Bir istihbaratçı, ilk duruşmasına on gün kala cezaevinde hayatını kaybetti.

Ardında el yazısıyla hazırladığı notları bıraktı. Devletin içindeki ilişkileri, istihbarat faaliyetlerini ve bazı görevlendirmeleri sorguluyordu. Mahkemede yapacağı savunmayı da hazırlamıştı.

Savunmasını yapamadı.

Kaşif Kozinoğlu, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde rahatsızlandıktan sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. İlk adli incelemede ölüm nedeni kronik iskemik kalp hastalığı olarak belirlendi. Ölümüne ilişkin soruşturma, 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlandı.

26 Ağustos 2026’da bu karar kaldırıldı. Dosya yeniden açıldı.[1]

Aradan yaklaşık on beş yıl geçtikten sonra sorular yeniden soruluyor:

Kozinoğlu’nun cezaevindeki son saatlerinde ne yaşandı?

Yardım çağrısına neden zamanında karşılık verilmedi?

Ambulansta neden doktor yoktu?

Sağlık ekibi neden görev yerinde değildi?

Ve bütün bunlar birbirinden bağımsız olaylar mıydı?

Bu soruların yanıtını ararken Kozinoğlu’nun ölümünden önceki süreci de incelemek gerekiyor.

Kozinoğlu ne biliyordu?

Kozinoğlu’nun ölümünden önce kaleme aldığı notlar, daha sonra Kaşif Kozinoğlu’nun Mezara Götürmediği Sırlar – El Yazıları Tıpkıbasım adıyla yayımlandı.

Notlarında Gülen hareketinin yurt dışındaki okullarına, Orta Asya’daki faaliyetlerine ve MİT içindeki bazı personel görevlendirmelerine ilişkin iddialar yer alıyordu. Hakan Fidan’ın müsteşarlığı dönemindeki bazı atamaları da sorguluyordu.[2]

Bunlar Kozinoğlu’nun kendi değerlendirmeleriydi. Notlarında adı geçen kişilerin görevleri ve ileri sürdüğü ilişkiler, ilgili kurumların kayıtlarıyla bağımsız olarak doğrulanmalı.

Ancak notlar başka bir soruyu gündeme getiriyor:

Kozinoğlu bu bilgileri nereden edinmişti?

Elindeki belgelerin tamamını yayımlamış mıydı?

Mahkemede yapacağı savunmada hangi konuları açıklığa kavuşturacaktı?

Bildikleri nedeniyle hedef alındığı ihtimali araştırılacaksa önce ne bildiğinin, hangi belgeleri elinde bulundurduğunun ve bunları kimlerle paylaştığının belirlenmesi gerekiyor.

Enver Altaylı’nın mektupları

Kozinoğlu’nun Orta Asya’daki faaliyetleri, Enver Altaylı’nın Fethullah Gülen’e hitaben yazdığı belirtilen mektuplarla birlikte yeniden gündeme geldi.

Haberlere yansıyan iddialara göre bu mektuplarda, Kozinoğlu’nun özellikle Özbekistan’daki Gülen yapılanmasına yönelik tutumundan söz ediliyordu. Kozinoğlu’nun MİT Müsteşarlığına getirilmesi ihtimalinin de olumsuz değerlendirildiği aktarılıyordu.[3]

Mektupların tam metinleri ve yazıldıkları tarihler bu nedenle önemli.

Kozinoğlu hakkında hangi somut girişimler talep edildi?

Mektuplar kimlere ulaştırıldı?

Bu taleplerin ardından herhangi bir işlem yapıldı mı?

Bir kişinin görevinden uzaklaştırılmasını istemekle ölümünü planlamak aynı şey değil. Ancak Kozinoğlu’na karşı yürütüldüğü ileri sürülen girişimlerin kapsamı, ölümüne ilişkin soruşturmada araştırılması gereken ayrı bir başlık.

