Alemlerin Efendisi ile Hz. Ebubekir arasında ki dostluğu hepimiz biliriz. Bu nedenle olsa gerek, Efendimiz(sav) vefat ettiğinde emanet kendisine verildi ve halife olarak seçildi.

Geçen hafta bu konuda bir yazı okumuştum, beni etkilediği için, sizlerle o yazıyı paylaşmak istedim.

"Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem namaz kılıyordu.

Ukbe İbnu Ebi Mu'ayt koşarak geldi.

Hz.Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem cübbesini boynuna geçirip şiddetli şekilde boğmaya başladı.

Hz. Ebu Bekir (radiyallahu anh) olayın üstüne geldi. Ukbe’yi itip devirdi: "Sen, ‘Rabbim Allah'dır!’ dediği için mi Efendimizü  öldürmek istiyorsun?" diye sordu.

Aradan yıllar geçti.  

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz vefât ettiğinde, Ensâr ve Muhâcirler, Sakîfe’de Hz. Ebû Bekir’e (radiyallahu anh) bey’at ettiler.

Bir gün sonra umûmî bir bey’at daha oldu.

Peygamberlerden sonra insanlığın en hayırlısı olan Hz. Ebu Bekir Sıddîk (radıyallâhu anh) insanlara bu neden şöyle hitâb etti:

“Ey insanlar! En sâlihiniz olmadığım hâlde sizin başınıza halîfe seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz! Yanlış hareket edersem beni îkâz ediniz! Doğruluk, emin bir şahsiyet olmanın göstergesidir. Yalan ise hıyânettir. Zayıf olanınız hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür. Güçlü olanınız da kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim nazarımda en zayıfınızdır.”

ZİLLET

Yine bir gün Ebubekir(ra)şöyle söyler: “Bir millet Allah yolunda cihâdı terk ederse zillete dûçâr olur. İnsanlar arasında kötülük yayılırsa Allah o millete umûmî bir belâ verir. Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz! Şayet Allâh’a ve Rasûlü’nün emirlerine riâyette kusur gösterirsem bana itaat etmeniz söz konusu olamaz. Haydi, namazımızı kılalım, Allâh’ın rahmeti üzerinize olsun…”

Hz. Ebû Bekir’e (radiyallahu anh) halîfe olunca, önceki hayatına göre daha mütevâzı, daha zâhidâne, daha müstağnî bir hâle bürünmüştü.

Halîfe olmadan önce komşusu olan yetim kızların koyunlarını sağıverir, ihtiyaçlarını karşılardı. Halîfe olduktan sonra çevresi, artık onun meşgalelerinin artacağını, belki hayat şartlarının değişeceğini, bundan böyle yetimler ile ilgilenmeyeceğini sanmışlardı. Ancak değişen bir şey olmadı. O, aynı mütevâzı hâliyle yetimlerin koyunlarını sağmaya ve ihtiyaçlarını bizzat karşılamaya devam etti.

Hz. Ebû Bekir’e (radiyallahu anh) Rasul-ü Ekrem’in sallâllâhu aleyhi ve sellem son zamanlarında hazırlanan Usame ordusunu uğurlarken askerler şu konuşmayı  yapmıştır:

‘’Hunharlık yapmayın. Kimseyi boynundan zincire vurmayın. Zulüm yapmayın. Kimsenin azasını kesmmeyin. Küçük çocukları, ihtiyarları ve kadınları öldürmeyin. Meyveli ağaçları kesmeyin. Ekinleri yakmayın. İhtiyacınız dışında herhangi bir koyun, sığır ve deveyi kesmeyin. Manastırlara çekilmiş insanlara dokunmayın. Onları kendi hallerine bırakınız.’’

AKILLI VE AHMAK MESELESİ

Hz. Ebû Bekir’e (radiyallahu anh) “Akıllı kimse takvâ sahibi olur. Ahmak da hevasına uyup zâlim olur.” demiştir. Hz. Ebû Bekir (radiyallahu anh), güzel ahlâkı, doğruluğu ve cömertliği ile hem cahiliye döneminde hem de Müslümanlığından sonra dost düşman herkesin takdirini ve saygısını kazanmıştır. Varlıklı haline rağmen mütevazı oluşu, insanlara karşı hoşgörülü davranışı, yumuşak huyluluğu ve merhameti ile ashab arasında örnek bir şahsiyet haline gelmiştir.  

O koca halife hayatında o kadar mütevazi idi ki devesinin üzerinde giderken kırbacı veya yuları düşse onu inip kendisi alırdı, kimseye emretmez ya da yardım kabul etmezdi. Allah ondan razı olsun, bizlere de örnek almayı nasip etsin…”

Allah şefaatlerine nail etsin.

Kalın sağlıcakla.