Türkiye’de ortalama 10 yılda bir adeta otomatiğe ayarlanmışçasına Türkiye’nin önünü kesmeye yönelik darbeler niçin yapılıyordu? Bu askeri darbeler durup dururken askerler tarafından mı yoksa dış güçlerin (ABD,İngiltere, Fransa vb) siparişiyle bizden bildiğimiz askerlerimize mi yaptırılıyor du?
Türkiye’de askerî darbelerin kronolojik sıralaması halkımız hafızasında iyice yer yapsın diye tekrar vermek istedim: 27 Mayıs 1960 (Doğrudan askerî darbe), 12 Mart 1971 (Askerî muhtıra), 12 Eylül 1980 (Doğrudan askerî darbe), 28 Şubat 1997 (Askerî baskıyla gerçekleşen, “postmodern darbe”), 27 Nisan 2007 (Askerî e-muhtıra) ve 15 Temmuz 2016 (Başarısız askerî darbe girişimi)
Askeri darbe (12 eylül 1980) gerçekleştiğinde Adana Erkek Lisesi (AEL) 1.sınıfa yeni başlamıştım. O yıllarda yaşadıklarımız bende ağır travmalara neden olmuştur. Erkek lisesinde 4 giriş kapısı vardı ikisi kapatılmış ikisinde de zırhlı askeri araçlar, kapıda nöbetçi silahlı askerlerin kimlik kontrolleri ile okula girerdik. Evimizde gece uyurken saatin 3’ünde 4-5 silahlı askerin içeri girmesi ve benim uykulu halimle yaşadığım şoku anlatmak mümkün mü? Sabah olunca öğrenebildik mahalledeki tüm evlere bu şekilde baskın düzenlemişler…Okulda onlarca öğrenciler bir günde hapse atılıp eğitim hayatlarına son vermişlerdir. Adaletin darbeciler tarafından nasıl askıya alındığına milletçe şahit olduk. Bu darbenin ardında 46 yıl geçmesine rağmen o günkü sıkıntılar hala dün gibi zihnimde yer etmiş liseli bir gençteki travmasına bakın!
Şehrin merkezinde mahallerimizde can güvenliğimiz kalmamıştı. Toplumun her kesiminde bir bölünmüşlük vardı. Adeta kardeş kardeşe düşürülmüştür. Sadece mahalleler, sokaklar, kahvehaneler değil toplum adeta sağı-solcu diye ikiye bölünmüştü. Bir gün ülkücülerin kahvehanesi bir gün solcuların, kahvehanesi silahlarla taranıyordu? Bir gün komünistler bir gün sağcılardan ölüm haberleri geliyordu. Adana’nın mahallelerinde akşamları sağcıların yoğun olduğu mahalle caminin şerefesinden solcuların yoğun olduğu mahalle üzerine şarjörlerin boşaltıldığı, ertesi gün solcuların cami şerefesinden sağcıların mahallesi üzerine şarjörlerin boşaltıldığı günler, bir gün ülkücülerin sokağında faili meçhul infaz bir gün solcuların sokağında faili meçhul infazların tarvması hala zihnimdedir. Sağ-sol fraksiyonu insanların hücresine kadar öyle enjekte edilmiş zehirdi ki mahallemizde bir aileden iki kardeşten biri ülkücülerin diğeri solcuların safında yer almış sonra bu kardeşten biri öldürülmüştü. Ne acı bir tabloydu…Yüzbinlerce gençler o dönemde heba edilmişti.
Her gün siyah-beyaz TV kanalında, Radyoda kardeş çatışmaları ölüm haberleri veriliyordu… Türkiye’nin basılı medya organlarında manşetlerde “Anarşik olaylarda 25 kişi öldü”, “Ocak'tan Eylül'e Anarşi Raporu: 8 ayda 1606 ölü”, “Demirel'in 170 günlük iktidarında 1361 kişi öldü”, “Terör eylem için pilot iller seçti”, Darbeye 2 gün kala Hürriyet'te S. Tanjun imzalı “Lider” başlıklı bir araştırma yazı dizisi yayımlanmaya başladı. Yazıda güçlü, kararlı ve ülkeyi krizden çıkarabilecek bir lider profili tartışılıyordu. Basın da darbeye ön hazırlık yapıyordu ne yazık değil mi?