Mektuplarla Kozinoğlu’nun tutuklanmasına uzanan süreç arasında belgelenebilir bir ilişki var mıydı?

Savunmasını yapamadan öldü

Kozinoğlu, Odatv soruşturması kapsamında tutuklandı. Kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyordu.

İlk duruşmasına çıkamadı. Hazırladığı savunma ise ölümünden sonra dava dosyasına girdi.[1]

Odatv davasında diğer sanıklar hakkında yıllar sonra beraat kararları verildi. Kozinoğlu hakkındaki dava ise ölümü nedeniyle düşmüştü; diğer sanıkların beraati, onun hakkında verilmiş bir beraat hükmü değildi.

Yine de hazırladığı savunma, ölümünden önce hangi konuların açıklığa kavuşturulmasını istediğini anlamak açısından önemli.

Hangi suçlamalara hangi belgelerle karşı çıkıyordu?

Mahkemede konuşabilseydi hangi bilgileri açıklayacaktı?

Savunmasında yer verdiği iddialar, ölümünden sonra gereği gibi araştırıldı mı?

Alarm verildi. Kapı neden açılmadı?

12 Kasım 2011.

Kozinoğlu cezaevinde fenalaştı. Koğuş arkadaşları acil yardım istedi.

Yeniden açılan soruşturmaya ilişkin haberlerde, yardım çağrısına karşılık verilmesinde gecikme yaşandığı aktarılıyor. Olayın başlangıç saati ve müdahalenin aşamaları konusunda ise farklı kayıtlar gündeme geldi.[4]

Bu nedenle ilk alarmın, koğuş kapısının açılmasının, sağlık birimine haber verilmesinin ve ambulansın gelişinin ayrı ayrı zamanlandırılması gerekiyor.

İlk çağrıyı kim gördü?

Alarm kime iletildi?

Koğuş kapısının açılması neden gecikti?

Kozinoğlu’nun yardım beklediği dakikalarda kim, hangi kararı aldı?

Bu soruların yanıtı, tanık ifadeleri kadar kamera görüntülerinde ve görev kayıtlarında da aranmalı.

Alarm sırasında radyonun sesi

Yeni soruşturmanın üzerinde durduğu isimlerden biri, o tarihte infaz koruma memuru olarak görev yapan Ferhat Veysi Gül.

Haberlere yansıyan iddiaya göre Gül, koğuştan gelen acil durum uyarısına müdahale etmek yerine bulunduğu yerdeki radyonun sesini yükseltti. Bu davranışın diğer görevlilerin çağrıyı fark etmesini geciktirdiği ileri sürüldü.[3]

Gül o gün hangi görev yerindeydi?

Alarmı hangi anda gördü?

Radyonun sesini yükselttiği iddiası kamera ve diğer kayıtlarla doğrulanıyor mu?

Diğer görevliler çağrıyı ne zaman fark etti?

Gül’ün ölümden sonra cezaevindeki görevinden ayrıldığı, yaklaşık altı ay sonra Fatih Üniversitesine kayıt yaptırdığı ve 15 Temmuz 2016 sonrasında yurt dışına çıktığı da haberlerde aktarıldı.[3]

Bu bilgiler ayrı ayrı incelenmeli. Bir üniversiteye kayıt yaptırmak veya yurt dışında bulunmak, tek başına örgüt üyeliğinin ya da 2011’de örgüt talimatıyla hareket edildiğinin kanıtı değildir.

Gül’ün o günkü görevlendirmesiyle alarm karşısındaki davranışı arasında önceden kurulmuş bir bağlantı var mıydı?

Ambulansta neden doktor yoktu?

Kozinoğlu’nun fenalaştığı gün, cezaevine hizmet veren ambulans ekibinde doktor bulunmuyordu.

Soruşturmada ifadesine başvurulan bir acil tıp teknisyeninin anlatımına göre ambulansta görevli doktorun tayini çıkmış, yerine yeni bir doktor görevlendirilmemişti.[5]

Doktorun tayin kararı hangi tarihte alındı?

