Her şehrin görünmeyen bir ruhu, her ruhun da o kentin sinesine sunduğu gizli abideleri vardır. Türk edebiyat haritasında sıradan bir taşra durağı olmanın fersah fersah ötesine geçen Kahramanmaraş; kendi edebi ekolünü doğurmuş, unvanını küresel ölçekte mühürlemiş müstesna bir UNESCO Edebiyat Şehri’dir. Bu kadim topraklar; kelimeleri birer mücevher titizliğiyle işleyen gönül mimarlarının, ariflerin ve şairlerin ocağıdır.

İşte Mesut Bilginer’in kaleme aldığı “Divane Yazılar”, bu ulu edebi nehrin günümüzdeki en sahici, en berrak ve gür sesiyle akan kollarından biri olarak okurun gönül hanesine konuk oluyor. Eser; yazarın bir ömür boyu damıttığı birikimi, kent hafızasını ve Anadolu irfanını estetik bir süzgeçten geçirerek sunan nadide bir tefekkür meyvesidir.

Mesut Bilginer’in “Divane Yazılar”I Üzerine… (1)

Sokağın Sesinden Hakikat Mücadelesine

Mesut Bilginer; akademinin soğuk duvarları arasında sıkışıp kalan kuramsal metinlerin aksine, sokağın diri sesini, esnafın alın terindeki helal coşkuyu, tekkelerin asil sükûnetini ve üniversite koridorlarındaki entelektüel çırpınışları ölümsüz birer edebi vesikaya dönüştürür.

Bizi kelimelerin kutlu ağırlığını omuzladığı o mütevazı “sanal kulübesine” davet eden yazar; merkezin üstenci, nevrotik ve oryantalist kibrine mukabil, taşrayı Anadolu’nun tefekkür ve hikmet havzası olarak yeniden göreve çağırır. Kitabın sayfaları arasında ilerledikçe; Divanlı Mahallesi’nin cumbalı evlerinden süzülen çocukluk neşesini, Maraş ağzının dil arkeolojisindeki o zengin hazinesi olan "ellaham" ve "alâim-i sema" terkiplerini ciğerlerinize çekersiniz. Debbağlar Deresi’nde Nevfel Usta’nın geniz yakan kesif kokuları arasında fışkıran hilesiz bilgeliği karşısında bir ömür boyu taşınacak mahcubiyet ahlâkını devşirir; otobüs durağında ağır üzüm sepetleriyle kalakalmış Pamuk Nine’nin erenlere havale ettiği o berrak tevekkülüne huşû ile şahitlik edersiniz.

İdeolojik Zırhları Kıran Bir İrfan Duruşu

28 Şubat’ın karanlığında "Dinci", milli değerleri kuşandığında "Faşist", emekçinin hakkını gözettiğinde ise "Sosyalist" yaftasıyla karşı karşıya kalan Bilginer; tüm dar ideolojik kalıpları elinin tersiyle iter. O, "Ben ondan üstünüm" kibir cümlesinin fikrî mülkiyetinin şeytana ait olduğunu bir kez daha hatırlatır. Akademi koridorlarını saran cemaat taassubunu ve kabileleşme yarışını Hz. Peygamber’in kucaklayıcı sünnetiyle reddederek, talebelerine tek bir çağrıda bulunur: “Korkmadan ve eleştirerek okuyun.”

Bu eser; dünyayı kendi dar klanının penceresinden seyreden yarı aydınlar ya da "izm"lerin deli gömleğini giymiş müteassıp zümreler için kaleme alınmamıştır. Aksine bu kitap; kuru rakamlara mahkûm sanılan Muhasebeye Giriş dersinde sömürüyü, emeği ve Karl Marx’ın Artık Değer Teorisi’ni anlatan; iktisat ile edebiyat arasında köprüler kuran, 28 Şubat’ın o en zifiri günlerinde fişleme baskılarına esnaf lokantası kültürüyle direnen özgün bir akademisyenin hafıza atlasıdır.

Mesut Bilginer’in “Divane Yazılar”I Üzerine… (2)

Kültürel Direniş ve Kentin Kadim Hafızası

“Divane Yazılar”, bir yönüyle Ankara’nın bürokratik dehlizlerinde yükselen "boşuna uğraşma" çığlıklarına ve statükocu dayatmalara rağmen kurulan Kahramanmaraş Teknokent’in inatçı kuruluş destanıdır. Diğer yönüyle, Fransız işgalinin yangınlarında sırlanan Maraş Mevlevîhânesi’nin ve asırlık semazen geleneğinin tam bir asır sonra yeniden uyandırılma davasıdır.

Kitapta yer alan ve Salkım Söğüt dergisinin 34. sayısında da yankı bulan “Uzaklığın Ontolojisi: İnziva Coğrafyası ve Taşra Estetiği” başlıklı metin, eksiksiz bir düşünce ziyafetidir. Kant’ın estetik dünyasından Heidegger’in kulübesine, Yedi Güzel Adam’ın eylem ocağından Maraş’ın yaşayan ulu çınarlarına uzanan bu tahlil; coğrafyayı kadere, kaderi ise evrensel bir estetik çığlığa dönüştürür. “Varlığın İdrâki ve Medeniyet Tefekkürü” başlıklı bölümde ise okur, tefekkür ve teşekkür medeniyetinin derinliklerinde seyre dalarken “Askıda İrfan” geleneğinin samimi teklifiyle sarsılır.

Anadolu’dan Çağa Yükselen Hür Bir Münevver Çığlığı

Dijital çağın getirdiği yüzeyselliğe, hız bağımlılığına ve ideolojik sığlıklara karşı sabrı, şükrü, kifaf-ı nefsi ve mûsıkînin asil dehasını siper eden Mesut Bilginer; alelade bir hatıratın çok ötesinde bir başyapıt sunuyor.

“Divane Yazılar”; çoraklaşan modern dünyaya karşı Anadolu’nun kalbinden yükselen sahici, hür ve sarsıcı bir münevver haykırışıdır. Kelimelerin kutsal ağırlığını hissetmek ve hayata dair tehennili bir zarafet arayan tüm okurlar için kütüphanelerin başköşesini hak eden müstesna bir kaynak.

Mesut Bilginer’in daha önce okurla buluşan “Divane Şiirler” eserinin ardından kaleme aldığı bu “Divane Yazılar”ın da edebi derinliği ve özgünlüğüyle gönüllerde taht kuracağına inanıyorum. İlk olarak şimdilerde Kahramanmaraş Kitap Fuarı’nda okurlarıyla kucaklaşan bu kıymetli eserin, edebiyat yolcularına ilham olması dileğiyle…

Kitap Ağacı Yayınları etiketiyle neşredilen “Divane Yazılar” kutlu ve bereketli olsun.