ceza alan Ezgi Apartmanı sanıklarıyla ilgili gerekçeli karar açıklandı
Kahramanmaraş'ta 20 mahallede su kesintisi: İşte mahalleler
Kahramanmaraş Müzesi'nde neler oluyor? İddialar vahim
Kahramanmaraş depreminde hasar almıştı! Çatırdama sesleri geldi
Gaziantep'te Yarın Okullar Tatil Mi? 25 Eylül Cuma Okul Var Mı?