SERDAR YAKAR
Onikişubat Belediyesi
Kültür ve Sosyal İşler Müdürü

MUHAREBENİN ALTINCI GÜNÜ 
(26 Kânunisani (Ocak) 1920 Pazar)   

Harbin altıncı günü Şekerdere’deki düşman karakolundan atılan kurşunlar ölüm yağdırıyordu. Türklerin karakolun yakınına yaklaşmasına imkan yoktu. Strateji gereği civarındaki tüm evler yakıldı. Böylece karakol ve düşman cephaneliğinin bulunduğu kiliseye yaklaşmak ve hücum etmek mümkün olacaktı. 
Pazarcık’tan gelen Kılınç Ali şehrin doğu kısmındaki semt teşkilâtı ile temasa geçmişti. Zülkadiroğlu Süleyman Bey’le birleşerek harekâta girişti. 
Bugün Pazarcık Atmalı aşiretinden Yakup Hamdi Ağanın çeteleri de gelerek doğu cephesine iltihak ederek Kılınç Ali kuvvetlerini takviye etti.
Kılınç Ali Karargâhını Haznedarlı’ya nakletmişti. Deliklitaş mevkiindeki düşman kuvvetlerine taarruz edildi. Bu taarruzda Bulanık yolunu kesmiş olan düşman kuvvetleri imha edildi ve şehrin bu kanadı düşmandan tamamen temizlendi. 
Sakallı Bedri takma adı ile Maraş’a gelen Yüzbaşı Kamil Polat o günü şöyle anlatıyor; “Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile Sivas’ta teşkil edilen iki yüz kişilik bir ester Süvari Bölüğü ve iki topla Maraş’a geldim. Rütbem yüzbaşı idi. Siyasi durum icabı bütün asker sivil kıyafette geldik. Bölükte üç teğmen görevli idi. Yolda katılanlarla beraber üç yüz kişi olduk. Cancık Mağarasında karargâh kurdum. General Dalamut’a ilk gülleyi atan benim.” 
Yüzbaşı Kamil Polat’ın Sivas’tan beraberinde getirdiği Şınaydır marka topların namluları Tarsuslu Ahmet Çavuş, Bahri Çavuş ve İzmirli bir erin gayreti ile Kışla’ya çevrilerek ateş altına alındı. Topların yeterli miktarda mermisi yoktu. Bu yüzden çok bir fayda sağlamasa da varlığı halkın maneviyatını oldukça güçlendirmişti. 
Mutasarrıf Vekili Cevdet Bey bugün Dâhiliye Vekâletine gönderdiği telgrafta durumu şöylece özetliyordu;
“Bu gün de Fransızlar askeri mevzilerden ve önceden hazırladıkları Ermeni evlerinden gece ve gündüz bombardımana devam etti. Halen insan kaybının sayısını tespit etmeye imkân yoktur. Birçok ev ve barınağın dumanları ölenlerin ve zulüm görenlerin ahu feryadı semaya ulaştı. Şehir viraneye döndü. Kim bilir ne kadar ocak söndü. Sağ kalan zavallılarda ateş ve açlığa mahkûm oldu. Acaba bu kan dökücü hareketler de medeniyet gereği midir? Bu millete başka taraftan imdat yok. Bari Allah imdat ede. Bombardıman ve müdafaa halen devam etmektedir.”
