Geçtiğimiz hafta tedavi gördüğü İstanbul da vefat eden Prof. Dr. Sami Özgül, kurucusu olduğu İstiklal üniversitesi’ne elinden geldiği kadar faydalı olmaya çalıştı. Ancak yeteri kadar çalışma imkanı bulamadı. Rektör olarak ilk atandığında, KMTSO ev sahipliğinde bir toplantı gerçekleşmişti. Bu toplantıya dönemin Sanayi ve Teknoloji bakanı Mustafa Varank’ta katılmıştı. Rektör Özgülr, “Sayın bakanım, ben kalp hekimiyim. Bana fırsat verin, kalbe takılan birçok parçayı biz burada üretelim. Çok basit olan parçalar bile ülkemizde üretilmiyor. Hep dışardan ithal ediyoruz.” demişti…

Sami Özgül hoca, ülkenin en iyi kalp hekimlerinden birisi olarak kabul ediliyordu. Ama çok dertli bir rektör olarak süresini tamamladı, tekrar müracaat etmedi ve noktayı koymuştu. “çünkü ben burada daha fazla yararlı olabilirdim ama bir türlü fırsat elde edemedim.” Demesinin altında buruk bir vedayı işaret ediyordu.

İstiklal Üniversitesi yeteri kadar desteklenseydi daha iyi olacaktı. Sami Özgül hocanın bir isteği daha vardı: “Üniversite olarak tıp fakültesi kuralım” telifine de hep olumsuz bakıldı. “Burada bir tıp fakültesi yeter” dendi. Hâlbuki Gaziantep’te 5 tane tıp fakültesi olduğu söylenince karşılık bulmadı.

Elbette burada üniversite ile ilgili çok yazılacak ve konuşulacak şeyler var. Ama geçmişle yüzleşmenin bir yararı olmayacağı düşüncesindeyim. Yerine atanan Prof. Dr. İsmail Bakan’a rektör olarak daha çok imkanlar sağlandı; kısa sürede ismine layık bir şekilde gelişmelerine devam ediyor. Ancak Rektör olmak büyük ve onurlu bir makam. Buda makamda oturmakla olmuyor. Daha çok üniversite-sanayi işbirliğine önem vermesi ve kamuyla bütünleşmesi gerekecek. Yaptığı basın toplantısında aralıksız iki saate yakın basın açıklamasının da beklenenin üzerinde konuşmasını uzun tuttuğunu da hatırlatmakta yarar var.

Diğer taraftan: Gerek bireysel gerekse toplumsal değerlerimizdeki bu aşınmanın, geleceğimizi ne denli olumsuz etkileyeceğini irdelemek zamanıdır sanırım. Bu olumsuzluklardan milli varlığımızı titizle sakınmak gereğini göz ardı etmemeliyiz. Sağlıklı bir toplum olmanın, geleceği karşı sorumluklarımıza sahip çıkmanın gereği de bu olmalı.

Trabzon caddesinin son durağında olan rektörlük binası, o tarihte birilerine duyurmadın gizlice alınmıştı. Çünkü Rektörün oturacak ve kalacak yeri yoktu. Eski Bahçelievler Üniversite yerleşkesinin bir katın iki odası verilmişti. Orada görev yapmaya çalışıyordu rahmetli Sami Hoca; eğer engel olunmasaydı... Üniversiteyi bugününden daha büyük yerlerde taşır. Belki de çok istediği tıp fakültesini İstiklal üniversitesine kazandırabilirdi. Devletten gelen paralarla değil, kendi ürettiği kalp parçalarını da üretebilir. Aynı zamanda Diğer üniversitelere örnek olabilirdi. Ama bunların hiç birine fırsat verilmedi.

Verilseydi... Üniversiteler dünyanın gelişmiş üniversitelerinde olduğu gibi tüketen değil, üreten bir üniversiteyi bize kazandırabilirdi.

Sami hocada bu dünyadan göçtü gitti; bilim insanı olarak çok öğrenci yetiştirdi. Şu anda kalp konusunda görev yapan bilim insanlarının hocaların hocası olarak geride iyi bir isim bıraktı. Sami hoca, Maraş için verilen birçok görevde bulundu. Ama Kahramanmaraş, Sami hocanın kıymetini bilmedi, bilemedi. Ruhu şad olsun diyerek noktayı koyalım.