Hepimiz Firavun ile Hz. Musa (as)arasındaki hak ve batıl savaşını duymuşuzdur, hata filimler bile çekildi. Musa (as) Allah’ın emri ile Firavun’a gider, en güzel sözlerle O’nu hakka davet eder, O’nun da gönlü bir ara yumuşamasına rağmen, veziri Haman’ın etkisi ile Hak’ka davete hayır der...

İnsan kâinatın çekirdeği hükmünde olduğuna göre, kâinatta ne olmuş veya olacaksa, insanda da benzer savaşlar olacaktır. Bu bakış açısından yola çıkarsak; her birimizin içinde Hakk’ı savunan bir Musa olduğu gibi bir de karşısında duran Firavun vardır.  

Anlaşılacağı üzere nefsimiz tıpkı Firavun gibidir, iman, kalp, ruh veya vicdan ise Musa (s.a) gibi bizi doğru yola çeker, iyiliği emredip, kötülükten uzaklaştırır.

Sadece bu hadise Musa ve Firavun arasında değildir elbette, Hz. İbrahim ile Nemrut arasında, Efendimiz ile(sav) Ebu Cehil arasında ve daha nice peygamberlerin hayatlarında benzer mücadeleler görürüz.

O dönemin insanları da şimdikiler gibi ‘güçlünün’ yanında yer almış, bir kısmı da ‘Hakk’ın’, haklının, adaletin, barışın, paylaşmanın yanında yer almışlardır.

Bir kısa hikâye daha hatırlatıp, sonra konumuza girelim.

Ünlü İslam Komutanı Halid bin Velid’i de bilirsiniz. Önce İslam ordularının karşısında savaşırken, sonra bir savaş anında gönlüne iman düşerek, şehadet kelimesi bile çekmeden İslam ordusunun yanına geçer böylece tarafını belli eder. Demek ki sözden daha çok eylem önemli ve insan mutlak tarafını belli etmesi gerekiyor.

TARAFIMIZ YA DA KIBLEMİZ

İnsanlar ya Müslümandır ya kafirdir ya da münafıktır. Yani ya hak, hukuk, adalet, eşitlik, insan hakları ve paylaşmaktan yanadır, ya da sömürenlerin yanındadır. Kafirler hak ve hukuk bilmez, emperyalisttirler. En tehlikelisi ise münafıklardır, Müslüman olduğunu söyler ama fırsat bulduğunda arkandan vurur!

Bu durum devletler ölçeğinde de böyledir. Müslümanlar yönünü mübarek topraklardaki Kabe’ye dönerler, böylece Hak’tan yana olduklarını belirtiler.

Peki bizler neden Kabe’ye döneriz. Bu konunun elbette siyasi, sosyal, dini ve milli yönden ele alınabilir. Hatta felsefesi bile yapılabilir. Bildiğim şu ki, yönünü Kıbleye çeviren insan Allah ve Resulünün çizgisinde yürüdüğünü beyan etmiştir.  

İÇİMDEKİ FİRAVUN BOŞ DURMAZ

Hayatımız kıbleye dönmek, secde etmek veya etmemek, uyumak ya da uyanık kalmak gibi tercihlerle doludur. İşte tam da bu seçimleri yaparken, içindeki Firavun durmaz, yanına vezire Haman’ı da alır(şeytan), sürekli kanında dolaşır, bizleri hak yoldan çevirmeye çalışır, kimi zaman da başarılı olur.

Cenabı-ı Allah bunu bildiği içinde tövbe kapısını sürekli açık tutmuş, bizlere mesaj vererek, affetmeyeceği bir günah olmadığını, ümitsiz olmamamız gerektiğini belirterek, ancak kendisine şirk koşmamamızı ister.

Elbette inanmış hiçbir insan Cenab-ı Allah’ı eş koşmaz ya da inkâr etmez ama gizli şirklere de dikkat etmek gerek. Zaten büyük günahlar dışında ki günahlar abdest alıp, namaz kıldığımızda silinip gidiyor.

Şunu söylemek istiyorum, içimizdeki savaşı kimi zaman Firavun kazanmış gibi görünse de inanın inanmış insanlarda galibiyet Musa’nın olur. Zaten sevaplarımız, günahlarımızdan fazla olduğunda inşallah Rabbim affeder, cemalini görenlerden oluruz.

Asrımız zor bir zaman dilimi, her türlü günahın rahatlıkla boy attığı giderek de bu günahların normalleşmeye devam ettiğini düşünürsek, deriz ki içimizdeki Musa’ya sahip çıkın. Firavununuzu izin vermeyin.

Bu kolay mı? Hayır, ancak bir yolu var. Tıpkı Efendimiz gibi; “Yarabbi bizi nefsimizle bir saniye de olsa baş başa bırakma!” diyerek samimi dua etmek gerekiyor.