Yıllarca okumasını, çalışmasını, dürüst olmasını öğütlediğimiz genç üniversiteyi bitiriyor.

Diplomasını alıp iş aramaya başlıyor. Şanslıysa buluyor da. Sabahın köründe kalkıp işe gidiyor, akşam yorgun argın dönüyor. Ay sonunda eline geçen maaştan kirayı, faturaları, mutfak masrafını çıkardığında geriye kalan parayla bir hayat kurmaya çalışıyor. Olmuyor.

Evlenmek istese ev tutamıyor. Ev tutsa eşya alamıyor. Çocuk sahibi olmayı düşünse geçim hesabının içinden çıkamıyor. Çalışıyor, kazanıyor ama ailesinden bağımsız bir hayat kurabilmek için yıllarca beklemek zorunda kalıyor.

Akşam televizyonu açıyor. Karşısında pahalı otomobillere binen, etrafında silahlı adamlar dolaştıran, herkesin önünde eğildiği mafya babaları. Bir bakışlarıyla insanları susturuyor, bir telefonla milyonları yönetiyorlar. Üstelik kimi zaman adalet dağıtan kahramanlar olarak sunuluyorlar.

Sosyal medyada da manzara farklı değil. Lüks villalar, pahalı saatler, kaynağı belirsiz servetler... Bir gecede kazanıldığı söylenen paralar, bir ömürde elde edilemeyecek zenginlikler.

Bir tarafta yıllarca çalışarak ulaşamadığı hayat, diğer tarafta nasıl kazanıldığı sorgulanmadan alkışlanan servetler.

Sonra dönüp aynı gence sabretmesini, kanaat etmesini söylüyoruz.

Neye kanaat edecek? Kirasını ödeyebildiğine mi, ay sonunu borçlanmadan getirebildiğine mi?

OECD'nin 2026 yılında yayımladığı Education at a Glance raporuna göre Türkiye'de 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 27,1'i ne eğitimde ne de istihdamda. OECD ortalaması yüzde 12,9. Aradaki fark iki kattan fazla.

Bu gençlerin hepsi işsiz değil. İş arayıp bulamayanlar, eğitimini yarıda bırakanlar, ev içindeki bakım sorumlulukları nedeniyle çalışma hayatına katılamayanlar var. Özellikle genç kadınların durumu daha ağır.

Bir de eğitimini tamamlayıp çalışmasına rağmen ekonomik bağımsızlığını kazanamayanlar bulunuyor. Diplomaları var, işleri var ama geleceklerini kurabilecekleri birikimleri yok.

Türkiye'de gençlerin karşı karşıya kaldığı tabloyu yalnızca işsizlik rakamlarıyla açıklamak bu yüzden mümkün değil. Ücretlere, gelir dağılımına, barınma maliyetlerine ve eğitimle istihdam arasındaki ilişkiye de bakmak gerekiyor.

TÜİK verilerine göre 2025 yılında ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 26'ya, erkeklerde 28,5'e yükseldi. Elbette evlilik yaşındaki artışın tek nedeni ekonomi değil. Eğitim süresi uzuyor, insanların tercihleri değişiyor. Ancak geçimini sağlamakta zorlanan bir gencin evlilik kararını ertelemesini yalnızca bireysel tercihle açıklayabilir miyiz?

Bir evin kirası, depozitosu, eşyası, faturaları derken iki insanın birlikte yaşama kararı başlı başına bir maliyet hesabına dönüşüyor.

Gençlerden aile kurmalarını, çocuk sahibi olmalarını beklerken bunun ekonomik karşılığını pek konuşmuyoruz.

Öte yandan tüketim kültürü bütün ihtişamıyla büyümeye devam ediyor. Reklamlarda, televizyon dizilerinde, sosyal medyada aynı hayat pazarlanıyor. Daha pahalı otomobiller, daha büyük evler, daha gösterişli tatiller...

İnsanın değeri giderek ne bildiğiyle, ne ürettiğiyle değil, neye sahip olduğuyla ölçülüyor. Servetin kaynağından çok nasıl sergilendiği önem kazanıyor. Parası olanın sözü dinleniyor, güçlü olanın haklılığı daha az sorgulanıyor.

Organize suç örgütlerinin gençlere sunduğu vaatlere bakınca aynı anlayışın izleri görülüyor.

Para, güç, lüks yaşam, itibar...

Anadolu Ajansının Şubat 2026'da yayımladığı, savcılık iddianamelerine dayanan araştırmalarda Daltonlar ve Casperler gibi suç örgütlerinin çocukları sosyal medya üzerinden bu vaatlerle hedef aldığı anlatılıyor.