Yerine görevlendirme yapılmamasından kim sorumluydu?

Cezaevindeki acil sağlık hizmetinin kesintisiz sürdürülmesi için nasıl bir düzenleme yapılmıştı?

2011’deki resmî açıklamalara göre cezaevi sağlık merkezinde görevli bir hekim bulunuyordu; ancak olay kendisine bildirilmemişti.[6]

Ambulans ekibinde doktor bulunmamasıyla mevcut hekime haber verilmemesi, ayrı ayrı açıklanması gereken iki durum.

Kozinoğlu’na daha erken bir aşamada doktor müdahalesi yapılabilseydi sonuç değişir miydi?

Bu sorunun yanıtını ancak tıbbi kayıtların uzmanlarca incelenmesi verebilir.

Ambulans neden görev yerinde değildi?

Doktor eksikliğinin yanında bir başka sorun daha vardı.

Sağlık çalışanlarının ifadelerine dayandırılan haberlere göre ambulans ekibi, Kozinoğlu’nun fenalaştığı sırada yemek için cezaevi kampüsünden ayrılmıştı. Acil çağrı üzerine geri döndü.[5]

Ekip görev yerinden ayrılırken kime haber verdi?

Bu sırada acil çağrılara hangi araç ve personel yanıt verecekti?

Cezaevinde sağlık hizmetinin kesintisiz sürmesini sağlayacak bir nöbet düzeni var mıydı?

Yemek molası, tek başına kasıtlı bir davranışın göstergesi değildir. Ancak ambulansın görev yerinde bulunmamasıyla doktor eksikliğinin aynı acil müdahale sırasında yaşanması, her iki durumun da ayrıntılı incelenmesini gerektiriyor.

Koğuş kapısının açılmasındaki gecikme iddiası da bu tabloya ekleniyor.

Bunlar birbirinden bağımsız idari aksaklıklar ve bireysel davranışlar mıydı? Yoksa yardımın Kozinoğlu’na ulaşmasını geciktiren koşullar arasında önceden kurulmuş bir bağlantı mı vardı?

Ölümünden sonra gelen ihbar

Kozinoğlu’nun ölümünden aylar sonra, 27 Nisan 2012’de ailesinin avukatına gönderildiği bildirilen bir e-postada zehirlenme iddiası ortaya atıldı.

Kendisini Silivri Cezaevi’nden tahliye edilmiş biri olarak tanıtan gönderen, Kozinoğlu’nun kalp krizinden değil, zehirlenme sonucu öldüğünü ileri sürdü. Ailenin avukatları, ihbarcının kimliğinin belirlenmesi ve iddialarının araştırılması için savcılığa başvurdu.[7]

İhbarcının kimliği belirlendi mi?

Cezaevinde bulunduğunu söylediği yer ve görev doğrulandı mı?

İddiasını destekleyen somut bir delil sundu mu?

2012’deki başvuru üzerine hangi işlemler yapıldı?

Bir ihbarın varlığı, içeriğinin doğru olduğunu göstermez. Ancak ihbarın nasıl araştırıldığı da açıklığa kavuşturulmalı.

Yeni soruşturmada Kozinoğlu’na ölümünden önce verilen ilaçlar da araştırılıyor. Mezarının açılmasıyla alınan örnekler, ölüm nedeninin ve üçüncü kişi müdahalesi bulunup bulunmadığının yeniden değerlendirilmesi amacıyla incelemeye alındı.[8]

İlk incelemede hangi maddeler araştırılmıştı?

İlaçların temin ve teslim kayıtları korundu mu?

Yeni inceleme, önceki raporun bulgularını doğrulayacak mı?

