Bana gelen soru aynen şu: “Hocam medeniyetler ölür mü? Ve yepyeni bir dirilişle çağın da ötesini hedefleyen bir medeniyet kurabilir miyiz?”

Okuyucum yukardaki iki önemli soru ile galiba bilgimizi kontrol etmek istemiş olacak ki iki ucu açık harika bir soru göndermiş. Benim de zaman zaman bahsettiğim daha doğrusu özlemini çektiğim, kendimce de “Takva Medeniyeti” ismini verdiğim bir medeniyet kurulabilir miydi?

İki aydır birçok makale okudum, yerli ve yabancı düşünürlerin fikirlerini not ettim. En son Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa kitabının ortalarında rastladım.

E.Lavisse ile başlayalım söze: “Her kuvvet tükenir, tarihi yönetme gücü ilelebet devam etmez. Avrupa üç bin yıl önce Asya’dan devraldı ama ne zamana kadar koruyabilecek?”

Bu sorunun cevabını galiba bizler şu anda biliyoruz, bilmenin de ötesinde yaşıyoruz. Çünkü ABD ve AB son yıllarda üç bin yıl önce kaptığı gücü yeniden Asyalılara kaptırmak üzere gibi görünüyor.

Çünkü neredeyse yüz yıldır birlikte olduğu Türkiye’yi kendi elleri ile doğululara göndermek zorunda bıraktı. Bu tarihi hatayı birkaç ay sonra AB’de yapacak ve güç yeniden Asya’ya geçecek. Allah daha iyisini bilir ama durum onu gösteriyor ki bu bir medeniyet aktarımı ya da el değiştirmesi şeklinde yorumlanabilir.

MEDENİYET AKTARIMI İLE DEVAM EDELİM

Avrupalıların içinde bulunduğu yani batının medeniyeti doğuya bırakması ile ilgili Danilevsky şöyle der (1822-1885) “Medeniyetler üç yoldan aktarılabilir. Ben kısa kısa başlıklar halinde yazacağım, birincisi kolonileştirme, ikincisi aşılayarak, üçüncüsü faydalanma yolu ile…

Faydalanma yolu ile de bilim ve teknoloji iktibası söz konusudur, aşılama ile medeniyet aktarımı başarılı olmaz, öyle diyor Danilevsky, kolonileştirme ise günümüzde pek yaşanmıyor.

Şu cümleyi önemli bulduğum için köşeme taşıyorum: “ Her orijinal medeniyet, ayıklayıcı bir uzviyettir. Yalnız kendi bünyesine uyan unsunları alır. (Not, bu açıklamalardan yola çıkarak, bizim batılılaşma sevdamızı uzun uzun tefekkür edebilirsiniz. Aslında bizim için en doğrusu özümüze dönmekte ama beceremedik. Neyse…)

KÜLTÜR FARKLI, MEDENİYET FARKLI

Evet yukarda ifade edildiği gibi medeniyetler doğar, büyür ve ölür ama kültürler öyle değildir, ait olduğu toplumla yaşar gider. Bu yazarımıza göre medeniyetlerin en fazla ömrü 600 yılmış, kültürler ise sonsuz diyor. Bilmem katılır mısınız?

Şimdi esas tespitlere geçelim isterseniz. “Medeniyet merhalesini idrak eden kavim, adalet, hürriyet içtimai veya ferdi refah gibi ideallerini gerçekleştirdikten sonra ya eski zaferleriyle avunmaya, mazinin geleneklerini ezeli birer ideal olarak yüceltmeye başlar, taşlaşır yahut ta tezatlaşır çatışmalar, çözülmüş lükler içinde bocalar. Ama bu çırpınış uzun sürmez. Ümitsizlik yerini kendi kendinden memnunluğa ve taşlaşmağa bırakır.(Danilevsky s. 109/Umrandan Uygarlığa)

Ve bir altı çizilecek söz daha: “Çöküş, her medeniyetin önüne geçilmez alınyazısıdır!” Sonra medeniyetler bir günde çözmezler. Gurup uzun sürer ve hemen fark edilmez. Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır.

Dikkat buyurun şu söze, yazar der ki: “ Avrupa medeniyeti XVII yüzyıldan beri inkıraz(çöküş) halindedir.

Şimdi yazılarımızda batı çökmek üzere dedikçe birileri rahatsız oluyor, inanmıyor. Bakın yukardaki sözler 1914’de batılı düşünürler tarafından belirtilmiş. Niye çünkü batı medeniyet kurmak yerine, zalimlik yaptı, sömürü ve emperyal emellerinin peşinde koştu, bir damla petrol, bir mazlumun kanında iyidir dedi. Hala demiyor mu?

Peki biz bir medeniyet kurabilir miyiz? Elbette zaten şu yaşadığımız çağda gidişat oraya doğru, siz bakmayın bizim sarsıntılar yaşadığımıza. Bu millet asildir, aslına yeniden rücu edecek. Kürt, Türk, Alevi her ne ise Anadolu’nun temiz suyunu içinler yine yeryüzünde adaletle hükmedecektir.

Bunu kişilere bağlamadan söylüyorum. Kimse yanlış anlamasın ama gelişmeler, karanlığın geçmek üzere olduğunu, aydınlık günlerin bizi beklediğinin delildir diye düşünüyorum.

Kalın sağlıcakla.