Son 5 asırdır, kendi değerlerimizden hızla uzaklaşırken, yönümüzü de hep batıya döndük. Geldiğimiz nokta ise ortada…

Cemil Meriç’in ‘Umrandan uygarlığa” kitabını ikinci defa okumaya başladım, arayış içine girdim; acaba batıdan bize fayda gelir mi? Onlarla bir olursak, izzet ve şerefimiz artar mı, ekonomi başta olmak üzere gelişebilir miyiz? Sorusunun cevabını bulmaya çalıştım.

O kitapta, yaşadığımız sıkıntı ve felaketlerimizin kaynağını araştırırken Tanzimat ve sonrası, bize Batılıların önerdiği ve denetlediği bir batılılaşma düzeninden bahsediyor.  Sonra da “Bu batılılaşma sevdası koskaca bir imparatorluğu batırmıştır, çünkü endüstrileşmeyi sağlayan değil, engelleyen bir tutum içermektedir. Şüphe mi var? Dört kıtayı sömürerek palazlanan kapitalizm canavarı, bindiği dalı kesecek değildi ya!” Sorgulaması dikkatimi çekti.

Sonra da hatalarımızın altını çizilmiş, deniyor ki: “Bir kere yaptığımız batılılaşmak değildir. İkincisi Batı bizim sandığımız gibi değildi, üçüncüsü Batı’nın ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi!” Evet bu tespitler kesinlikle doğru. Biz batılı olamayız, onlarda bunu biliyor.

Yani şunu anlayamadık, bir medeniyet başka bir medeniyete istihale(dönüşme-başkalaşma) edemeyeceği gerçeğidir.

Aslımız belli Türk’üz ve Müslümanız, bizleri dönüştürebildiler mi? Ne ‘yenikler’ yaptılar, ne projeler gerçekleştirdiler, entrikalar ve bozulma düzenleri kurdular yine dönüşmedik, dönüşmeyeceğiz de çünkü Türk oğlu Türk’üz biz, yani Müslüman oğlu, Müslümanız. Elhamdülillah iman sahibiyiz!

Fakat, bozulmalar da az değil, bunların neler olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bu konuda da acilen kendimize gelmemiz gerekiyor…

BATILILARLA İLİŞKİYİ KESELİM Mİ?

Son yarım asırdır biliyorsunuz AB kapısında bekletildik, dışlandık, gelmeyin, istemiyoruz “Siz Müslümansınız” dediler, hem de açık açık bunu söylüyorlar.

Cemil Meriç 70’ yıllarda yazdığı o kitabında diyor ki: “Kaynaklarından kopan bir intelijansiyanın(aydınlar topluluğu) kaderi, Umrandan habersizdik, medeniyete ısınamadık. İnsanlığın tekâmül vetiresine ifade için kendimize layık bir kelime bulduk: Uygarlık. Mazisiz, musikisiz bir hilkat garibesi.  (Umran bir kavmin yaptıklarının bütünü, içtimâî ve dînî düzen, âdetler ve inançlar.)

Şunu söylemek istiyorum, ben batının ilmine, teknolojisine, yani güzel olan şeylerine karşı değilim, elbette ticaret yapacağız, elbette onlarla barış içinde olmak gerek. Ama batı şu anki emperyalist ve yamyam yaşamları ile bize model olamaz. Zaten bizi de aralarına almak istemiyorlar. Onlar bizim dostumuz olamaz. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kavramlarla bizi aldattılar.  O halde batılılaşma sevdamıza son verip, kendi öz değerlerimize yeniden sarılmamız gerekiyor. 

TARİHE BAKSAK GÖRECEĞİZ

Geçmiş on hatta yirmi asır geriye gitsek, tarihimizi gözden geçirsek, hangi dönemde zirve yaptığımızı göreceğiz. İşte o zaman, tekrar aslımıza rücu edeceğiz.

Aslı hu, nesli hu diye bizde bir söz vardır. Bilirsiniz, aslını inkâr eden de haramzadedir! Evet biz Türk’üz ve Müslümanız, aslımız da belli, kurduğumuz medeniyetlerde ortada…

Şunu söylemek istiyorum. Elbette batıya sırtımızı dönemeyiz, böyle bir şey de söylemedim, söylemem; çünkü dünya küçük bir köy haline geldi. Aslında ne biz onlarsız ne de onlar bizsiz olabilirler. Fakat, bizim onlara benzememizi talep ediyorlar. Şimdi biz onların dinine dönsek nasıl sevinirler, kucaklarına basarlar. Dolar bir gecede 1 TL olur, aynı gün AB kabul ediliriz.

Hakikatte onların durumu da hiç de iç açıcı değil.

Bizim hastalığımız orta da, ‘cehalet!’ Madem birinci sorun cehalet, çözüm mü de eğitim reformundan geçiyor. Be kardeşim 35 yıldır yazıyorum, ‘insanın düzelmediği bir toplum düzelmez!” diyorum.

Hani ne oldu, eğitim reformu yapacaktık? Niçin yapmıyoruz, bakanlıktan neden ses çıkmadı? Yapmayın beyler, kendi elimizle kendi geleceğimizi karartıyoruz…

Kalın sağlıcakla.