Osmaniye’deyiz. Yağmur’un konuğuyuz. Damadımız Mustafa Antalya’da seminerde. Biz de birkaç günlüğüne Osmaniyeli’yiz. Osmaniye’ye geldik. Osmaniye’de epeydir yazmayı düşündüğüm “Bey Mayıl”ı gündeme aldım. Öyküsünü, daha doğru söyleyişle efsanesini inceledim. Halayını izledim. İzlenimlerimi sizinle paylaşmaktır muradım. Buyrun: Yanık bir türküdür. Bir baraktır Bey Mayıl. Yürek dağlayıcı bir ağıttır. Hele hele Asım Kuzuluk yorumluyorsa alır sizi götürür bir yerlere. Osmaniye yöresinde halaylıdır. Hem barak, hem halay iç içedir. Halaya duranlar “Teeyy! Teeyy! Teeyyy!.. Ahooo! Ahooo!...” narasıyla başlarlar halaya. Davul zurna eşliğinde çekilen halayı seyredenler safa bulur. Şimdi barakla başlayalım. Sonrasında hikayesine geçeriz: Aman bir ay doğmuş ilk akşamdan geceden Şavkı vurmuş pencereden bacadan Aman uykusuz mu kaldın Bey Mayıl’ım amman Dünkü geceden, geceden Uyan Bey Mayıl’ım uyan Gadan ben alim, kölen ben olim Aman Mayıl ne yatarsın Korku dağında Bülbülller ötüşür seher çağında Aman gel bir sefa sürek Bey Mayıl’ım amman Baban bağında, bağında Uyan Bey Mayıl’ım uyan Gadan ben alim, kölen ben olim Mayıl sensin de beni dizin dizin yörüden Duz goyup da yaralarım eyiden Aman şimdi baban duyar da Bey Mayıl’ım Asker salar geriden,geriden Uyan Bey Mayıl’ım uyan Gadan ben alim, kölen ben olim Ah yaşa Mayıl yaşa sen binler yaşa Neçe işler gelir Mayıl'ım sağ olan başa Aman bir su veren yok mu Bey Mayilim, Abu Güneş'e, Abu Güneş'e Uyan Bey Mayıl’ım uyan Gadan ben alim, kölen ben olim “Uyan Bey Mayıl’ım!” feryadıyla bizleri dilhun eden bir civan. Abu Güneş’tir. Rivayet edilir ki bir padişah kızıdır Abu Güneş. Çocuğu olmayan komşu ülkenin padişahı, Abu Güneş’i ister mevkidaşından. Padişah babası Abu Güneş'i vermez. Harp olur, darp olur. Abu Güneş’i alamayan padişah bir portresini yaptırıp bir odaya kilitler. Abu Güneş ismini de yasaklar. Bu padişah bir gün vezirini yanına alır. Elde demir asa, ayakta demir çarık tebdil kıyafet Allah’ı aramaya çıkarlar. İkisinin de çocuğu yok. Allah’ı bulup sebebini soracaklar. Sözü uzatmayalım. Bunlar bir yerde dinlenirken ak sakallı bir pir gelir. Bunlara bir elma verir. Padişaha der ki: -Bu elmayı soy. Kabuğunu atına yedir. Elmayı da ikiye böl. Yarısını hanımın yesin, yarısını da sen ye. Çocuğunuz olur. Adını ben koyacağım çocuğun. Beni bekleyin. Gerçekten de padişahın karısı dokuz ay on gün sonra nur topu gibi bir oğlan doğurur. Çocuk büyür. Koşup oynar. Adı yok. Bir gün babasına sorar: -Baba herkesin bir adı var. Neden benim yok? Padişah da bir şölen yapar. Oğluna ad koyduacak. Şölen esnasında ak sakallı pir çıkagelir. Oğlanın elinden tutar. Çocuk şaşırmıştır. Melil melil bakmaktadır. Pir, padişaha çıkışır: -Ben sana demedim mi ben gelmeden adını koyma diye? Çocuğa döner. -Sen de ne bakıyorsun mayıl mayıl?.. der. Ortalıktan kaybolur. Herkes şaşkındır. İlk şaşkınlık geçince şölene katılanlar bunda bir hikmet arayıp şu sonuca varırlar: -Bu ak sakallı pir, Hızır’dır. Çocuğun adını da “Mayıl” koydu. Bey Mayıl büyüyüp erginlik çağına gelince Abu Güneş’in portresini görür. Aşık olur. Padişah baba duyunca oğlunun gözlerini oydurup cebine koyar ve Kurtkuş dağına gönderir. İster ki orada kurda kuşa yem olsun Bey Mayıl. Ben özetlemeye çalışıyorum da ister istemez ayrıntılara giriyorum. Bağışlayın beni. Hızır gelir. Bey Mayıl’ın gözlerini yerine koydurur. Eliyle sıvazlayıp iyi eder. Atına bindirir. Uça kaça Korku dağına gelip konarlar. Hızır bir koşu gider. Abu Güneş’i alır getirir. Hızır'la Abu Güneş'in geldiğini gören Bey Mayıl işi uykuya vurur. Bir gözü kapalı, bir gözü açık. Tilki uykusu... Abu Güneş derinden bir ah çekip başlar: "Aman Mayıl ne yatarsın Korku dağında?.." Abu Güneş'in yana yakıla söylediği değşeti dinler Bey Mayıl sonuna kadar. Sonra kalkar yerinden. Sarılırlar. Bunlar murat alıp murat verirler. Benden bu kadar dostlar. Fazlasını merak edenlere bir tadımlık oldu. Bu kadarı yeter.