Henüz sonuçlanmamış bir incelemeyi zehirlenmenin kanıtı olarak sunmak mümkün değil. Ancak bu soruların yanıtı, ölüm nedenine ilişkin tartışmanın somut bulgularla yürütülmesini sağlayabilir.

İki gün önce yayımlanan dizi

Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeni soruşturma, Kurtlar Vadisi Pusu dizisine de uzandı.

Dizideki Kazım Kaşifoğlu karakteri, adı ve istihbarat geçmişi nedeniyle Kozinoğlu’yla ilişkilendiriliyor.

10 Kasım 2011’de yayımlanan bölümde Kaşifoğlu alıkonuluyor ve ölümle tehdit ediliyor.

Kozinoğlu iki gün sonra, 12 Kasım’da hayatını kaybediyor.

Ancak Kaşifoğlu karakterinin öldürüldüğü sahne, Kozinoğlu’nun gerçek ölümünden sonra, 8 Aralık 2011’de yayımlandı. Bu ayrıntı önemli: Dizideki ölüm sahnesinin gerçek ölümden iki gün önce gösterildiği iddiası doğru değil.[9]

Soruşturma kapsamında senaristler Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ın bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerine başvuruldu.[9]

Kaşifoğlu karakteri oluşturulurken hangi kaynaklardan yararlanıldı?

İlgili sahneler hangi tarihlerde yazıldı ve çekildi?

Senaryo ekibinin Kozinoğlu hakkında kamuya açık olmayan bir bilgiye eriştiğini gösteren kayıt var mı?

Kurgu ile gerçek olay arasındaki benzerlik, tek başına önceden bilgi aktarımı bulunduğunu kanıtlamaz. Bu ihtimali araştırmanın yolu, senaryo ve çekim kayıtlarını gerçek olayın kronolojisiyle karşılaştırmaktır.

Kütahyalı’nın açıklamaları hangi soruları gündeme getiriyor?

Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma yeniden açılırken Rasim Ozan Kütahyalı’nın açıklamaları da tartışma yarattı.

Kütahyalı, Kozinoğlu’nun geçmişte hazırladığı bir istihbarat raporuna atıfla Kurtlar Vadisi ekibinin Hasan Atilla Uğur’dan bilgi aldığı iddiasını gündeme getirdi. Uğur’un, Kozinoğlu’nun öldüğü sırada aynı koğuşta bulunduğunu da hatırlattı.[10]

Ancak burada birbirinden ayrılması gereken üç konu var: Dizinin geçmişte kimlerden bilgi aldığı, Kozinoğlu ile Uğur’un cezaevindeki ilişkisi ve Kozinoğlu’nun ölümünün nasıl gerçekleştiği.

İlk iki konuya ilişkin bilgiler, üçüncüsü hakkında kendiliğinden bir sonuca götürmez.

Üstelik Uğur’un ölüm günü yaşananlara ilişkin kendi anlatımı da var.

Yeniden açılan soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan Uğur, Kozinoğlu’nun rahatsızlandığında kendisine seslendiğini, göğsünün sıkıştığını söylediğini ve kendisinden dil altı hapı istediğini anlattı. Uğur’un verdiği ilaç ve olay anındaki bazı eşyalara ilişkin sorular da soruşturma haberlerine yansıdı.[11]

Bu durumda araştırılması gereken sorular somutlaşıyor:

Kozinoğlu’nun raporunda Hasan Atilla Uğur hakkında tam olarak ne yazıyordu?

Kütahyalı’nın aktardığı sözler, raporun özgün metniyle örtüşüyor mu?

Uğur’un Kozinoğlu’na verdiğini söylediği ilaç nereden temin edildi?

İlaç, olayın hangi aşamasında verildi?

Uğur’un anlatımı, diğer koğuş arkadaşlarının ifadeleri ve kamera kayıtlarıyla örtüşüyor mu?

Kütahyalı’nın açıklamaları ölüm anına ilişkin yeni bir tanıklık veya belge içeriyor mu? Yoksa daha önce bilinen olaylar arasında yeni bir bağlantı mı kuruyor?