Şifreli olarak kaleme alınan bu telgrafa ilk cevap III. Kolordu kumandanı Albay Selahaddin Bey’den geldi;
“Durum bakanlığa ve ilgili makamlara acilen bildirilmiş huzur ve sükûn içerisinde bulunan şehri yakıp yıkan ve karışıklık çıkaranlardan, bu haksız yere intikam almak için dökülen kanın durdurulması ve sebebinin sorulması istenilmiştir. Maraş halkının milli camia ile olan irtibat ve meylinin yüce benzeri burada ve memleketin her tarafında kalben son derece milletçe gösterilen fedakârlığın güzel meyvelerinin yakında toplanması lutf-u ilahiyeden istenmektedir. Durum hakkında sık sık haberlerinizi beklerken Elbistan’la şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da haber alma ve haber verme işlerinin düzenli bir şekilde sürdürülmesine çalışılması.  Kötü ihtimallere karşı hazine mallarının israf ve heder edilmemesi ve kaybedilmesinin önüne geçilmesi amacı ile Şubat sonuna kadar olan süre için memurların hak ettikleri maaş ve tutarının alıkonulup artanının eşraf ile halkın yardımları ile Harbiye ve Maliye Bakanlıklarının emri ve Sivas Defterdarlığının yazıları gereğince sıkı koruma altında bulundurulmak üzere Elbistan Mal Sandığına emniyet gözetiminde yollanmasının sağlanmasını rica ederim. Ayrıntılar ayrıca bildirilecektir efendim.”  
Bu sırada hiç ara vermeden Fransız ve Ermeniler Türklere ait evleri birer birer yakmakta idiler. Buna rağmen  savaşta fiziki ve moral üstünlük Türklerde idi.   
Sokak çatışmalarının sürdüğü mahallelere sürekli olarak takviye kuvveti gönderilmekte idi. Elbistan jandarma komutanı Ahmet Muhtar Nakipoğlu, Muin Sinan oğlu Hamit, Hususi Muhasebe Memuru Topal Salih, Tapu Memuru Kazancıoğlu Sait ve Elbistan’ın Güblüce köyünden Tahir komutasındaki kuvvetler takviye olarak Kayabaşı’na yardıma gelmişlerdi. 
Göksun’dan gelen Binbaşı Hasan ve Yedek subay Bayram emrindeki kuvvetler ile Süleymanlı’da şube Reisi Binbaşı Cemil, Yüzbaşı Mahmut, Yedek subay Sadi,  Hacı Maksutoğlu İbrahim, Hacı Aslanoğlu Ali Ruhi emrindeki kuvvetler ise Cancık mağarasındaki karargâhı desteklemek için görevlendirilmişlerdi. 
Bugünkü şehitler arasında yine siviller çoğunlukta idi. Divanlı mahallesinden Aişe Hatun, Dumlupınar’dan Durdu Hatun, Divanlı’dan Elif Hatun, yine Divanlı’dan Rahime Hatun ismi tesbit edilenler idi. Ayrıca kahramanca mücadele eden Eşbahzade Mehmet Efendi, Fındıklı oğlu Ali Çavuş ve oğlu İbrahim Efendi gibi çok sayıda şehit vardı.