Temmuz 2026'da İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre 52 ilde düzenlenen operasyonlarda, sosyal medya üzerinden suç örgütlerine eleman kazandırmaya veya tetikçi temin etmeye yönelik paylaşımlarda bulunduğu tespit edilen 216 şüpheli yakalandı.

Suç örgütleri artık yalnızca sokak aralarında eleman aramıyor. Çocukların ellerindeki telefonlardan evlerine giriyor. Gösterişli otomobilleri, silahları, paraları sergileyerek onlara bambaşka bir hayat vaat ediyor.

Oysa o hayatın görünmeyen yüzünde örgüt adına suç işleyen, yakalanan, hapse giren, öldürülen çocuklar var. Örgüt yöneticileri lüks otomobillerine binerken onların adına silah taşıyan çocuklar cezaevlerine ya da mezarlıklara gidiyor.

Yoksulluğun insanı suçlu yaptığı gibi bir iddiada bulunmak mümkün değil. Ekonomik sıkıntı yaşayan milyonlarca genç dürüstçe çalışıyor, okuyor, ailesine destek oluyor. Mafya dizisi izlemek de kimseyi kendiliğinden suçluya dönüştürmüyor.

Ancak suç örgütlerinin ekonomik sıkıntıları, aidiyet arayışını ve güç sahibi olma isteğini kullandığı ortada. Bu nedenle yalnızca suç işlendikten sonra alınan önlemleri değil, çocukların o örgütlerle nasıl karşılaştığını da sorgulamak gerekiyor.

Bir çocuğun eline silah geçtiğinde onu kimin verdiğini araştırıyoruz. Peki o çocuğun neden silah taşıyan birinin yanında kendisine gelecek aradığını ne kadar araştırıyoruz?

Okuldan kopuş, aile içindeki sorunlar, yoksulluk, mahalledeki suç ilişkileri ve sosyal medyadaki örgüt propagandası birbirinden bağımsız değil. Bunların her biri farklı ağırlıklarla aynı çocuğun hayatında bir araya gelebiliyor.

Suçla mücadeleyi yalnızca operasyon sayılarıyla değerlendirmek bu nedenle eksik kalıyor. Eğitimden uzaklaşan çocukların yeniden okula kazandırılması, gençlerin meslek edinmesi, nitelikli işlere ulaşması ve ailelerin desteklenmesi de aynı mücadelenin parçası olmak zorunda.

Üstelik gençlerin yaşadığı çıkmazı yalnızca suç örgütlerine katılan çocuklarla sınırlamak da mümkün değil.

Çalışmasına rağmen geçinemeyen, ailesinden ayrı yaşayamayan, evliliği erteleyen, birikim yapamayan, geleceğini başka ülkelerde arayan gençler de bu tablonun içinde.

Bir toplumun geleceği yalnızca kaç gencin iş bulduğuyla ölçülemez. O işin karşılığında nasıl bir hayat kurabildikleri de önemlidir.

Bugün gençlerden sabretmelerini, daha çok çalışmalarını, harcamalarını kısmalarını istiyoruz. Fakat yıllarca çalıştığı hâlde bir evin kirasını karşılamakta zorlanan insana kanaat öğütlemek, ekonomik sorunlarına çözüm üretmiyor.

Dürüstlükten söz etmek de tek başına yeterli değil. Dürüstçe çalışan insanların emeklerinin karşılığını alabileceği koşulları oluşturmak gerekiyor.

Bir yandan emeği yüceltip diğer yandan kaynağı belirsiz servetlere hayranlık duyan bir toplumun gençlerine verdiği mesaj açık değil. Çalışarak ulaşamadıkları hayatı, suç örgütlerinin vitrininde görüyorlar.

Bu, bütün gençlerin o vitrinin peşinden gideceği anlamına gelmiyor. Ancak o vitrini cazip kılan koşulları görmezden gelmek de sorunu ortadan kaldırmıyor.

Gençliğin geleceğini konuşacaksak yalnızca suç örgütlerinin çocukları nasıl kullandığını değil, eğitimden ekonomiye kadar hangi alanlarda onları koruyamadığımızı da konuşmalıyız.

Çünkü bir gencin geleceği, eline silah verildiği gün kararmaya başlamıyor. Bazen çok daha önce, okuyarak ve çalışarak kendi hayatını kurabileceğine duyduğu güveni kaybettiğinde kararmaya başlıyor.

Gençliğin geleceğine kimin çöktüğünü sorarken, o geleceğin nasıl bu kadar savunmasız bırakıldığını da sorgulamak gerekiyor.