Bir başka soru da açıklamaların zamanlamasına ilişkin:

Kütahyalı, yeniden açılan soruşturmada hangi bilgilerin araştırılmasını istiyor ve hangi iddialarını doğrudan kanıtlarla destekleyebiliyor? Soruşturmayı farklı bir yöne çekmeye mi çalışıyor?

Uğur’un soruşturma kapsamında ifadesine başvurulması ve hakkında adli kontrol kararı verilmesi, ölümde sorumluluğunun kanıtlandığı anlamına gelmiyor.[11]

Aynı şekilde Kütahyalı’nın Uğur’un adını gündeme getirmesi de açıklamalarının bilinçli bir yönlendirme amacı taşıdığını tek başına göstermiyor.

Burada belirleyici olan, açıklamaların kimi işaret ettiği değil; hangi yeni bilgiyi ortaya koyduğu ve bu bilginin hangi delille doğrulanabildiği.

Adli Tıp Kurumundaki hırsızlık

Kozinoğlu’nun ölümünden sonra Adli Tıp Kurumunda bir hırsızlık yaşandı.

Kurumun 24 Kasım 2011 tarihli açıklamasına göre Kimya İhtisas Dairesindeki iki personele ait cüzdan çalındı. Kurum, Kozinoğlu’na ait örneklerin hırsızlığın gerçekleştiği ofisten ayrı, kontrollü bir laboratuvarda tutulduğunu; kamera kayıtlarında örneklere yetkisiz erişim saptanmadığını bildirdi. Örneklere müdahale edildiği iddiasını reddetti.[12]

Hırsızlık soruşturmasında bir şüphelinin gözaltına alındığı da haberleştirildi.[13]

Peki, bu soruşturma nasıl sonuçlandı?

Laboratuvara giriş kayıtları ve kamera görüntüleri muhafaza edildi mi?

Kozinoğlu’na ait örneklerin teslim ve saklama tutanakları, yeni soruşturma kapsamında yeniden incelendi mi?

Hırsızlığın gerçekleşmiş olması, örneklerin değiştirildiğinin kanıtı değildir. Ancak delillerin muhafaza kayıtlarının yeniden incelenmesi, bu konudaki kuşkuların somut veriler üzerinden değerlendirilmesini sağlayabilir.

Ölüm raporunu kimler hazırladı?

Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin ilk adli incelemenin nasıl yürütüldüğü, yeniden açılan soruşturmanın yanıtlaması gereken konulardan biri.

2026’da yayımlanan bir haberde, ölüm raporunda Bülent Şam ve Sermet Koç’un imzalarının bulunduğu ileri sürüldü. Aynı haberde, Koç’un otopsiye fiilen katılmadığı hâlde rapora imza attığı iddia edildi.[14]

Bu iddiaların açıklığa kavuşturulması için otopsi tutanağının ve nihai raporun imzalı asılları incelenmeli.

Otopsiyi fiilen hangi uzmanlar gerçekleştirdi?

Bülent Şam ve Sermet Koç hangi belgeleri, hangi görev ve yetkiyle imzaladı?

Sermet Koç otopsi sırasında hazır mıydı? Değilse imzası hangi aşamada düzenlenen belgede yer alıyordu?

İlk incelemede hangi toksikolojik testler yapıldı?

Ölüm nedenine ilişkin ilk kanaat hangi tıbbi bulgulara dayanıyordu?

Otopsiyi gerçekleştirmekle laboratuvar sonuçlarını değerlendirerek nihai raporu imzalamak farklı görevler olabilir. Bu nedenle bir uzmanın otopsiye katılmadan rapor imzaladığı iddiası, ancak belgenin türü ve imza yetkisi belirlendikten sonra değerlendirilebilir.

Şebnem Korur Fincancı’nın bu dosyayla bir ilişkisi var mıydı?