Peki Türkiye’de millet böylesine bir kaotik ortama sürüklenirken Asker ve Polis güvenlik güçlerimiz ne yapıyordu? Siyasi liderler etrafında kendilerine ve millete kurulan kumpastan habersiz her gün tek kanallı TV kanalında birbirleriyle siyasi çekişme içindeydi. Hükümet ve muhalefet tüm enerjisini siyasi polemiklere harcıyordu, ABD gibi emperyal ülkelerin hegemonyasına girmiş sağ iktidarın karşısında olan her cenahtan medya-asker-entelektüel ve iş insanları gönüllü olarak Türkiye üzerindeki bu karanlık senaryonun figüranları ve piyonlarıydı.
12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin demokrasi, insan hakları, hukuk, eğitim, siyaset ve ekonomi alanlarında en ağır sonuçlar doğuran müdahalelerinden biridir. Darbe sonucunda yalnızca seçilmiş hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi devre dışı bırakılmamış; toplumun geniş kesimleri üzerinde uzun yıllar devam eden siyasal, sosyal ve psikolojik baskı meydana gelmiştir. TBMM kayıtlarında 650 bin kişinin gözaltına alındığı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, 210 bin dava açıldığı ve bu davalarda 230 bin kişinin yargılandığı belirtilmektedir. Tük milletin her kesimine büyük bir gözdağı verilmiştir. Milletin geleceği ve istikbaline büyük bir hipotek konulmuştur.
Özgürlüğün ve demokrasinin timsali geçinen o zamanki basın haberlerine bakar mısınız! “Ordu Yönetime El Koydu”, “Silahlı Kuvvetler Yönetime El Koydu” Hiçbiri demokrasiye darbe diyemedi! İnsan haklarına veya özgürlüğe müdahale diyemedi, Oysa Avrupada böyle durum olsa oradaki basın tamamen bunların zıttı manşetlerle darbeye karşı ses yükseltirlerdi..
Üniversite döneminde de darbenin etkilerini yaşamaya devam ettik, Öyleki Atatürk üniversitesi Huzurun ve bilimin başkenti konumunda olan üniversitemizde de bazı haksızlıklara şahit olduk. Bazı hocalar türbanlı veya tesettürlü arkadaşlarımızı dersten çıkardıklarında bizde bu mazlum kardeşlerimize destek olmak için amfileri, derslikleri boşaltıyorduk.
Çukurova üniversitesinde yüksek lisans yaparken kılık-kıyafetinden dolayı derslere alınmayan arkadaşlarımız vardı. Mobbinge uğrayan öğretim üyelerine şahit olduk.
Niğde Üniversitesinde 1996 yılında Öğr.Gör. olarak göreve başladığımda burada da kılık-kıyafetlerinden dolayı mağdur olan insanlara rastladım. Konyalı bir Öğretim üyesi arkadaşımız sakallı diye o fakültenin yönetimince ihraç edilmiştir. Oysa bunda 4 yıl öncesinde Çukurova Üniversitesinde Yüksek Lisans yaparken bir Öğretim üyesi hocamızda aynı şekilde sakal bırakmıştı ama ona herhangi bir şey yapılmamıştı. Nedenine bakın! Bu hoca Fidel Castro’yu taklit ediyordu ve Bölüm binasında biralar, viskiler içerdi….Yani komünist lideri taklit edersen sorun yok ama inancın gereği yaparsan ihraçsın….Şu zulme bakın! Böyle vakaları nüfusun %99’u Müslüman ülkede yaşattılar!!!.Öğretim görevlisi olarak atandığımda öğrenci iken yaşadığım zulümler hala devam ediyordu. 6-8 tane türbanlı öğrencim vardı ben bu öğrencilere eğer bu şekilde derse girerseniz ben de sizlerde ihraç olursunuz dedim, çünkü YÖK’ün her yerde jurnalcileri vardı, ama sizleri de mağdur etmeyeceğim dedim. Derse girmek istediğinizde peruk takalım hem siz mağdur olmayın hem de ben mağdur olmayım dediğimde öğrencilerim hak verdi ve mezuniyetlerini gördüğüm için çok mutlu oldum….Bakın 20 yıl geçmiş hala darbenin mağduriyetlerine ve mağdurlarına şahit olduk. Peki sonrasında bitti mi? Hayır bu cuntacılar yani darbeciler 1982 anayasasıyla kendilerini ölünceye kadar dokunulmaz kılmışlar…. (Devamı yarın)