ÖNDEN GİDENLER:

EŞBAHZÂDE MEHMET EFENDİ

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. Maraş’ta 1867’de doğdu. Babası Divanlı Camiinde ziyarete açılan Sakalı Şerifi getiren Hacı Mustafa Efendi, annesi ise Zehra hanımdır.
Medrese eğitimi aldı. Ziraatçılıkla uğraştı. Şehrin düşman işgaline uğraması üzerine Ermenilerin şikayeti ile Fransızlar tarafından tutuklanarak Osmaniye’ye sürgüne gönderildi.
Sürgün olduğu Osmaniye’nin civar köy ve aşiretleri ile bağlantı kurarak bir çete teşkilatı oluşturdu. Maraş’ta harbin başladığını haber alır almaz kaçak yollardan Maraş’a döndü. Divanlı mahallesi çete gurup komutanı olarak görev aldı.
Nuh camiini yakmak isteyen Ermenilerin Bulgurcu’nun evinde toplandığını haber alınca “Allah’ın evine kefere sokmayız” diyerek karşı saldırıya geçti. Ermenileri darmadağın etti ama kendisi de o çatışmada 26 Ocak 1920’de Şehid oldu. Cenazesi ziyaretgahın bulunduğu mezarlığa defnedildi.

FINDIKLIOĞLU ALİ ÇAVUŞ

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. Maraş’ta 1874’de doğdu. Babası Mustafa Efendi, annesi Selver Hanım’dır. İşgal öncesinde Divanlı mahallesinde bakkallık yaptı. Fransız işgali ile şehir genelinde çatışmalar başladığında mahallesindeki çetelerin başına çavuş olarak seçildi. 
Emri altında bulunan çetelere Elbistan’dan silah ve mühimmat getirirken 26 Ocak 1920’de Dereli civarında pusuya düşürülerek Şehid edildi. Cenazesi Kümbet Camii mezarlığına gömüldü. Mezarlık buradan taşınırken mezar taşı ailesi tarafından alınıp hatıra olarak saklandı. Aile günümüzde “Fındık” ve “Fındıklıoğlu” soyismini taşımaktadır.

FINDIKLIOĞLU İBRAHİM

Şehid. Millî Mücadele Kahramanı. Maraş’ta 1900’de doğdu. Babası Fındıklıoğlu Ali Çavuş, annesi Fatma Hanım’dır. Fransız işgali sonrasında şehir genelinde çatışmalar başladığında mahalledeki çetelerin başına çavuş olarak seçilen babasının emrinde çatışmalara katılır.  
Fransız topçularının yoğun top bombardımanında bir şarapnel parçası ile başından yaralanır. Çatışmalar yoğunlaştığında kadın ve çocuklar Dereli köyüne doğru çekilirken onu da beraberlerinde götürürler. Kan kaybından yolda vefat eder. Cenazesi yol kenarına defnedilir.
Savaştan sonra yol kenarında bulunan cenazesi alınarak Kümbet Camii mezarlığına taşınır. 


ALİHAFIZOĞLU MEHMET PEHLİVAN

Alihafızoğlu Mehmet Pehlivan
Çete Reisi. Millî Mücadele Kahramanı. Elbistan Karahüyük’te 1877’de doğdu. Babası Mustafa Kahyaoğlu Ali Hafız Efendi, annesi Zeynep Hanımdır. İyi bir eğitim alarak ilim konusunda kendisini yetiştirir. İlk eğitimini Elbistan’da aldıktan sonra Şam ve Mısır’da başta hukuk olmak üzere çeşitli ilimlerin tahsilini yapar. Müderris ve mustantik (hakim) olarak görev yapar. Aynı zamanda güçlü, kuvvetli bir güreşçidir. Uzun boyu, cesareti ve acı kuvveti ile çevrede ün salar. Güreş meydanlarının aranan pehlivanı olur. “Sırtı yere gelmeyen pehlivan” diye bilinir. Aynı zamanda çiftçilik de yapar.
Maraş’ın işgal haberini aldığında yerinde duramaz ve hemen çete oluşturmaya başlar. Başta kendi köyü Karahüyüklü olmak üzere Ağlıcalı, Alembeyli, Bartulu, Izgınlı, Kışlalı ve Balıkçıllı köylerinden 138 kişilik bir çete gurubu oluşturur. Şehiriçi çatışmaların başlaması ile de çeteleri ile birlikte 8 Şubat 1920 günü Maraş’ın imdadına yetişir.
Arslan Bey hatıralarında 8 Şubat gününün olaylarını anlatırken; “Elbistan’dan Nakıpoğlu Mehmet Ağa ve Alihafızoğlu Mehmet Pehlivan 300 kadar bir kuvvetle gelmişler, Cancık’taki bir karargaha yerleşmişlerdi” der. 
Alihafızoğlu Mehmet Pehlivan ve beraberindekiler Makinalı Tüfek Zabiti Hamdi Beyin çetelerine dahil olurlar. Mehmet Pehlivan’ın çetelerinden isimleri hatırlananlar; Kürneli Yusuf Ağa, Taşo İbrahim, Kuceranın oğlu Hasan Hüseyin Ağa, Kara Halit oğlu Ali Ağa, Hacı Hasan oğlu Hacı Musa Ağa, İğdeli Mehmet Ağa ve Kuruoğlanlardan Vehneli Mehmet Ağa’dır.
Savaş sonrası İl Encümen Üyesi olarak görev yapan Mehmet Pehlivan’a Ankara’dan Birinci Millet Meclisine katılması için çağrıda bulunulur ise de özel sebeplerden dolayı hasta raporu alarak bu daveti geri çevirir. Güreş ve çiftçilik ile iştigal eder iken 1941’de vefat eder.