Ölüm raporunda adı geçtiği ileri sürülen Sermet Koç’un mesleki çevresine ilişkin tartışmalarda Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın adı da gündeme getirildi.

2020’de yayımlanan bir köşe yazısında Koç ile Fincancı’nın yakın arkadaş olduğu ileri sürüldü.[15] Ancak kişisel yakınlık iddiası, Fincancı’nın Kozinoğlu’nun otopsisine veya ölüm raporuna katıldığını göstermiyor.

Fincancı’nın Adnan Oktar soruşturmasının bazı sanıkları hakkında işkence iddialarına ilişkin tıbbi raporlar hazırladığı da kamuoyunda tartışıldı. Fincancı, bu raporları hazırladığını doğruladı; raporların sahte olduğu veya sanıkları korumak amacıyla düzenlendiği iddialarını reddetti.[16]

Peki, bu bilgiler Kozinoğlu dosyası bakımından ne ifade ediyor?

Fincancı’nın Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin adli incelemede herhangi bir rolü var mıydı?

Varsa bu rol hangi belgeyle ortaya konulabiliyor?

Sermet Koç ile yakınlığına ilişkin iddia doğru mu? Doğruysa bu ilişkinin raporun hazırlanmasına yansıdığına dair herhangi bir kayıt bulunuyor mu?

Fincancı’nın Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu yönündeki iddialar hangi somut delillere dayanıyor? Bu iddiaların Kozinoğlu’nun ölüm incelemesiyle doğrudan bir ilgisi kurulabiliyor mu?

Adnan Oktar dosyasında rapor hazırlamış olması, Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu veya Kozinoğlu’nun ölüm raporunu etkilediği anlamına gelmez. Bu nedenle farklı dosyalardaki faaliyetleri birbirine bağlayacak somut bir belge bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalı.

Burada araştırılması gereken, kişiler hakkındaki çağrışımlar değil; Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin incelemede kimin, hangi yetkiyle, hangi işlemi yaptığıdır.

Birbirinden bağımsız olaylar mı, ortak bir plan mı?

Kozinoğlu’nun ölümünden önceki ve sonraki süreçte farklı kurumlarda alınmış kararlar var.

Tutuklanmasına uzanan soruşturma.

Mahkemeye sunmak üzere hazırladığı savunma.

Cezaevindeki personel görevlendirmeleri.

Alarmın karşılanması.

Doktor eksikliği.

Ambulansın görev yerinden ayrılması.

Ölüm nedeninin belirlenmesi.

Adli Tıp Kurumundaki hırsızlık.

Bu olayların aynı dosya çevresinde bulunması, ortak bir planın varlığını tek başına kanıtlamıyor. Ancak aralarında bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılmasını da gereksiz kılmıyor.

Farklı kurumlarda görev yapan kişiler arasında, Kozinoğlu’na yönelik ortak bir amaç doğrultusunda kurulmuş bir eşgüdüm var mıydı?

Bu sorunun yanıtı, kişilerin aynı çevrelerden gelmesinde veya birbirlerini tanımasında değil; görev kararlarında, iletişim kayıtlarında ve somut eylemlerde aranmalı.

Doktorun yerine görevlendirme yapılmaması, ambulansın kampüs dışında bulunması ve alarmın karşılıksız kaldığı iddiası aynı zaman çizelgesine yerleştirilmeli.

Kim, hangi kararı, ne zaman aldı?

Bu kişiler arasında olaydan önce bir iletişim var mıydı?

Kararların her biri kendi başına açıklanabiliyor mu?

Yoksa aralarında belgelerle ortaya konabilecek bir bağlantı mı bulunuyor?

Birden fazla aksaklığın aynı ölümde bir araya gelmesi, koordinasyonu kanıtlamaz. Ama koordinasyon ihtimalinin hangi kayıtlarla sınanabileceğini gösterir.

Son söz

Kaşif Kozinoğlu, mahkemede savunmasını yapamadan öldü.

Ardında el yazısıyla kaleme aldığı notları ve yanıtlanmasını istediği soruları bıraktı.

On beş yıl sonra açılan dosyada şimdi yeni sorular var.

Koğuş kapısı neden geç açıldı?

Alarm karşısındaki davranışa ilişkin iddia doğru mu?

Ambulansta neden doktor yoktu?

Sağlık ekibi neden görev yerinde değildi?

İlk ölüm incelemesi hangi bulgulara dayanıyordu?

Ölüm raporunda kimlerin hangi sıfatla imzası bulunuyordu?

Raporu hazırlayan kişilerin dışında, incelemenin sonucuna etkide bulunan biri var mıydı?

Kozinoğlu’nun faaliyetlerinden rahatsız olduğu ileri sürülen çevrelerle, tutuklanmasına ve ölümüne uzanan süreçte görev alan kişiler arasında somut bir ilişki bulunuyor muydu?

Bütün bu soruların merkezinde tek bir mesele var: Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne giden süreçte yaşananlar birbirinden bağımsız mıydı, yoksa aralarında bugüne kadar ortaya çıkarılamamış bir bağlantı mı vardı?

Yanıt, peşinen kabul edilmiş bir cinayet anlatısında da bütün olayları baştan tesadüf sayan bir açıklamada da bulunamaz.

Yanıt, kayıtlarda.

Ve o kayıtların eksiksiz incelenmesinde.


DİPNOTLAR VE KAYNAKLAR

[1] Alican Uludağ, “Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Doğal ölüm mü cinayet mi?”, Deutsche Welle Türkçe, 9 Eylül 2026. İlk ölüm incelemesi, 2012’deki takipsizlik kararı, dosyanın 26 Ağustos 2026’da yeniden açılması ve Kozinoğlu’nun savunmasına ilişkin bilgiler.

[2] Kaşif Kozinoğlu, Kaşif Kozinoğlu’nun Mezara Götürmediği Sırlar – El Yazıları Tıpkıbasım, Aydınlık Yayınları, 2012. Bu bölümde aktarılan görüşler Kozinoğlu’nun kendi iddialarıdır; bağımsız olarak doğrulanmış kurum tespitleri olarak sunulmamıştır.

[3] Alican Uludağ, “Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Doğal ölüm mü cinayet mi?”, Deutsche Welle Türkçe, 9 Eylül 2026. Altaylı’ya atfedilen mektuplar, gardiyanın alarm sırasındaki davranışına ilişkin iddia ve sonraki hareketleri haberleştirilmektedir. Mektupların tam metni ile alarmın özgün görüntüleri bu yazı için bağımsız olarak incelenememiştir.

[4] Alican Uludağ, “Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Savcılık neleri araştırıyor?”, Deutsche Welle Türkçe, 18 Eylül 2026. Haberde olayın zaman çizelgesi ve acil yardım çağrısına ilişkin kayıtlar ele alınmaktadır.

[5] Alican Uludağ, “Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri’deki son anlarında ne yaşandı?”, Deutsche Welle Türkçe, 15 Eylül 2026. Sağlık çalışanlarının ifadelerine dayanan doktor eksikliği ve ambulans ekibinin olay sırasındaki konumuna ilişkin bilgiler.

[6] Anadolu Ajansı, Kasım 2011, Sağlık Bakanlığının Kozinoğlu’na müdahale sürecine ilişkin açıklamasını aktaran haber. Cezaevi sağlık merkezindeki hekime olayın bildirilmediği yönündeki açıklama, ambulans ekibinde doktor bulunmaması konusundan ayrı değerlendirilmelidir.

[7] Yeni Asır, “Kaşif Kozinoğlu davasında savcılık gizemli e-postanın peşinde”, 14 Eylül 2026. 27 Nisan 2012 tarihli ihbarın içeriği ve avukatların başvurusu. İhbarın içeriği doğrulanmış ölüm nedeni olarak aktarılmamıştır.

[8] “Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Savcılık neleri araştırıyor?”, Deutsche Welle Türkçe, 18 Eylül 2026. Kozinoğlu’na verilen ilaçların ve ölüm nedeninin yeniden araştırılmasına ilişkin bilgiler.

[9] “Kozinoğlu’nun ölümü: Kurtlar Vadisi senaristleri ifade verdi”, Deutsche Welle Türkçe, 14 Eylül 2026. Senaristlerin bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerine başvurulması; dizideki tehdit sahnesinin 10 Kasım, ölüm sahnesinin 8 Aralık 2011’de yayımlanması.

[10] Rasim Ozan Kütahyalı’nın Eylül 2026’da Kozinoğlu, Kurtlar Vadisi ve Hasan Atilla Uğur hakkında yaptığı açıklamalara ilişkin haberler. Kozinoğlu’nun raporundaki ilgili pasaj ve Kütahyalı’nın açıklamasının özgün kaydı bu yazı için bağımsız olarak karşılaştırılamamıştır. Bu nedenle bölümde aktarılan bağlantı, doğrulanmış bir istihbarat tespiti değil, Kütahyalı’nın iddiasıdır.

[11] Demirören Haber Ajansı, “Kaşif Kozinoğlu soruşturmasında Hasan Atilla Uğur’un ifadesi ortaya çıktı”, 19 Eylül 2026; Habertürk, “Kozinoğlu soruşturmasında Hasan Atilla Uğur’un ifadesinde hap, bardak ve kamera kayıtları soruldu”, 19 Eylül 2026. Uğur’un ölüm günü yaşananlara ilişkin anlatımı ve kendisine yöneltilen sorular haberleştirilmektedir. Bunlar soruşturma kapsamında aktarılan ifadelerdir; kesinleşmiş mahkeme tespiti değildir.

[12] Adli Tıp Kurumu, 24 Kasım 2011 tarihli basın açıklaması. Kurum hırsızlığı doğrulamış, Kozinoğlu’na ait örneklere müdahale edildiği iddiasını reddetmiş ve örneklerin korunmasına ilişkin tedbirleri açıklamıştır. Kurumun basın açıklamaları

[13] Anadolu Ajansı, “Hırsızlık olayında bir gözaltı”, 24 Kasım 2011. Gözaltı haberi, soruşturmanın nihai sonucuna ilişkin bilgi içermemektedir. Haberi oku

[14] Bold Medya, “Kozinoğlu muamması: Kalp krizi raporuna kimler imza attı?”, 12 Eylül 2026. Bülent Şam ve Sermet Koç’un imzalarına ve Koç’un otopsiye katılımına ilişkin iddiaların haber kaynağıdır. İmzalı otopsi tutanağı ve nihai raporun asılları bu yazı için bağımsız olarak doğrulanmamıştır. Haberi oku

[15] Aydınlık, “Kumpasın adli tabibinin Kozinoğlu cinayetindeki rolü”, 2020. Sermet Koç ile Şebnem Korur Fincancı arasındaki yakınlığa ilişkin iddianın kaynağıdır. Köşe yazısındaki değerlendirmeler, Fincancı’nın Kozinoğlu’nun ölüm incelemesine katıldığını veya raporu etkilediğini gösteren bağımsız belge değildir. Yazıyı oku

[16] T24, 2024, Şebnem Korur Fincancı’nın Adnan Oktar soruşturmasının bazı sanıkları hakkında hazırladığı işkence raporlarına yönelik iddialara verdiği yanıtı konu alan haber. Fincancı, raporları sahte düzenlediği iddiasını reddetmiştir. Bu haber, Fincancı’nın Kozinoğlu dosyasında rol aldığına veya Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğuna ilişkin delil sunmamaktadır. Haberi oku